AKİT MENÜ

Gündem

Kürt siyasetçi Altan Tan bu sürecin ocak ayında bitirilmesini istedi! Silah bırakmada pazarlık olmaz!

HDP Eski Milletvekili Altan Tan, “Silahların susturulmasında pazarlık olmaz. Silahlar mutlaka susmalı. Ama ondan sonra demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti ve gönüllü rızaya dayalı yeni Ortadoğu Birliği, tabii ki müzakerelerle olur ve süreç içerisinde olur. Bunun adına müzakere ve ikna süreci demek daha doğru olur” dedi.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a PKK’nın lağv edilmesine yönelik çağrısıyla Türkiye, toplumsal barış ve birliğe her zamankinden daha çok yaklaştı. DEM heyetinin İmralı’ya gitmesi, ardından başta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve MHP Lideri Devlet Bahçeli olmak üzere başlattıkları ziyaretler olumlu havayı güçlendirdi. Biz de 2013 yılındaki çözüm sürecinde İmralı ve Kandil’e giden heyette yer almış önemli Kürt siyasetçiler arasında bulunan HDP Eski Milletvekili Altan Tan ile yeni sürecin yol haritasını konuştuk.

Altan Tan, MHP Lideri Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan yeni sürecin başarısından ümitli olduğunu belirterek, “Türkiye’nin karın ağrılarını halletmesiyle birlikte üç yıl içinde Türkiye, Suriye, Irak Kürdistanı, Irak ve Lübnan arasında vizeler ve gümrükler kalkar. Büyük bir sinerji ortaya çıkar. Türkler de kazanır, Kürtler de kazanır, Araplar da kazanır. Ermenistan sınırının açılması lazım. Azerbaycan ve Gürcistan’ın bu işin içinde daha etkin olması lazım. Yezidiler, Süryaniler, Nusayriler, Hıristiyanlar bölgede yaşıyor. Yunanistan, Bulgaristan, Bosna Hersek, Arnavutluk dahil 250 milyonluk bir havza bu. Herkesin kazanacağı yeni bir proje. Doğal olarak bu işin kaptan köşkü Türkiye olacaktır. Bütün bu havzanın merkezi İstanbul’dur. Çamlıca Tepesi’nden bakan, doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi görecek bir ufka ihtiyacımız var” görüşünü kaydetti.

BU SÜRECİN BİR DEVLET PROJESİ OLDUĞU ANLAŞILIYOR

Sayın Tan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısını nasıl karşıladınız?

Bugüne kadar Kürt meselesinin çözümüyle ilgili duyduğumuz en yüksek metafordu. Bugüne kadar hele hele Devlet Bahçeli gibi birinci çözüm sürecine en keskin bir şekilde karşı çıkan birisinin böyle bir çağrıda bulunması, böyle bir çıkış yapması, Türkiye’nin geneli tarafından beklenilmeyen bir şeydi. Süreç ilerledikçe insanlar daha iyi kavramaya başladı. Tabii ilk başlarda her şeyi bildiğini zanneden, Cem Küçük’ten Şamil Tayyar’a kadar birçok kimse, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bundan haberinin olmadığını, Devlet Bahçeli’nin kendi inisiyatifiyle böyle bir ön aldığını iddia ettiler.

Ama zaman ilerledikçe görüldü ki, Tayyip Erdoğan’ın da başından beri bildiği, içinde olduğu ve ayrıca devletin içinde olduğu ve planladığı bir süreç olduğu ortaya çıktı. Birinci çözüm süreci daha çok bir hükümet projesiydi. Yani AK Parti ve Tayyip Erdoğan inisiyatifiyle gerçekleşen bir hükümet projesiydi. O tarih itibariyle MHP, CHP ve Türkiye’deki ulusalcı, Kemalist çevreler, Türk solu, Alisiz Alevilerin içinde olduğu geniş bir kesim sürece karşıydılar. Başarısızlığa uğraması için de ellerinden geleni yaptılar. Ama geldiğimiz süreçte, 2013 sürecinden farklı olarak bu sürecin bir devlet projesi olduğu ve kararlılıkla yürütüleceği her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Bu sürecin karşısına geçen herkes kaybeder

CHP’nin şehit aileleri ve gazileri öne sürmesine ne diyorsunuz?

Partiler veya şahıslar üzerinden polemik yürütülmesini yararlı görmüyorum. Ama CHP de bir durum değerlendirmesi yapacak. Bu sürecin karşısına geçen herkes kaybeder. Tabii ki evladı askerde, poliste hayatını kaybeden on binlerce insanın hassasiyeti var. Ama bu sadece onların hassasiyeti değil. Elli bine yakın Kürt genci de dağlarda hayatını kaybetti. Bunların büyük bir kısmının annelerinin başında ağlayacağı bir mezarları bile yok. Kurda kuşa yem oldular. Hassasiyetler her taraflıdır. Bunların hepsinin gözetilmesi lazım. Öyle bir sonuca ve çözüme ulaşmamız gerekiyor ki, Kürtlerin haysiyetini gözetmek zorundayız. Türklerin de endişelerini gidermek zorundayız. Burada iki önemli başlık var. Kürtlerin haysiyeti, Türklerin endişeleri. Türklerin endişeleri nedir? Ülke acaba bölünecek mi? Ayrışacak mıyız? Parçalanacak mıyız? Bütün bu endişelerin giderilmesi lazım. Kürtlerin haysiyetinden kast ettiğim de çözüm demek, barış demek bir teslimiyet değil. Herkesin Türk olması, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ demesi değil. Kürtlerin de ulusal, milli kimliklerinin, kültürlerinin, dillerinin tanınması, kimsenin kimseyi ‘yendim, ezdim, zorladım, mecbur ettim’ gibi bir söyleme girmemesi, onurlu bir şekilde insani, İslami demokratik haklarının tanınması, Kürtlerin haysiyeti de budur. Kürtlerin haysiyeti korunacak, Türklerin endişeleri giderilecek. Yeni bir Türk-Kürt birlikteliğiyle şiddetten, terörden, silahtan uzak demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti kurulacak ve bunun bir adım sonrasında da Ortadoğu Birliği tesis edilecek. Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün kim varsa Avrupa Birliği benzeri bir Ortadoğu Birliği teşkil edilecek. Bu birlikteliğin silahla, zorla, baskıyla, hileyle, halkların birbirini kandırmasıyla değil, ‘alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete’ siyasetiyle değil, Türkün, Kürdün, Arabın, Ortadoğu’da yaşayan bütün halkların ve mezheplerin gönüllü birlikteliğiyle, herkesin hak ve hukukunun gözetilerek sağlandığı yeni bir düzen ve bir Ortadoğu Birliği kurulması lazım.

SİLAHLARIN SUSTURULMASINDA PAZARLIK OLMAZ

Süreçte pazarlıktan bahsedilecek mi? Pazarlık olacak mı?

Silahların susturulmasında pazarlık olmaz. Silahlar mutlaka susmalı. Ama ondan sonra demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti ve gönüllü rızaya dayalı yeni Ortadoğu Birliği, tabii ki müzakerelerle olur ve süreç içerisinde olur. Bunun adına müzakere ve ikna süreci demek daha doğru olur.

ÖNCEKİ SÜRECİ BOZANLAR ŞU AN DEVLET BAHÇELİ’NİN ÖNÜNDE ARZ-I HÜRMET ETMEKTE SIRAYA GİRDİ!

Siz önceki çözüm sürecinde çok çaba sarf eden bir isimsiniz. O zaman çözüm süreci neden başarıya ulaşamadı?

Biz bu konuyu çok tartıştık. Ben defalarca yazılı ve sözlü olarak belirttim. O zaman da sürecin içinde olmama rağmen “bu yol bu şekilde yanlıştır” dediğim için o çözüm sürecindeki heyetten çıkarıldım. O süreci bozanların nasıl bozduğu belli. Herkes biliyor. Onun için gönül ister ki bu dönemde o zamanki yanlışlar yapılmasın. Özellikle siyasi aktörler çok iyi seçilsin. Tayyip Erdoğan’a “seni başkan yaptırmayacağız” deyip, AK Parti’yi ve hükümeti şeytanlaştıran çevreler, üzerinden 11 sene geçtikten sonra hiç “özür dileriz, af edersiniz, yanlış yaptık” bile demeden utanmaz bir şekilde şu an Devlet Bahçeli’nin önünde arz-ı hürmet etmekte sıraya girmiş durumdalar. Bu 11 senenin hesabını da kimse vermedi. Benim gibiler de bu 11 sene boyunca ‘tukaka’ edildi sürekli olarak. Onun için dikkatli olunması lazım. Bugün silahların susturulması ayrı bir şeydir, Devlet Bahçeli’ye veya Mehmet Uçum’a arz-ı hürmet etmek ayrı bir şeydir. Ben Devlet Bahçeli’nin de, Mehmet Uçum’un da siyasi görüşlerine katılmıyorum. Ama bu çözüm sürecinde Devlet Bahçeli’nin olumlu bir rol alması, silahların susturulmasında ön almasını da önemsiyorum. Sapla samanı birbirinden ayırmak lazım. Yani biat etmek, her dediğine evet demek yanlış. Ama silahların susturulmasına katkısını önemsemek ve o konuda birlikte katkı sunmak doğru ve başka bir şey.

Öcalan’ın siyaset yapması bugünün işi değil

Sizce Abdullah Öcalan cezaevinden çıkacak mı? Siyaset yapacak mı?

Öcalan’ın çıkabileceğini bizzat Devlet Bahçeli söyledi. Bu saatten sonra bu konu üzerinde polemik yapmak doğru değil. Bunların hepsi Türkiye’de keyfi şeyler değil. Belli kanunlar var. Bir insan, iki sene, üç sene cezaevinde yatıp, çıktıktan sonra bile çıktığı gibi siyaset yapamıyor. Bunları bilmeden konuşuyor millet. Kanunlar, yönetmelikler çerçevesinde eğer öyle bir imkânı olursa; ki bunun hemen olması mümkün değil. Siyaset de yapar. Ama bu bugünün işi değil. Ama bunu söyleyerek, Abdullah Öcalan yarın hapisten çıkacak, öbür gün de Meclis’te milletvekili olacak demek bütün sinir uçlarına dokunmak demektir. Sürece de hiçbir olumlu katkısı olmaz..

Diyarbakır anneleri bu süreçte evlatlarına kavuşacak mı?

Tabi Diyarbakır annelerinin yanında bir de Cumartesi anneleri var. Yani Cumartesi annelerinin büyük bir kısmının çocuklarının bir kısmının diri mi ölü mü olduğu belli değil. Yerin altında mı, üstünde mi oldukları belli değil. Bunları birbiriyle yarıştırmak da yanlış. Cumartesi anneleri de mağdurdur, Diyarbakır anneleri de mağdurdur. Her ikisinin de yürekleri yaralıdır.

Önceki süreci bozanlar hâlâ aktif

Bu sefer ümitli misiniz? Süreç başarıya ulaşacak mı bu sefer?

Ben her zaman ümitliyim. Allah göstermesin bu sefer olmasa bile bu havza ayağa kalkacaktır inşallah. Türk, Kürt, Arap birlikteliği sağlanacak.

Ermenisiyle Gürcüsüyle, Azerisiyle, Yunanıyla, Bulgarıyla, Boşnağıyla, Arnavutuyla bu havza tabii entegrasyonuna oturacaktır inşallah. Akıllı olursak ve dünya sistemiyle kavga yerine anlaşma yollarını bulup, makul paylaşımı bulabilirsek.

Kimseye tek başına yedirmezler. Tek başına yemek de bizim kültürümüzde yoktur. Ama önceki süreci bozanlar hâlâ aktifler. Su uyur düşman uyumaz. Bunlara karşı dikkatli olmak lazım.

DEM SEÇMENİNİN BİLE EN AZ YARISI NAMAZ KILIYOR, ORUÇ TUTUYOR

Ahmet Türk’ün bir gazeteciye yaptığı açıklamada kullandığı “Ortadoğu’nun en seküler halkı Kürtlerdir” şeklindeki ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ahmet Bey açısından çok şanssız bir ifade. Tamamen Batılıların bakış açısı ile oryantalist bir yaklaşım. Üstelik doğru bir tespit de değil. Bizzat birçok Batılı sosyolog ve siyasetçinin de ifadesi ile Kürtler tarikat ve medreseleri ile Türklerden ve Araplardan çok daha dindar bir toplum.

Gerçi son 40 yılda PKK eliyle bir hayli örselenmesine rağmen durum halen de böyle. Halkı ve Ortadoğu sosyolojisini doğru analiz etmek lazım. HDP/DEM seçmeninin bile en az yarısı namaz kılıyor, oruç tutuyor.

Teslimiyete hayır, barışa evet

Sizce Kürtler buna hazır mı?

Kürtler her zaman barışa hazırdılar. Barış derken ‘biz teslim olalım’, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ diyelim. ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ diyelim şeklinde bir barışı kastetmiyoruz. Bunun adı barış değil, teslimiyettir. Kürtler yüz yıldır ‘teslimiyete hayır, barışa evet’ diyorlar. Bunun altını çizerek söylüyorum; Teslimiyete hayır, barışa evet. Onun için Kürt kamuoyunda her zaman bir barış beklentisi, bir çözüm beklentisi vardı. Buna da ciddi bir şekilde sevindi Kürt kamuoyu.
Ama endişeler var. Endişeler nedir? Acaba devletin, hükümetin çözümden anladığı, barıştan anladığı teslimiyet midir? Yoksa hakikaten Kürtlerin meşru, makul, insani, İslami, demokratik haklarının tamamının teslimi ile sonuçlanacak bir nihai çözüm ve barış süreci midir? Tabii ki Kürtlerin istediği nihai bir barış, nihai bir çözüm. Bunu da süreç ilerledikçe göreceğiz. Tabii Kürt kamuoyu da bunun farkında. Yani bir günde bütün sorunların çözüleceği, her şeyin halledileceği bir siyasi iklim mümkün değil. Bunun kısa vadeli adımları olacak, orta vadeli adımları olacak, uzun vadeli adımları olacak. Bir de sorunun bugüne kadar çözülen yanları var, çözülmeyen yanları var. Çözülen yanları, inkâr, imha, zoraki asimilasyon büyük oranda ortadan kalktı. Zoraki asimilasyondan kast ettiğim yasaklamalarla yapılan asimilasyon. Ama bugün normal şartlarda asimilasyon devam ediyor. Çünkü eğitim olmadığı için, kamusal alanda dil kullanılamadığı için, ticari alanda kullanılamadığı için her geçen gün Kürtçenin erime ve yok olma süreci maalesef devam ediyor.

Baskıya dayalı zoraki asimilasyon bitti diyebiliriz ama bu süreç içerisindeki asimilasyon devam ediyor. İnşallah silahların susmasından sonra çözülemeyen, kalan hesaplar da demokratik yollarla halledilir ve bir nihayete erer.

Süreç başarıya ulaşırsa 250 milyonluk birlik oluşur

Süreç başarıya ulaşıp Türkiye’nin birliği dirliği sağlanırsa ne gibi olumlu gelişmeler olur?

Türkiye’nin önü açıktır eskiden beri. Bunu Turgut Özal da, Necmettin Erbakan da yapmak istedi. Bugün karın ağrısını gidermiş bir Türkiye, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, yüz yıl sonrasından bahsetmiyorum. Üç yıl içinde Türkiye, Suriye, Irak, Irak Kürdistanı ve Lübnan arasında vizeler ve gümrükler kalkar. Büyük bir sinerji ortaya çıkar. Türkler de kazanır, Kürtler de kazanır, Araplar da kazanır. Tabii tek tek hepsini sayamıyorum. Ermenistan sınırının açılması lazım. Azerbaycan ve Gürcistan’ın bu işin içinde daha etkin olması lazım. Yezidiler, Süryaniler, Nusayriler, Hıristiyanlar bölgede yaşıyor. Yunanistan, Bulgaristan, Bosna Hersek, Arnavutluk dahil 250 milyonluk bir havza bu. Ortadoğu’nun tamamını katmasak bile 250 milyonluk bir havza. Bu süreç bu sene başarıyla sonlandırılabilirse Suriye’de kan dökülmeden Kürtlerin meşru makul statüleri elde edilirse üç yıl içinde büyük bir sinerji ortaya çıkar. Buna bir ad koymaya da gerek yok. Ortadoğu Birliği demek lazım. Mutlaka Ermenistan’ı da içine alan bir barış. Bunun en büyük tehlikesi Türk ırkçılığıdır. Bir Türk imparatorluğu peşinde koşmaktır. Irkçılıktan uzak, Türklerin, Kürtlerin, Arapların gönüllü birlikteliğiyle, Yunanistan, Bulgaristan’ı da içine alacak, Balkanları da içine alacak havza birlikte ticaret yapar, eğitim yapar, hastasını tedavi eder, yatırımlarını, suyunu, petrolünü, gazını karşılıklı kullanır. Herkesin kazanacağı yeni bir proje. Doğal olarak bu işin kaptan köşkü Türkiye olacaktır. Zaten bu işin merkezi Türkiye’dir. Bütün bu havzanın merkezi İstanbul’dur. Çamlıca Tepesi’nden bakan, doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi görecek bir ufka ihtiyacımız var.

OCAK AYI İÇİNDE BU İŞİN BİTMESİ LAZIM

Silah bırakma çağrısı için Şubat ayını gösterenler var ne diyorsunuz?

Bence o çok uzun bir süreçtir. Bu işin Şubat’a kadar götürülmesinin hiçbir mantıklı yanı yoktur. Ocak ayı içinde bu işin bitmesi lazım. Ne olacaksa ana hatlarıyla ortaya çıkması lazım. Süreci uzatmak demek çürütmek ve boşa çıkarmak demektir.

ALTAN TAN KİMDİR?

11 Eylül 1958 tarihinde Batman’da doğdu. İlk orta ve lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamladı. Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu.

1984-1985 yılları arasında Ankara Keçiören Belediyesi’nde Melih Gökçek’in başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

1987 senesinde Refah Partisi’ne (RP) girerek partinin Güneydoğu müfettişi oldu. 1991 yılında yapılan Türkiye genel seçimlerinde RP’nin MHP’yle ittifak kurması üzerine istifa etti.

Daha sonra 1993 yılında Aydın Menderes tarafından kurulan Büyük Değişim Partisi’nin (BDP) Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

BDP’nin kendini feshetmesinden sonra Menderes ile birlikte Demokrat Parti’ye geçti. 2000-2002 yılları arasında da HADEP Parti Meclisi’nde görev aldı. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’ndan Diyarbakır milletvekili oldu.

2013 yılındaki çözüm sürecinde İmralı ve Kandil’e giden heyette yer aldı. 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Diyarbakır milletvekili seçildi. 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde yine aynı partiden Diyarbakır milletvekili seçildi.

2018 yılında HDP’den istifa etti. 2018 genel seçimlerinde Saadet Partisi’nden İstanbul 3. bölge adayı oldu, ancak seçilemedi. Altan Tan, Demokrasi, Yeni Gündem, Yeni Şafak, Zaman, Özgür Politika, Özgün Duruş, Star gibi gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.

 

 

Yorumlara Git

Ankara’da kritik Hamas zirvesi! Hakan Fidan’dan Gazze mesajı

Ekrem’in itfaiyecileri SDG için halayda! Akit İBB’deki skandalı manşetten deşifre etti

Derya Çayırgan Ekrem’in metresi olduğunu reddetti! Tutanaklarda geçen otel buluşmaları ne olacak?

Nevşin’in yandaşlık oyunu elinde patladı! Ekonomist Yeşilada öyle bir cevap verdi ki Mengü çağırdığına bin pişman oldu

Yavru Vatan’a Çelik Kubbe kalkanı! Rum kesimini korku sardı, Şer odakları tutuştu