İSLAM
7 Şubat 2025: Günün Âyet ve Hadisi
Sizler için hazırladığımız 'Günün Âyet ve Hadisi' ile 'Günün 'Sözü', 'Günün Fotoğrafı' ve 'Kıssadan Hisse'yi istifadelerinize (7 Şubat 2025) sunuyoruz...
(٢٠٠) يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla
(200) Rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O’dur.
Ey iman edenler! Sabredin, kararlılıkta yarışın, düşmana karşı hazırlıklı olun (birbirinize dayanıp bağlanın), Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya ulaşabilesiniz.
(Âl-i İmrân Suresi) (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)
TEFSİRİ:
Sözlükte sabır “acıya katlanmak, zorluklara ve sıkıntılara göğüs germek” demektir (bilgi için bk. Bakara 2/45). Aynı kökten gelen ve meâlinde “kararlılıkta yarışın” diye çevrilen fiilinin masdarı olan müsâbere ise “kişinin kendisiyle başkası arasında meydana gelen olumsuzluklara katlanması (Râzî, IX, 155), kendisine karşı direnen kimseye (düşmana) daha fazla mukavemet etmesi” anlamına gelir (İbn Âşûr, IV, 208).
Sözlükte “düşmanın geleceği yeri bekleyip korumak” anlamına gelen ribât, terim olarak “Allah yolundan ayrılmamak, düşmana karşı uyanık ve hazırlıklı bulunmak” anlamına gelmektedir. Aslında ribât “düşmanın ansızın saldırmasını önlemek için atı bağlayıp hazır tutmak” anlamına gelen “rabtü’l-hayl” ifadesinden alınmıştır. Daha sonra ister süvari ister piyade olsun, sınır boylarında bekleyen kimseye “nöbetçi, nöbet bekleyen” anlamında, bu kelimenin türevi olan murâbıt adı verilmiştir. Murâbıt “bir müddet beklemek için sınıra giden kimse” demek olup terim olarak silâh altında bulunan, kışla ve karakollarda duran ve nöbet bekleyen asker için kullanılır (Elmalılı, II, 1265).
Âl-i İmrân sûresinin özellikle baş taraflarında tevhid, nübüvvet ve âhiret gibi dinin esaslarını oluşturan itikadî konularda açıklamalar yapılmış, daha sonra hac, cihad ve benzeri amelî konulara değinilip kulların bunları yerine getirmekle yükümlü oldukları bildirilmiş, son âyetinde de bu görevlerin yerine getirilebilmesi için kulların yapmaları gerekenler üzerinde durulmuştur. Çünkü bu görevler kulun ya sadece kendisiyle ilgilidir veya kendisiyle başkaları arasında gerçekleşmektedir. Yüce Allah kulun sadece kendisini ilgilendiren yükümlülükler için kula sabırlı olmasını tavsiye ederken; kendisiyle başkaları arasında gerçekleşecek olanlar için de müsâbereyi yani kararlılıkla direnmeyi emretmektedir.
Meselâ düşmana karşı cihad ederken ondan daha fazla direnmesini ve ona galip gelmesini istemektedir. Düşmanın ansızın saldırıp müslümanları gafil avlamasını ve onları imha etmesini önlemek için de sınır boylarında nöbet tutmaları ve düşmana karşı daima dikkatli olmaları uyarısında bulunmaktadır. Hz. Peygamber de birçok hadiste müminlerin düşmanlarına karşı uyanık olmalarını, sınırda bekleyerek düşman saldırılarını önlemelerini emretmiş, bunu yapanların Allah katında büyük mükâfata ereceklerini ve cehennem ateşinden kurtulacaklarını haber vermiştir (bk. Buhârî, “Cihâd”, 73; Müslim, “İmâre”, 163; İbn Kesîr, II, 171-177; Kurtubî, VI, 324-326; silâh gücü bakımından hazırlıklı olmanın önemi için bk. Enfâl 8/60).
Muhammed Abduh buradaki takvâ emri ile ilgili olarak özetle şöyle der: Takvâ senin, Allah’ın gazabından ve azabından kendini korumandır. Bu da ancak Allah’ı tanımak, O’nu razı edecek ve O’nu kızdıracak şeyleri bilmekle mümkün olur. Bunları bilmek ise Allah’ın kitabını anlamaya, Peygamberi’nin sünnetini ve bu ümmetin “selef-i sâlihîn” denilen geçmişlerinin hayatını bilmeye ve onları örnek almaya bağlıdır. Kim hakkı ve haklıları korumak, hak daveti yaymak uğrunda sabreder, engellere karşı direnir, tehlikelere karşı uyanık olup gerekeni yapar ve Allah’ın emrine saygısızlıktan sakınırsa, diğer işlerinde de bu prensipleri göz önünde bulundurursa kendisini kurtuluşa ve Allah katındaki mutluluğu elde etmeye hazırlamış olur (Reşîd Rızâ, IV, 319).
Kaynaklarda, Hz. Peygamber’in geceleri teheccüd namazına kalktığında Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini okuduğu kaydedilmektedir (Buhârî, “Tefsîr”, 3/18-20; İ
bn Kesîr, II, 162-163).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 745-747
ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)
Bir bedevî geldi: “Ya Resulallah, dedi, ben rüyada başımın vurulup yuvarlandığını gördüm, ardından koştum."
Allah’ın Elçisi buyurdu ki: “Şeytanın, uykunda seninle oynamasını halka söyleme!”
Kaynak: Müslim, Ru’yâ, 15
GÜNÜN SÖZÜ:
GÜNÜN FOTOĞRAFI:
Çin'de dikey orman
KISSADAN HİSSE:
Cenaze Nereye Gidiyor?..
Cenazesi götürülen adamın oğlu, babasının tabutu yanında hem ağlıyor, hem de şöyle ağıt yakıyordu:
"Babacığım, bizi bırakıp nereye gidiyorsun? Seni öyle dar ve sıkıntılı bir eve götürüyorlar ki orada ne halı, ne de hasır var.
Ne aydınlatacak bir ışık, ne de yenilecek bir dilim ekmek bulunur. O evin ne açılan bir güzel kapısı, ne de dertleşecek bir komşusu var.
Amansız bir ev, daracık bir yer; orada ne yapacaksın, halin nice
olacak?"
O sırada böyle diyerek gözyaşı döken adamın söylediklerini dinleyen masum bir çocuk, elinden tuttuğu babasına,
"Babacığım bu cenazeyi bizim eve mi götürüyorlar?" diye sordu.
Babası,
"Aptal olma, neler saçmalıyorsun, bunu nereden çıkarıyorsun?" deyince çocuk,
"Duymuyor musun? Adamın, ölen babasını götürdükleri ev hakkında saydığı ve yakındığı şeylerin hepsi aynen bizim eve uyuyor. Ne ışık var, ne hasır; ne yiyecek, ne içecek; ne doğru dürüst bir kapı, ne de
komşumuz" dedi.