AKİT MENÜ

Gündem

Türkmenler sisteme dahil edilmeli

Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Dış İlişkiler Başkanı ve Önder Ankara Dış İlişkiler Sivil Diplomasi Merkezi Başkanı İsmail Mansur Özdemir, Akit’e özel röportaj verdi. Özdemir, “Türkmen kökenli aktörlerin yeterince yer bulamadığına ilişkin kaygıları var. Türkiye’yi sevmek, Türkiye’nin adımlarını takip etmek bu insanların handikapı olmamalı” diye konuştu.

Haber Merkezi

Beşar Esad rejiminin devrilmesiyle, 61 yıllık kanlı Baas partisi iktidarının son bulması sonrası Ahmed eş-Şara yönetimindeki Suriye, yeniden ayağa kalkmak için çalışmalarına devam ediyor. Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Dış İlişkiler Başkanı ve Önder Ankara Dış İlişkiler Sivil Diplomasi Merkezi Başkanı İsmail Mansur Özdemir, Suriye’de yaptıkları 9 günlük araştırmanın sonuçlarını ve ülkenin barış ve istikrar içinde geleceğini kurması için yapılması gerekenleri Akit ile paylaştı. Yeni yönetimin de Türkmenleri sistemin dışına ittiğini söyleyen Özdemir, Türkiye’de eğitim gören 18 bin Suriyelinin yeni yönetim kadrolarına alınması gibi pek çok konuda önemli açıklamalarda bulundu.

Sayın Özdemir Suriye’de gerçekleştirdiğiniz saha çalışmasının amacına ilişkin bilgi verir misiniz?

Türkiye, Suriye’nin işgalden kurtuluşuna verdiği desteği, siyasi geçiş sürecinde de sunmaya devam etmektedir. Türkiye; devlet ve sivil toplum iş birliğinde önemli destekler vermeye hazır olduğunu ortaya koydu. Suriyeli sığınmacıların geriye göçü ile başlayan süreçte, Suriye toplumunu geleceği ve Türkiye’nin katkıları şeklinde genişleyen bir dizi istişari toplantıların ardından sahada gözlemler yapılması konusunda karar alındı. Hazırlık ve izin sürecinin ardından sahada çalışmak isteyen kuruluşlara yönelik olarak saha çalışması imkânı oluşturuldu.

TÜRKMEN VARLIĞI SURİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN KRİTİK ÖNEMDE

Suriye’nin asli unsurlarından biri olan Türkmenlere ilişkin tespitleriniz nelerdir?

Suriye’de çalışmalar yapan ve özellikle Suriye Türkmen toplumunu da yakinen takip eden Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği, Genel Başkan İrfan Tatlıoğlu, Dış İlişkiler Başkanı olarak benim yer aldığım kalabalık bir heyet hızla sahaya intikal etti. Azez’den, Halep’e, Şam’dan Lazkiye’ye, Hama-Humus’tan Dera’ya kadar çok geniş bir alanda görüşmeler ve incelemeler gerçekleştirilerek, İsrail sınırına kadar inildi. Temas edilen her yerde büyük bir coşku ile karşılanan Türk heyeti, bölgede Türklere duyulan sevgi ve özlemin de bir temsili oldu.

Çok boyutlu Ortadoğu siyasetinde bulundukları ülkelerin vatandaşı olan, siyasi ve askeri gerilimlerin tarafı olmaktan korkmayan ve Türkiye’nin menfaatlerini kendi menfaatleri sayan Türkmenlerin hukuklarının, her zeminde korunması Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliğinin temel var oluş amacını oluşturmaktadır. Bu anlamda yeni kurulacak siyasal sistemde Türkmen varlığı Suriye’nin geleceği için çok kritik bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda yapılan saha çalışması uzmanlar tarafından raporlandırılarak ilgili kurum ve kuruluşlar yanında belli boyutları ile kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Gözlem ve raporlandırmada; Geriye göçün imkânı, yıkımın boyutları, fiziki imarın imkânı, sosyal imar, eğitim, kültürel çalışmalar, kamu diplomasisi çalışmaları, Türk dilinin öğretilmesi, akademik çalışmalar, sivil toplum çalışmaları, iş birliği alanları ve Türkmenlere yönelik çalışmalara odaklanılmıştır.

EĞİTİM GÖREN TÜRKMENLER YENİ YÖNETİMDE YER ALMALI

Türkiye’ye sığındıkları süreçte eğitim alan, Türkçeyi su gibi konuşan binlerce Türkmen, Suriye’nin ayağa kaldırılmasında rol alabilecek mi?

Ülkemizde Suriyeli Türkmen ve Arap olarak 18 bine yakın öğrenci yükseköğretimden mezun oldu. Bu insanlar Türkiye tecrübesini yaşadılar. Türkiye demokrasisini gördüler. Bu insanlar demokrasi isterler. Adil katılımcı bir siyasal yaşam isterler. Bu sebeple bundan sonra Suriye’de kim gelirse gelsin, katılımcı bir siyasal sistem kurmak zorunda. Artık despotizme yer yok.

TÜRKMENLER SURİYE’NİN HER YERİNDE

Suriye’de Türkmenlerin yerleşik olduğu bölgeler ve nüfusa oranlarının çok farklı boyutta olduğunu gözlemlediğinizi anlıyorum…

Bu seyahatimizde biz en vurucu olarak şunu fark ettik: Biz ağırlıklı olarak Türkiye’den baktığımızda Türkmenlerin sadece Türkiye sınırındaki 900 kilometrelik bir Türkmeneli aksında var olduğunu ve buradaki kardeşlerimizin bu mukavemeti gösterdiğini zannediyorduk. Fakat bu seyahatimizde Halep merkezinin dışında, bugün PKK’nın elindeki Rakka bölgesinde devası bir Türkmen nüfusunun olduğunu ve bunların Kuzey aksına gelerek SMO ile birlikte ciddi bir direniş ortaya koyduklarını gördük. Bu süreçte çok ağır bedel ödediklerini anladık. Biz Hama ve Humus’un Esed döneminde defalarca katliamlara, bombardımanlara uğratılan insanların genellikle Türk, Türkmen olduğunu müşahede ettik. Bu insanların Türk olduğu için katledildiğini gördük. Fransız ve İngilizlerden sistemi devralan Esed aklı, etnik olarak Türk olan insanlara zulmedip yok etmiş. Şaşırtıcı bir şekilde Hizbullah’a ve İran’ın vekil güçlerine teslim edilen bölgelerde Esed hükümetinden daha agresif bir düşmanlığın yapıldığını gördük. Lübnan sınırına yakın olan Türkmen köylerinin tahrip edildiğini bizzat gözlemledik. Nusayri köylerinden geçerken bakıyorsunuz, bir tane ev bile kurşunlanmamış. Bir Şii köyünden geçerken hiçbir savaş emaresi göremiyorsunuz. Son iki ayda yaşattıkları acıların hepsinin bedelini ödetebilirlerdi. Fakat yapmadılar. Sonra bir köye giriyorsunuz yerle bir edilmiş. Sonra sormayı bıraktık. Eğer bir köy yerle yeksan edildiyse, Sünni Türkmen köyü olduğunu anladık.

TÜRKMEN YERLEŞİMLERİ ÖZELLİKLE YIKILMIŞ!

Türkmenlerin yaşadığı yerleşim yerleri özellikle mi yıkıma uğratıldı?

Evet. Özellikle Türkmen köylerinde hiçbir evin taşıyıcı kolonlarının sağlam bırakılmadığını gördük. Ya Doçkayla, ya da patlayıcılarla patlatıldığını, evlerin asla tamir edilip yeniden ayağa kaldırılmamasının sağlandığını müşahade ettik. Hesapta İsrail’le savaştığı iddia edilen Hizbullah’ın, İran’ın, Esed güçlerinin orada Sünni Türkmenlere yaptığı mezalimin aynısını İsrail Gazze’de yaptı.

Bu saha çalışmasında bunları gözlemledik. Lübnan sınırında Hizbullah’ın çekilirken yakıp yıktığı, yok ettiği, özellikle sadece Hz. Ömer’in torunu olduğu için, Emevi Halifesi olduğu için Ömer Bin Abdülaziz’in kabrini tahrip ettiklerini gördük. Bu ziyaretimizin en önemli tespitlerinden biri bölgedeki Türkmen yerleşim birimlerinin yok edilmesi oldu. Bunu biz bizzat sahada tespit ederek söylüyoruz.

Siyonist İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik yaptığı etnik temizliğin aynısını Esed, İran ve Hizbullah yapmıştır. Aynı hattı temizlemek istemişlerdir.
Yeni bir sistemin kurulduğu noktada, özellikle Şara Hükümeti’nden hem siyasi, hem idari hem de teknik olarak Türkmen ailelerin çocuklarının, kadrolarının, tecrübeli yöneticilerinin devlet yönetiminde mutlaka görev alması icab eder. Aksi takdirde bu devrim anlam tartışması içine sürüklenir.

ÜLKEDE TÜRKMENLERİN ORANI YÜZDE 30’DAN AŞAĞI DEĞİL

Suriye’deki Türkmenlerin nüfusa oranı yüzde kaç civarında?

Türkmen toplumuyla ilgili bizim bazı medya kuruluşlarımızın yaptıkları haberlerde, enteresan bir şekilde Kürtlerin nüfusunu yüzde 13-15 gibi gösterirken Türkmenleri yüzde 8 düzeyinde gösteriyorlar. Biz bunun aslında bir algı yönetimi ve operasyon olduğunu düşünüyoruz. Hama, Humus ve Dera bölgesinde Araplaşan Türkmenlerle birlikte Suriye’deki Türkmen nüfus oranının yüzde 30’dan aşağı olmadığını biliyoruz.

Bizim niyetimiz Suriye ile bir etnik polemik başlatmak değil. Ama 14 yıllık savaşta kader ortaklığı yapmış, cephede omuz omuza savaşmış kadroların birbirine etnik, kültürel anlamda saygı duyması gerekir.

Suriye’yi Arapların yöneteceği, Türklerin de yönetileceği anlamına gelmediğini hatırlatmak istiyoruz. Türkiye’nin sahada eğitim, kamu diplomasisi, kültürel alanda ve fiziki alanda yeniden inşası değil, sosyal imar ve inşa anlamında da bu Türkmen toplumuyla etkileşme zarureti var. Türkçe’nin Suriye’de resmi dil olarak kabul edilmesi gerekir. Türkiye’nin de eğitim kurumlarıyla, kamu diplomasi kurumlarıyla, Türkiye’nin makul dindarlık anlayışını taşıyan Diyanet İşleri ile Suriye’de olması gerekiyor.

İÇ SAVAŞTA EN BÜYÜK MAĞDURİYETİ SÜNNİ TÜRKMENLER YAŞADI

Özellikle 14 yıllık kanlı iç savaşta en büyük mağduriyeti Türkmenler mi yaşadı?

Maalesef bizim Suriye ziyaretinde gördüğümüz en temel bulgulardan birisi, bu savaşta en büyük mağduriyetin Sünni Türkmen bölgelerinde yaşandığıdır. Suriye’de Sünni olmak bir dert, ama Sünni Türkmen olmak başka bir dert. Türkmen kardeşlerimizin Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’de eğitim almaları, milletimizin devletimizin bu insanlara sahip çıkması da bu işin sosyal boyutunu, alt yapısını oluştururken, bizim Türkmenlerden, Türkmenlerin bizden haberdar olduğu ortam oluşturulurken, aynı zamanda Suriye Milli Ordusu’nun, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kapasitesinin artırılmasıyla orada hiç kimsenin hesap edemediği bir Türkmen mukavemet gücü oluşmuş oldu. Özellikle DAEŞ ile mücadelede, daha sonraki dönemde rejimle ve rejimle birlikte hareket eden yapılarla son dönemde de SDG ve PKK ile yapılan mücadelede özellikle buradaki Suriye Milli Ordusu’nun askeri kapasitesi ve kabiliyetleri artmış oldu.

Yeni yönetimde Türkmenler yeterince yer bulamıyor

Yeni yönetimin ülkedeki Türkmenlere bakışı nasıl?

Son dönemde yeni yönetim tarafından Türkmenlerin sistemin dışına itildiği, değersizleştirildiğine yönelik şikayetler artmış durumda. Sahada yaptığımız görüşmelerde de Türkmenlerin hem askeri, hem siyasi, hem sivil toplum kanaat önderleri ile görüşmelerimizde, yeni sistemin kurulduğu süreçte değer görmedikleri, yeni siyasal rejime davet edilmedikleri, değersizleştirildikleri, hazırlık sürecinde Türkmen kökenli aktörlerin yeterince yer bulamadığına ilişkin kaygıları var.

Şara, Türkiye’de yetişmiş kadrolardan istifade etmeli

Bunu sıklıkla ifade ediyorlar. Türkiye’ye müzahir olmak, Türkiye’yi sevmek, Türkiye’yi izlemek, Türkiye’nin adımlarını takip etmek bu insanların handikapı olmamalı. Ahmet El Şara, devletimizin büyükleriyle görüşüyor olmakla beraber aynı zamanda mücadelenin iki tarafından biri olan, devletimizin de onayladığı Türkmen aktörlerle, akademisyenlerle, ilim adamlarıyla, özellikle Türkiye’de yetişmiş olan kadrolardan istifade etmeli. Bu dönemde savaş devam ederken bir savaşın içerisinde bulunan kadrolar oldu, bir de savaşın dışında eğitimini artıran kadrolar oldu.

Özellikle bürokratik kadrolar anlamında gerçekten Türkiye ile bütünleşebilecek nitelikte kadrolar var. Bunların sisteme dahil edilmesi gerekiyor. Yeni Suriye yönetimini ve Ahmet El Şara’yı kurtaracak olan bu. Ahmet El Şara’nın Avrupa’dan insan kaynaklarına odaklandığını duyuyoruz. Türkiye devlet tecrübesi, deneyimi, kadim tarihsel bağlar ve tecrübeler anlamında yönelmeleri gereken doğru adrestir.

TÜRKLERE TÜRKÇE KONUŞMAK BİLE UNUTTURULMUŞ

Türklere yönelik uzun yıllar süren baskının kültürel ve dil boyutları da var sanırım!

Türklere Türkçe konuşmak bile unutturulmuş. Sednaya ve diğer hapishanelerde yetişkinlerinin tamamının ağır işkencelerden geçirildiği, Hama, Humus, Halep, Dera ve Şam bölgelerindeki Türkmen yerleşim birimlerinde yaşayanların, Türkiye’nin Şara Hükümeti’nin de desteğiyle öz kimliğini ve hissettiği diline, yaşamına, özgüven içinde dönebildiği bir sürecin işletilmesi gerekiyor. Savaşın tarafı olan, Hama’daki, Humus’taki evlerini bırakarak mücadele eden insanlara haklarının teslim edilmesi gerekiyor. Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri desteği, bu insanların Türkiye’de barınmış olması önemli.

Ümit Özdağ’ın tahrikleriyle beraber burada eziyet ettiğimiz, ‘Suriye Arabı’ diye örselediğimiz, üzdüğümüz insanların aslında Suriye Türkmenleri olduğu gerçeğini halkımız bu çalışmalardan öğrendiğinde acaba ne düşünecek? Arap köyleri zannedip girdiğimiz köylerde yaşayan insanların, vesikalarıyla Osmaniye’den, Konya’dan, Adana bölgesinden buralara gönderildiğini anlıyoruz. Hac yolunu ve Surre alaylarını korumak amacıyla gönderilmiş, senden benden daha Türk, senden benden daha Anadolulu ailelerin çocukları. Savaşçıların, askerlerin çocukları. Bütün amaç, bildiğimiz M5 Karayolu olarak bildiğimiz klasik Hac yolu olan, yani Hatay’dan, Kilis’ten girip İdlib’den aşağıya doğru Halep’e, Hama, Humus, Şam, Dera üzerinden Mekke, Medine’ye giden yol üzerinde Osmanlı ve Selçuklu döneminde yerleştirilmiş Türkmenleri yok etmek, bütün Türk izlerini yok etmek amaçlanmış.

Yorumlara Git

Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü'ne kalleş saldırı

Bozguna uğrayan terör örgütü PKK/YPG inanç uydurmaya çalıştı! "Kürtlere özgü bir namaz var"

Venezuela, Grönland derken... Trump bir ülkeyi daha hedef aldı

DMM kalleşliğe geçit vermiyor! ''DEAŞ'lı teröristlere destek'' iddiası yalanlama

Terör devleti İsrail geri adım atmak zorunda kaldı