Aktüel
Pamuk şekeri polisler!
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal, 'Pamuk şekeri polisler!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Eskiden, polis denince, devletin asık yüzü, kaba otorite, kötü muamele, akla gelirdi. Menderes iktidarlarına kadar, tek parti döneminde de, jandarma dipçiği adiyattandı. "Mahkemede (karakolda) bulunan yemin ve dayak" diye atasözümüz bile vardı, çok şükür unutuldu.
Özal döneminde, galiba 1990'da, Boğaz köprüsü Anadolu çıkışında bir polis çevirmesinde; genç polisler: beyefendi beyefendi, diye hitap edince çok şaşırmıştım. Genç bir avukattım ve kimliğimi görünce, avukat bey, baştan söyleseydiniz aramazdık dedi. Ülkemizde bazı şeylerin değişmekte olduğunu ve polislere artık böyle eğitim verilmekte olduğunu sevinçle müşahede ettim.
Tabii herşey henüz bitmiş değildi. Sistematik işkence, duyum ve haberleri, AHİM mahkumiyetleri, infial yaratan aydın cinayetleri, bazı generaller, Eşref Bitlis paşa ve Özal'a fail-i meçhul suikastlar, güneydoğu ve Düzce İstanbul hattında 17 bin fail-i meçhul cinayetler, asit kuyuları, gırla gitti! Tüm bunlar konrol dışı güvenlik eylemlerinden ibaret olamazdı.(Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, A. Taner Kışlalı gibi laisist aydın suikastları!) En azından bir derin devlet politikası olduğu akla gelirdi. Derin devlet, böylece seküler kesimi mobilize ediyordu! Hrant Dink, Rahip Santoro gibi cinayetlerin failleri yakalandı önce. Sonra, 2003 yılından itibaren bu feci durum gittikçe düzelmeye başladı.
Bugünlerde Mansur Yavaş; polis PKK bayraklı eylemde pamuk şeker dağıtmış, Saraçhanede de pamuk şeker ikram etmeli dedi. Bu bir eşitlik ve adalet çağrısına benziyordu! İlk duyduğumda polisin imaj düzeltme uygulaması sandım, olumlu bulmakla birlikte, pek önemsemedim!
Sonra ortaya şöyle bir tablo çıktı; Cizre'de Nevruz kutlaması sırasında, görevli polisler, birkaç annenin pamuk şeker isteyen çocuklarını reddettiğine şahit olunca, 3/5 çocuğun olsun bu heveslerini karşılamak istemişler. Pamuk şekerci gencin de ama olduğunu farkedince, burada daha fazla yorulmasın diye, hepsini alıp eve göndermeyi düşünmüşler. Aralarında para toplayıp, tüm pamuk şekerleri çocuklara dağıtmışlar. Bir gazeteci de bunu kaydetmiş. İşte bu çok güzel ve önemliydi!
Pamuk şekerden ne olur, konuşmaya bile değmez denebilir. Ancak, unutulmamalı ki, 25 yıl önce devlet Nevruz'a izin bile vermez, polis yalnız kutlama kalabalığını, panzerler ve biber gazlarıyla dağıtırdı. PKK, için de bulunmaz bir propaganda fırsatı doğardı. Halbuki artık, emniyet güçleri, sadece katılımcıların güvenliğini sağlamak için oradalar. Meğerse Nevruz aynı zamanda orta Asya Türklerinin de bayramı imiş. Anadolu Türkleri dışında, Türk-Kürt ortak bayramıymış. Artık, Ankarada devlet protokolü mutlaka kutluyor. Elbette sadece Kürt bayramı olsa da kutlanmalıydı.
O güzel polisler, Türkiye ana'nın kadim değerleri, sevgi, sefkat ve kardeşliğini, hiç hesap yapmadan yansıttılar. Gerçek Türkiye budur, bu olmalıdır! Türkiye yıkılmıyorsa bundan yıkılmıyor, büyükse bundan büyük. Geniş bir gönül coğrafyamız var. Gönlün güzel muhtvası dil ile ifade edilemiyor, zengin Frenk dillerinde karşılığı yok! Bizi biz yapan, kardeş yapan bu.
Başka; Hanımdan yeni duydum, Doğuda huzur evleri yokmuş. Yaşlıların huzurunu evlatları sağlıyormuş. Çok etkilendim, imrendim. Diyarbakır'da bir sosyal deney; gencin biri, gizli kamera kayıdıyla, 13/14 yaşlarında veya daha büyük, simit, dilimlenmiş karpuz, sandviç gibi şeyleri seyyar tezgahlarında satıyorlar. Deney yapan genç, param yok veya yetmiyor diyerek durumunu belirtince, lafımı olur abi diye şöyle yapıyorlar. Ya noksan parayla veya parasız veriyor. Bazıları ise abi sen açsın galiba, döner ekmek veya lokantada yemek ısmarlayayım diye ısrar ediyor. Aç bir insana yardım etmemeye gönülleri asla razı olmuyor. Bunlar okul harçlıklarına veya masraflarına çalışan yoksul çocuklar. Bunun gibi birçok güzellik!
Kürt kardeşler bunlarla övünebilir. Ama övünmezler, utanırlar bir defa, yüzleri kızarır. Bunları anlatmak ve övmek bize düşer. Bir cenaze için Adıyaman'a gitmiştim. Cenaze yakını olmayan yaşlı bir amca, seni bu gece misafir edeyim diye ısrar etti, şaşırdım. Misafirperverlik çok güzel bir ortak geleneğimiz. Kürtler içinse bir tutku, ibadet!
Evet çabuk sinirleniyor, trafikte ise çoğumuz canavara dönüşüyoruz, maçlara döner bıçağıyla gidiyoruz falan. Ama hep olumsuzluklardan mı söz edeceğiz? Epeydir, askıda ekmek diye bir adet çıktı. Ekmek alırken para üstü almayarak veya bizzat fazla para vererek, meçhul fakirler için fon oluşturmak. Cerrahpaşada bir fırından ekmek alırken bir kadın, tezgahtaki satıcıya işaret etti. Adam hemen 3/4 ekmeği parasını almadan verdi. Bunu diğer bekleyenler hiç farketmedi, ekmek alan kadın asla rencide olmadı. Askıya ekmek parasını veren zaten, alanı asla bilmiyor. Galiba kazancı iyi bazı fırınlar, askısız da ekmek veriyorlar, teknelerinden. Ve sonraları gördük ki, askıda tavuklu pilav, askıda dürüm, hatta askıda elektrik ve su faturaları!
Yine yeni uygulamalardan, iftar çadırları, sokak ve meydan iftarları. Bu güzelliği yaşamak için ailemle gittim. Öyle güzellerdiki. Ya Ramazan kolileri! Dar gelinlikler neredeyse bıkmış. Kardeşim içerde on tane var. Hatırımızı sorun, çayımızı için, dostluğunuzu hissettirin diyorlar.
Başta İHH, Yeryüzü Doktorları, onlarcası, cemaat ve tarikatlarlar, dernek ve vakıflar kurbanlar Afrika ve Asya fukaralarına gidiyor. Bazısı etin üçte birini olsun çocuklar yesin diye, kocanın kurbanı yurtlarında kesilirken, eşininki evde kesiliyor. Olmadı bazı yardım vakıflar evlik beş kilo eti veriyor. Dünyada hiç et görmeyen insanlar Kurban bayramını bekliyorlar. Sağolsun, Dilek İmamoğlunun da dediği gibi, İBB sayesinde et yüzü gören emekliler var. (Söylemese iyiydi!)
Bunlar Batıda kolay rastlayabileceğimiz şeyler değil. Güzel bir milletiz vesselam. Böyle deyince aklıma, Merve Kavakçı için küskün olduğum Ecevitin, Yunana da atıf yapan dizesi geldi.
Aramızda bir mavi büyü, bir engin deniz
Kıyılarında birbirinden güzel iki milletiz
Ecevit'e Yunanla kardeşiz diyor diye kızanlar vardı. Ama Kıbrıs Barış harekatının emrini Erbakan hocayla beraber o verdi. Ecevit ebedi ve milli şeflerden sonra efsanevi liderliğini yaptığı CHP genel başkanlığından vazgeçerek, inançlara saygılı laiklik söylemiyle DSP 'yi kuran adam. Din ve dindarlarla bu kadar da uğraşılmaz ve CHP'nin onmaz diğer yaraları sebebiyle Atatürk'ün koltuğundan vazgeçen adam.
Etnoseküler, ulusçu-dünyevi Ecevit, böyle diyorken biz Müslüman Kürtle nasıl kardeş olmayız? Müminler ancak (ve ancak) kardeştir. (Hucurat 10) Evet Azeri ve orta Asya Türkleriyle de kardeşiz. Ama Kürtlerle bir başka. Onlarla aynı zamanda komşuyuz, içiçeyiz. Kürt damatlar ve gelinler. Melez ve Türklüğü ağır basan çocuklar. Ortak din, dil, kültür, tarih, coğrafya, vatan, geçmiş ve gelecek ve binlerce bir bir. Selçuklu ve Osmanlı! Dünyada İstanbuldan büyük bir Kürt kenti (nüfusu) yok. Cumhurbaşkanı yardımcılığımız, ekonomi ve maliyemiz, MİT ve Dışişlerimiz, Kürde emanet. Çoğumuz için MİT devlet demektir ya! Ermeni kaymakamımız bile var. Eminim kaymakamların en gayretlisidir.
Abdülhamid Han'ın gayrimüslim çok bakanı oldu.
Evet, Saraçhane'de cami kapısı ve tarihi mezar taşlarını kıranlar, cami duvarında içip, cami duvarına işeyenler, polise taş, kezzap atıp, balta, tornavida çekenler, Cumhurbaşkanının anasına sövenler oldu. Beri tarafda Özgür Özel vatandaşlarla beraber İBB önündeki çadırda iftar açıp, hoca efendi ile dua ettiler. Özgür bey, bu küfür benim anama da yapıldı dedi. Gençler, Özgür Özel yaşına veya makamına gelince bunlardan inşallah vazgeçecekler!
Türk sosyalizminin, diyalektik materyalizmin, büyük şairi, hafız-ı (das) kapital olmak isteyen Nazım baba, Ağa Camii şiirinde, gayr-ı müslim Pera'daki öksüz camii için;
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ah ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım
Allahımın ismini daha çok candan andım
Ayasofya için;
Hak yerine getirdi en büyük niyazını
Kıldı Ayasofyada ikindi namazını
İşte o günden beri Türkün malı İstanbul
Başkasının olursa yıkılmalı İstanbu
Uzatmayalım, saymakla bitmez. Rahmetenlilaleminin ümmetiyiz. Yani alemlere rahmet, merhamet, sevgi ve şefkat olarak gönderilenin. Eğer bir insan ümmet-i icabet değilse, muhakkak ümmet-i davettir. Ümmetin harcinde kimse yoktur. Fakire verilen zekat, verenin kendi parasından lütfu değil, fakirin zengin malındaki hakkıdır. Yoksula verdiğin mal ile onu minnet altında tutamazsın. "Kim Allah'a güzel (karşılık beklemeden) bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. (Bakara 245) Yani fakire verdiğin (Ganiyi mutlak) Allah'a verdiğin bir borçtur. Allah tenzil eyler, öylesine razı olur, sevinir! Muhteşem bir iltifat değil mi?
Diyarbakır Erganili büyük şair ve müttefikir Sezai Karakoç ile bitirelim;
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili En sevgili Ey sevgili