İSLAM
Örtünmenin Amacı, Kadını Toplum Hayatından Dışlamak mıdır?
Ali Rıza Demircan Mirat Haber'de yazdı: Yukarıda değinildiği üzere amaç, yaratılış sebebimiz olan ibâdetin, giysiye ilişkin olanını yerine getirerek Rabbimizin egemenliği önünde eğilmek, Cennetlerine girebilmektir. Bu ana gaye çizgisinde içgüdüleri aklın ve İslâm’ın kontrolüne alarak özgün bir şahsiyet oluşturmak, aileyi koruyarak genel ahlâka katkı sunmaktır…
Ali Rıza Demircan Mirat Haber'de yazdı: Yukarıda değinildiği üzere amaç, yaratılış sebebimiz olan ibâdetin, giysiye ilişkin olanını yerine getirerek Rabbimizin egemenliği önünde eğilmek, Cennetlerine girebilmektir. Bu ana gaye çizgisinde içgüdüleri aklın ve İslâm’ın kontrolüne alarak özgün bir şahsiyet oluşturmak, aileyi koruyarak genel ahlâka katkı sunmaktır…
Kadını toplum hayatından dışlamak, Allah’ın iradesine karşı çıkmaktır.
Kadınların rûhî ve bedenî duyarlılığı sebebiyle ilgi duymadıkları alanlar vardır. Ama Kur’ân ve Sünnet yasalarıyla erkeklere açık, fakat kadınlara kapalı alanlar yoktur. İstisnalar da pek azdır. Erkeklerin yükümlü kılındığı îman, namaz, zekât ve hac gibi görevlerle, içki, kumar ve zinâ gibi yasaklarla onlar da yükümlüdür.
Erkekler gibi onların da eşlerini seçme, özel şartları içinde boşanma ve ekonomik görevleriyle uyumlu mîras alma hakları vardır. Onların da üretime katılma, ticaret yapma, siyasî ve hukûkî yönden kendilerini ve diğer Müslümanları temsil ve onlar adına tasarrufta bulunma hakları, gereğinde savaşlara katılma görevleri vardır.
Hz. Peygamberin uygulamalarına aykırılıkla kadınların İslâmî kurallara bağlı olarak yapabilecekleri sosyal atılımları bir tarafa, Cuma ve Bayram namazlarına katılımlarını bile engelleyen yaklaşımlar, İslâm’ı değil sahiplerini bağlar. İnsanı en güzel kıvamda erkek ve kadın olarak yaratan ve onlara müşterek görevler yükleyen Allah’ın ve bütün insanlara gönderdiği Elçisinin kadınlar aleyhine ayırım yapması mümkün müdür? İslâm’ın kadınlar için ev merkezli bir toplum hayatını önerdiği söylenebilir. Bu da düşünebilen insanlığın büyük bedeller ödeyerek kavrayabildiği bir hakikattir. Birilerinin İslâm adına, diğerlerinin de laiklik adına haklarını ve hürriyetlerini kısıtladığı İslâm kadını, İslâmî çizgiden ödün vermeden ayağa kalkmaya çalışmalıdır.
Konuyu bitirirken başörtüsü
Konumuzu bitirirken İslâm ülkeleri ve batıda güncelliğini koruyan başörtüsü konusuna bir daha değinmek istiyoruz.
Açıklamalarımızın ışığında anlaşılabileceği gibi İslâm kadını’nın giysisinin ana unsurlarından biri olan saçları içine alacak nitelikli başörtüsü, Rabbimizin emridir. Yaşadığımız çağda kadınımızın cihadıdır.
İnanırsınız veya inanmazsınız, uygularsınız veya uygulamazsınız bu ayrı bir konudur. Ancak başörtüsü Müslüman kadınlara yönelik ilâhi emirdir/yasadır. Bu emre uyuş ibâdettir. Aykırılık günahtır. İnkârı ise kâfirliktir.
İlk Mü’min Kadınlardan Örtünme Örnekleri
Utanma duygumu yitirmedim
Ümm‐ü Hallâd isimli kadın, şehid düşen oğlundan haber sormak için Allah’ın Resûlü’ne gelir. Yüzünü de içine alacak şekilde başını örtmüştür. Sahâbîlerden biri saygı ve hayret içeren bir üslüpla ona sorarr:
Oğlundan, böylesi örtülerine sımsıkı bürünmüş olduğun halde mi haber sormaya geldin. ?
O da şöyle cevâb verir:
Oğlumu kaybetti isem, (İslâm’a aykırı giyinecek şekilde) utanma duygumu kaybetmedim. Asla da etmeyeceğim.[1]
Örtülerinden ötürü tanınmazlardı
Safiyye b. Şeybe anlatıyor.
Hz. Âişe’nin (r. anha) yanındaydık. Kureyş kadınlarından ve onların fazîletlerinden söz ettik.
Hz. Âişe de şöyle buyurdu:
Gerçekten Kureyş kadınlarının üstünlükleri vardır. Ama Allah’a yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’na iman ve O’nu doğrulama husûsunda Ensar kadınlarından daha üstününü görmedim.
Nûr Sûresi’nin “… Mü’min kadınlar baş örtülerini yakaları üzerine indirsinler…” âyeti indirilince onların erkekleri ailelerine gelerek onlara Nûr Sûresi’nde Allah’ın kendileri için indirdiği âyeti okudular.
Evet, her bir erkek karısına, kızına, kızkardeşine ve her bir akrabasına indirilen âyeti okudu.
Kendilerine bu âyet okununca onlardan her bir kadın, Allah’ın Kitabı’na îman ve onu tasdik etmiş olmak için hemen örtüsüne yöneldi ve başörtüsüyle başını iyice kapadı.
Başörtüsü ile ilgili âyetin indirildiği günün ertesi sabahında başörtülerine sımsıkı sarılmış oldukları halde Allah’ın Resûlü’nün arkasında namaza durdular.
Sabahın alaca karanlığında sanki başları üzerinde kargalar varmış gibiydi.[2]
Değerlendirme
Burada şu değerlendirmeyi yapmakta fayda görüyoruz. Çevresinde dolaşılması halinde haramlara düşülebilecek sınırlardan uzaklaşılması bir peygamberî tavsiyedir. Ancak Kur’ân âyetlerinin indiriliş sırası ve Sünnet ölçülerinin sunuluş sebebleri, içinde yaşanılan şartların nazar‐ı itibara alınması gerektiğini de bize öğretmektedir.
Bu sebeble yüzü, elleri ve ayakları dışarıda bırakan sınırlar esas alınarak tebliğ yapılmalı, üstte örneklenen ideal seviyeye işaret etmekle yetinilmelidir. Zira üzerinde birleşilen sınırlar ilâhî azâba uğramaktan korur. İdeal seviye ise Cennet’in yüksek derecelerine erdirir. Çünkü aşağıda sunacağımız hadîsten anlaşılacağı üzere Cennet yüz derecedir. Her iki derece arasında ise göklerle yer arası mesâfe vardır. Bu derecelere yükselmek ise, her alanda ideal seviyeye yöneltici ileri derecedeki amellerle mümkün olacaktır.
Cennet yüz derecedir
Muaz İbn‐ü Cebel (r.a) anlatıyor.
Allah’ın Resûlü (sav) şöyle buyurdu:
(Allah’a ve Peygamberi Muhammed’e iman eden, farz) Namazlarını kılan, zekât veren, Ramazan orucu tutan ve hac yapan kişi, Allah yolunda hicret etmiş olsa da, doğduğu yere yapışıp kalsa da, Allah onu Cennet’e koymayı üstlenmiştir;
(Bu müjdeyi alan sahâbîlerden) Hz. Muaz sordu:
‐ Ya Resûlallah! Bunu, diğer insanlara müjdeleyeyim mi?
‐ (Ya Muaz!) İnsanları (kendi haline) bırak. (Daha çok) amel etsinler. Zira Cennet’te yüz derece vardır. Her iki derece arası gökle yer arası gibidir.
Allah’dan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyiniz. Zira Firdevs Cennet’in ortası ve en yükseğidir.
Üstü Rahman olan Allah’ın Arşı’dır. Cennet’in nehirleri de oradan çıkar.[3]
(Devam Edecek)
Ali Rıza Demircan
İSLAMİ HABER “MİRAT”