Aktüel
'Kanıksanmış bir otokrasi; Kemalizm!'
Hukukçu Yazar Ömer Faruk Uysal, 'Kanıksanmış bir otokrasi; Kemalizm!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Bu bir teoride ve pratikte demokrasi (9) yazısıdır! Otokrasi, demokrasinin tam tersi, totaliter, otoriter, tek adam, tek parti, tek ideoloji, faşizan yönetim, demek. Kemalist rejim tam da böyle bir şey!
Bu yazı, bazı dostlarca yapılan şu itiraz üzerine yazılıyor. Kemalizm ile ilgili bazı eleştiri yazılarımıza karşın, "Ölmüş gitmiş biri ile niye uğraşıyorsun, onlar geçmişte kaldı, bugünkü meselelere gel." gibi itirazlar.
Halbuki bendeniz, müteveffa Mustafa Kemal ile uğraşıyor değilim. Bu gereksiz ve faydasız bir çaba olur. Hatta esasen, Kemalist görüşle uğraşıyor da değilim. Bir adım daha atarsak, Kemalistlerle dahi uğraşmayı faydalı bulmam! Bunlar bu ülkenin tatsız da olsalar gerçekleri. İfade hürriyeti;Temel bir hak ve hürriyetlerin, demokrasinin olmazssa olmazıdır.
Eleştirip, dikkat çektiğimiz husus; demokrasi ve insan hak ve hürriyetlerine asla geçit vermeyen, yasal, anayasal ve fiili olarak uygulanmakta olan, "Kemalist rejimdir"
"Öldükten sonra da ülkesini yöneten tek lider", "Dinde zorlama yoktur, Kemalizm'de ise çoktur" "Kemalizmin vazgeçtikleri" yazı dizisi vs. yazılarda da belirttik. Kemalizm ölmüş gitmiş Atatürk, onun sevenleri, fikirlerden bir fikir'den ibaret bir şey değil! Herkesi bağlayan, zorlayan, bir başkasına asla tahammül etmeyen, sıkı bir otokrasi. Dahası sadece, mucidi Mustafa Kemalin, cismani hayatı ile kaim olmayan bir şahs-ı manevi!
Ayrıca esas sorun. Atatürk maskesi takarak veya onun arkasına sığınarak, birilerinin, ölmüş gitmiş Atatürk adına yönetmesi, ona dayanarak imtiyaz ve üstünlük elde etmesidir. Çünkü hiçbir ölü herhangi bir şeyi, hele ki bir ülkeyi, asla yönetemez. Onun adına birileri yönetmek ister. Bu aslında koyu bir Mustafa Kemal istismarıdır! Çok trajikomik tezahürleri olmaktadır. Bu saçmalıkları rasyonalize etmek için, ölümsüzlüğü iddia edilmektedir!
Uğur Mumcu; "Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır." derdi. 28 şubat postmodern darbesinde onlarca banka böyle hortumlanmış, çok Atatürkçüyüm diyen medya patronlarına, büyük iktisadi işletmeler ve devasa arsalar peşkeş çekilmiştir! Tüm Amerikancı soysuz askeri darbeler de, Kemalizmi ihya bahane edilerek meşrulaştırılmak istenmiştir. FETÖCÜ 15 Temmuz darbesi bile, "Yurtta sulh cihanda sulh" komitesince kotarılmak istenmiştir.
Şunu tekrar hatırlamakta fayda var. Kemalizm, Atatürkten sonra Yahudi Moiz Kohen tarafından kitabı yazılmış, ideoloji ve siyaset haline getirilmiştir. Mesela başörtüsü yasağı, Atatürk, hatta İnönü zamanında yoktur. 1970'lerde ihdas edilmiş ve Kemalist ideolojiye dayandırılmıştır! Bir çok yasak, engel, müspet teşebbüsün boğulması böyle olmuştur.
Türkiyede, anaokulundan üniversiteye, askerlikte ve heryerde, yoğun bir Kemalist endokrinasyon (beyin yıkama) yapılır. Her okulda, kamu kurumunda, işyerinde, meydanlarda, Atatürk heykel ve resimleri vardır ve sayıları gittikçe de artmaktadır. Darbeci Evren tarafından yapılan ve halen yürürlükte olan 82 anayasası, "ölümsüz önder", "eşsiz kahraman Atatürk" diye başlar. Hiçbir görüşün Atatürkçülük yanında koruma göremeyeceği, Anayasa emridir. Mebus, doktor, hukukçu, asker, vs. tüm yeminler Atatürk'e sadakat yeminleridir. Allah’a, Peygamberlere, Kitaplara, inanmaz ve bunu ifade edebilir, hakaret te edebilirsiniz! Kemalizm için ise buna izin yoktur. Kemalizm karşısında tarafsızlık da kabul edilemez. Mutlaka Kemalizm iman esaslarına inanmak ve öylece amel etmek zorundasınız. Her zaman, her yerde ve her durumda!
Tek adam, tek parti, tek ideoloji, tek inanç zorunludur. Herşey Ata Türk için, Ata Türk'e göre, Ata Türk tarafındandır! Kemalizmin amentüsü, vicdanlara bırakılmamıştır. "Yok öyle, burası Atatürk Türkiyesidir", "Türkiye laiktir laik kalacaktır", "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" dir. Mustafa Kemale inanmak yetmez, sevmek zorundasın. Sevmek de yetmez, askeri olacak ve heryer ve zamanda bunu haykıracaksınız! Bu geçmişte kalmış, unutulmuş, demode bir durum değildir. Kanlı-canlı, hazır, mevcut, güncel ve zorunlu bir durumdur!
Atatürk'ün kurduğu, ölünceye kadar genel başkanlığını yaptığı, altı ilke, altı oka, sahip tek parti CHP'dir. Atatürkün koltuğunda CHP başkanları oturur. Mustafa Kemalin ölünceye kadar seçimsiz olarak oturduğu esas koltuk Cumhurbaşkanı koltuğudur ama o bir teferruattır. Halk herkesi seçebilir ve yanlış kişiler de oturabilir. Bu kabule şayan değildir! Atatürk kendi kurdurdurduğu parti de dahil, diğer partileri kapatmış ve o partiye geçen ve kendi seçtiği 8 mebusu da astırmıştır. Kimse CHP'den başka bir partiye yönelemez. Yönelmenin sonuçları çok ağırdır. Nitekim ilk çok partili seçimle gelen Başbakan Menderes ve bakanları da asılmışlardır. Sonrakiler de defalarca, darbelerle düşürülmüşlerdir. Zamanı gelip, darbeyle devrilince kadar ise, daima vesayetcilerce tehdit edilmiş ve engellenmişlerdir!
Erdoğan ve hükümeti de defalarca tehdit, operasyon, muhtıra ve darbeye maruz kalmıştır. Ama otokrat, antidemokrat, diktatör olan, defalarca seçim kazanmış olan Erdoğandır! Elbette, Menderes, Demirel, Özal ve Erbakan'da, diktatörlükle, antidemokratiklikle yaftalanmışlardır! Demokrasimizin en esaslı meselesi işte bu çarpık tablodur! Bu bir kanıksanmış, kabullenilmiş, teslim olunmuş, kadim, kaçarı olmayan, istisnasız bir otokrasidir! Bu öylesine egemen ve teslim olunmuş bir otokrasidir ki, kimse söyleyemiyor. Akıllara gelmiyor, yadırganmıyor, dert de edilmiyor. Anayasal ve de facto Kemalist rejim egemenliğinin otokrasisini bırakın, şu şartlar altında olsun neden mucizeler göstermiyor, İsviçre demokrasisi yaşatmıyorsun? Bak, İsviçre, İngiltere, Hollanda Krallıkları ne güzel demokrasiler!
Kılıç çekip, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganları atan teğmenler, en hafif deyimle, aşırı bir disiplinsizlik yapmışlardır. Bunu planlanmışlar, izin istemişler ve alamamışlardır. Buna rağmen seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı ve onu seçen milleti, kılıçlarla tehdit etmekten vazgeçmemişlerdir! Başkomutanları Cumhurbaşkanını, ve diğer üst komutanları daha tören alanındayken, medyayı da ayarlayıp tehdit etmişlerdir. Yok efendim, teğmenler, Yunanistanı, İsraili, PKK'yı, ABD'yi tehdit ettiler diyebilen var mı? "Cumhurbaşkanının, Başkomutanın askerleriyiz " veya "Muhammedin ordusu, kafirlerin korkus" diye slogan atsalardı, ne olurdu? Darbe yaparken, ülkeyi soyarken, Başkomutan ve diğerlerine kılıç çekip, tehdit ederken, Atatürk maskesi takarsanız, herşey serbesttir. Önceki tüm darbelerde olduğu gibi. Bu tür darbe, tehdit ve başıbozukluklar, diğerlerine benzemez, başta, Mustafa Kemal'in partisi CHP, tüm ırkçılar, otokratlar, faşistler, sizi candan alkışlarlar ve korumaya alırlar. Böyle sloganlar, sadece meşru hükümet ve sıralı amirlere değil, millete de militarist bir faşizm dayatmasıdır. "Biz kuvvet komutanlarının, Genel Kurmay Başkanının ve ve Başkomutanın değil, ölümsüz Atatürk'ün askerleriyiz" demektir. Disiplin ve hiyerarşi dışıyız demektir. Aslında bir isyandır. Peki siz, Karabağ, Libya ve Suriye'yeye gitmek için, PKK ile mücadele için, Atatürk'ün emrini mi bekleyeceksiniz?