Gündem
Siz vicdandan ne anlarsınız?
Yolsuzluk, rüşvet ve irtikaptan tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan CHP’li eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a mektup yazıp, Silivri cezaevindeki kadın tutukluların başka illere gönderilerek ailelerinden ve çocuklarından kopartılmamasını rica etmesi, akıllara İBB’de seçim sonrası yaklaşık 30 bin kişinin işten çıkarılması ve binlerce ailesinin mağduriyet yaşamasını getirdi.
“BELEDİYEDEN BİNLERCE İNSAN ATILIRKEN ONLARIN ÇOCUKLARINI HİÇ Mİ DÜŞÜNMEDİNİZ?”
Konuya ilişkin tepkilerini Akit vasıtasıyla dile getiren Türkiye Yüzyılı Partisi Genel Başkanı Murat Şahin, “Eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun, Silivri Cezaevi’ndeki kadın mahkûmların farklı illere sevk edilmesini önlemek için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a mektup göndermesi kamuoyunda tartışma yarattı. Dilek İmamoğlu’nun mektubunda ‘aile bütünlüğü korunmalı, kadın mahkûmlar çocuklarından koparılmamalı’ ifadelerine yer verdiği görüldü. Ancak İBB’de CHP’li Ekrem İmamoğlu döneminde yaşanan büyük işten çıkarma dalgasını unutan bu duyarlılık hamlesi tepkilere neden oldu. Hatırlanacağı üzere, CHP yönetimindeki İBB’de seçim sonrası yaklaşık 30 bin işçi işten çıkarılmış, binlerce aile bir anda gelirinden olmuştu. CHP yönetimindeki diğer ilçe belediyelerinden de binlerce işçi atılmıştı. O dönem ‘kimsenin ekmeğiyle oynamayacağız’ vaadiyle seçime giren CHP’liler, göreve geldikten kısa süre sonra çok sayıda emekçiyi kapı önüne koymuştu. Şimdi kamuoyunda sorulan temel soru şu: O 30 bin işçi kardeşimizin eşi, çocuğu, anası babası yok muydu? O zaman neden bu aile dramlarına sessiz kalındı? Şimdi vicdan kartı neden devreye sokuluyor? Üstelik İBB’de göreve geldikten sonra ortaya çıkan milyarlarca liralık şaibeli harcamalar ve usulsüzlük dosyaları da hâlâ kamu vicdanında tartışılırken, aile üzerinden yürütülen bu PR çalışması samimi bulunmuyor. Bir vatandaşın sözleri durumu özetliyor: ‘O zaman neredeydiniz? Belediyeden binlerce insanı işten atarken onların çocuklarını hiç mi düşünmediniz? Şimdi neden cezaevindeki mahkûmlar için aile bütünlüğü hatırlandı?’ Kamuoyu vicdanı bu çifte standarda acilen cevap bekliyor” şeklinde konuştu.
Gazeteci Yazar Mehmet Fırat da şunları söyledi: “Dilek Hanım, Emine Hanım’a bir mektup yazmış. Özünde doğru olan, ancak istismar edilmiş bir doğru! Kişilerin yargılandıkları mahkemeye yakın şehirde tutulması olağan ve beklenen bir durumdur. Fakat biz 28 Şubat döneminde yaşadık ki memleketimizden fersah fersah uzaklarda, haritada yerini dahi göstermekte zorlanacağımız şehirlere sürgün gönderilmiştik. Bu uygulama mahkuma ayrı, ailelerine ayrı bir zulüm idi. Muslümanlara bu zulmü CHP zihniyetindeki kişiler yapıyordu ve bunu zevkle yapıyorlardı! Hakeza bu yetmezmiş gibi aile ziyaretleri, avukat ziyaretleri de çok sınırlıydı. Mektuplar gidip gelmez, gelen mektuplar da güya sakıncalı görülen yerlerde karalanırdı. Bakanlığa ve savcılığa verdiğimiz dilekceleri bile işleme koymazlardı. İBB’de patlayan asrın yolsuzluğu soruşturmasında gördük ki, adalet dediğimiz kavram adamına göre şekil alıyormuş. Sabahtan akşama kadar süren görüşler, önüne gelenin ziyarete gitmesi, telefon görüşmeleri ve sürekli sosyal medya paylaşımları meğerse bazıları için serbestmiş. Terör örgütü ve organize suç örgütü kapsamında tutuklanan ve bu itham ile yargılanan kişilere böyle bir hak tanınıyor mu? Bunu defaatle gündeme getirdik, yazdık, çizdik. Bu yollarla halkı manüple ettiklerini ve kışkırtma faaliyetlerine devam ettiklerini bildirdik. Her zamanki gibi iş işten geçtikten sonra mudahale edildi. Örgütün çökertilmesi noktasında polis soruşturmaları tam yapılmış olsaydı bu şekilde bir uygulamaya da gerek kalmayabilirdi. Fakat böyle olmamış sanki. Sorunun büyük kısmı Ceza ve Tevfik Evleri Genel Müdürlüğü, Cezaevi Savcı ve Müdürleriyle ilgili görünüyor. Bu noktada Adalet Bakanlığı da gerekli tedbirleri almalı.”