Okur Postası
Görsel imparatorluk çağı
Sadece görebildiğiniz şeylere mi inanırsınız? Peki ya gördükleriniz, gerçekliğin kendisi değil de birilerinin size göstermek istedikleri ise? Yaşanılan yüzyılda, görüntünün ve görmenin saltanatı hüküm sürmektedir.
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer
Yeniakit Gazetesi'nin 31 Ekim 2025 tarihli nüsnasında yayınlanmıştır
Küresel bir köye dönen dünyada TV, sinema, cep telefonu, görüntülü telefonlar, bilgisayar, internet ve diğer ileri teknoloji sayesinde insanoğlu, ‘homo sapiens’ (düşünen insan) yerine ‘homo videns’ (gören insan) haline gelmiştir.
Artık bakmak, düşünmekten daha hızlı; görüntü, hakikatin yerine çoktan geçmiştir. Çünkü iktidar, çağımızda en çok bakışın yönetimi üzerinden kurulur.
Çocuklarımız gün boyu maruz kaldıkları görsel bombardıman sonucunda ‘ekran çocukları’ haline gelmiş durumdadır. Aslında belki de koskoca bir insanlık üzerinde büyük bir ‘uyku imparatorluğu’ hüküm sürmektedir. Ve hepimiz bu imparatorluğun bilinçsiz vatandaşları durumundayızdır.
Bu uyku imparatorluğunda gördüğümüz şeyler bize gerçeği anlatmaz; gerçek yerine gösterilen anlatılır. Gördükçe körleşiyor, izledikçe edilgenleşiyoruz.
Ünlü filozof Foucault’un şu sorusu bugün kaçınılmaz olarak cevaplamamız gereken en önemli sorulardan biri haline gelmiştir:
“Gören mi iktidardır, görülmeye zorlanan mı, yoksa görülmeden gören mi?”
Artık iktidar, bakışları yöneten olandır. Görsellik, yeni bir biyopolitika aracına dönüşmüştür.
TV ve internet gibi görsel teknolojiler sadece iletişim araçları değil, algı mühendisliği yapılarını inşa eden Althusser’in “ideolojik aygıtlar” dediği türden iktidar aygıtlarıdır.
Aristo acaba ta ilkel çağlarda dahi gözü askeri bir stratejiste benzetirken bugünü mü hayal etmişti? Aristo’ya göre görmek fiziksel ve saldırgan bir eylem olarak farklı ve fark edilebilir bir güç oluşturmaktadır. Bugün bu güç, sınırları aşıp evlerimizin içinde, cebimizin içinde, en mahrem alanlarımızda hüküm sürmektedir.
Bugün bakışın stratejik gücü, yalnızca orduların değil; medya şirketlerinin, devletlerin, veri tekellerinin başlıca silahıdır.
TV ve internet gibi görsel teknolojiler sadece masum birer iletişim aracı değildirler. Aynı zamanda yeni bir insan tipi oluşturan araçlardır da. Modern ekranlar birer dijital müfredattır: Ne düşüneceğimizi değil belki, ama neye bakacağımızı belirler.
Doğru ve yanlışı ayırt edecek bir mantık kapasitesine ulaşmamış bir çocuğun, gördüğü her şeyi bir sünger gibi çekip içselleştireceği açıktır. Çocuk, gördüklerini anlamasa dahi TV ve internette gördüğü şiddet ve benzeri davranışları olgun bir yaşa geldiğinde, kabul edilebilir normal bir şeymiş gibi içselleştirebilir.
Bugün toplumsal bilinç, görüntülerin kolonisi haline gelmektedir. Algılar mühendislik ürünü, duygular piyasaya açılmış durumdadır. Bugün insan bilinci, dikkat ekonomisi içinde ticarileştirilmiştir. Görüntü, hem pazarlanabilir meta, hem de itaat üreten araçtır.
Okumayan, araştırmayan sadece görsel yollarla kendisine ulaşan bilginin tüketicisi ve bilgisayar oyunları ile büyüyen bir nesil tehlikesi ile karşı karşıyayız. Tüketilen bilginin doğrulanabilir bir bilgi olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü artık “doğru” olan, en çok paylaşılan olandır.
Gelişen iletişim teknolojisi sadece kötü müdür? Hiç iyi bir yanı bulunmamakta mıdır? Kitap kültürünün sadece dar ve elit bir kesime hitap etmesine rağmen bu teknoloji sayesinde bilgi büyük bir hızla ve hemen her eve girmektedir.
Ancak sorun, hızla yayılan bu bilginin kimin lehine ve hangi amaca hizmet ettiğidir. Görüntüleri kim seçiyor? Haber bültenlerinde neyi görüyoruz, neyi asla göremiyoruz? En başta da sorduğumuz gibi, bildiklerimiz, gerçekliğin kendisi değil de birilerinin bizim bilmemizi istedikleri ise?
Bilgi hızlı yayılıyor olabilir; fakat hız, hakikati yüzeyselleştiriyor.
Sorun teknolojide mi yoksa teknolojiyi kimlerin bir silaha dönüştürmesinde mi?
Görüntüyü kim seçiyor?
Hakikati kim kurguluyor?
Biz neyi görmüyoruz?
Giovanni’nin İncil’i, “Başlangıçta Söz vardı” diye başlar.
Batı dünyası kendi kutsal kitabını inkâr edip, dünyayı “Önce görüntü vardı” noktasına getirmiştir.
Söz düşünceyi üretirken, görüntü itaati üretir. Söz özgürleştirir; görüntü oyalar ve uyuşturur.
Sonuç olarak:
Görsellik, hakikati görünür kılmıyor, hakikatin yerini alıyor.
Artık söz değil, gösterilen şey kutsanıyor.
Hakikat değil, Düşünce değil; hakikatin ve düşüncenin simülasyonu hüküm sürüyor.
Ve bizler, bu görsel imparatorlukta hâlâ kendimizi özgür sandığımız sürece; hakikat gölgede kalmaya devam edecek…