Gündem
Almanya'daki banka soygununda faşizm skandalı! Bankayı değil Türkleri soymuşlar
Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Gelsenkirchen kentindeki Sparkasse bankasını Noel tatili sırasında soyan hırsızların açtığı 3 bin 300 kişisel kasanın yüzde 95’inin Türklere, kalan yüzde 5’inin ise Araplara ait olması, Almanya’daki kurumsal ırkçılığın artık banka soygununa kadar uzandığı gözler önüne serdi. Mağdurlar, bankanın parasına dokunulmadan sadece Türklere ait kasaların boşaltıldığını, hırsızların banka içerisinden ve polisten bile yardım almış olabileceğini iddia etti.
Almanya Noel tatili sırasında devlet bankası soygununu konuşurken bankadaki kişisel kasaların tamamının Türklere ait çıkması, olayı sıradan bir soygundan daha da ileri taşıdı. Banka soygunu mağdurları Ünal Mete, Cihat Erhan Bostancı, Güngör Kalın ve Emre Yıldırım, yaşananları anlattı.
Soygun haberini ilk aldıklarında inanamadıklarını söyleyen Ünal Mete, "Almanya'da devlet bankası bu kadar basit bir şekilde nasıl soyulur? Müşterilerin olduğu kasalar soyuldu, ana kasa yani bankanın kendi kasasına bir şey olmadı. Hırsızlar ellerini kollarını sallayarak çıkıp gittiler" dedi.
Soygunun ardından bankanın kendileriyle iletişime geçmediğini iddia eden Mete, yaşanan mağduriyetin giderilip giderilemeyeceği hakkında bir bilgi almadıklarını da ifade etti.
Mete, bu banka şubesinin soygun için seçilmesinin kasıtlı olduğunu aktararak, şunları söyledi: "Özellikle bu şubenin seçilmiş olmasının tesadüf olamaz. Çünkü kasaların yüzde 95’inde yabancı kökenli insanların emanetleri bulunuyor. Bankanın bilinçli olarak hedef alındığını düşünüyorum. Bu şubedeki kasaları ağırlıklı olarak Türk ve Arap kökenli müşterilerin tercih ettiği yasal olarak da açıkça görülüyor. Çünkü kasaların kiralandığına dair müşteri kayıtlarında Ömer Faruk, Ünal Mete gibi Türk isimleri yer alıyor. Bu kişiler Türk kimlikleriyle bankaya giderek kasaları kiralıyor. Bu nedenle şubenin müşteri profili bilindiği için bilinçli bir operasyon yapıldığı kanaatindeyim."
TEK BİR ALMAN MAĞDUR VAR
Kasalarının içerisinde ne kadar olduğunun bilinmediğine işaret eden Mete, kasa kiralayan insanların büyük meblağlar koyduklarını vurguladı.
Mete, mağdurların bir platform aracılığıyla bir araya geldiğini anlatarak, "Binlerce kişilik mağdur grubu var ve bu grupta yalnızca bir Alman bulunuyor. Geri kalanların yaklaşık yüzde 95’i Türk, yüzde 5’i ise Arap kökenli kişilerden oluşuyor. İnsanlar geleceklerini güvence altına almak için çalışıyor, birikim yapıyor. Yiyip içmekten kısarak elde ettikleri paraları altına çevirip bankalara koyuyorlar. Çünkü bankadan daha güvenli bir yer olmadığını düşünüyorlar" diye konuştu.
ALMAN MEDYASINDA TEK BİR HABER YOK
Alman hükümetinin ve bankanın, soygun olayını sıradan adli bir vaka olarak yansıtmaya çalıştığını dile getiren Mete, sistemin mağduriyetleri karşılayacakmış gibi durmadığının altını çizdi. Mete, bankanın kasaları kiralarken 10 bin avro sigorta yaptığını, başka bir güvencenin olmadığını hatırlatarak, "Banka bizim değerli eşyamızı korusun diye yıllık ücret ödüyoruz. Bunu yapamadılar ve bizim elimizde sadece çok düşük bir rakamda sigorta poliçesi var. Bütün mağdurlar olarak bizim kasalarımızdan sigorta parasından çok daha fazlası gitti. Elimiz kolumuz bağlı. Ne Alman medyasında ne de Alman haberlerinde hiç kimse bize bir şey söylemiyor" ifadelerini kullandı.
Bankanın kasaların içerisinde ne olduğunu bilmediğini ve onun için fatura getirmeleri gerektiğini söylediğini belirten Mete, düğünde takılan ya da nakit parayla aldıkları altınları kasalara koyduklarını ve bunların da noter onaylı bir belgesinin olamayacağını savundu.
Mete, "Türkiye Cumhuriyeti’nin bir şekilde bize yardımcı olmasını istiyoruz. Yardımdan kastım şudur: Yasal olarak hangi haklara sahipsek, bu haklarımızı sonuna kadar kullanmak istiyoruz. Kendi ülkemizden, büyüklerimizden bu hukuk sürecinde yanımızda olmalarını talep ediyoruz" dedi.
SOYGUNDA SORU İŞARETLERİ VARI
Mağdurlardan Cihat Erdem Bostancı ise inşaat sektöründe çalışan biri olduğunu söyleyerek, bu soygunun profesyonel makinelerle yapıldığının altını çizdi. Hırsızların banka duvarını delmek için en az iki saat işlem uygulaması gerektiğini iddia eden Bostancı, şunları söyledi: "400 milimetrelik bir delme makinesi kullanılmış. 2 farklı noktadan delik açılmış. Tek bir deliğin açılması en az bir saat sürer. Ayrıca bu işlemler için 200 ila 400 litre arasında suya ihtiyaç var. Elektrik gerekir. En az 100 desibel civarında bir gürültü oluşur. Bu ses düzeyi bir diskotekle kıyaslanabilir. Ayrıca yoğun miktarda toz ortaya çıkar. Bu kadar yoğun toz, yüksek ses, su ve elektrik kullanımı varken kimse nasıl duymadı, hissetmedi, vibrasyonu fark etmedi? Bu büyük bir soru işareti. Noel tatili sırasında bu kadar gürültü ve tozun nasıl ihbar edilmediğine anlam veremiyorum. Hafta sonu evinizde normal bir matkapla bir delik açsanız bile polis kapınıza dayanıyor. Burada ise büyük ölçekli iş makineleri kullanılıyor, aşırı derecede gürültü çıkarılıyor ama kimse hiçbir şey duymuyor ve polise ihbar da gitmiyor."
200 METRE UZAKLIKTA KARAKOL VAR
Mağdur Güngör Kalın, banka görevlilerinin kendilerine karşı tutumundan şikayet ederek, "Burada soyulan banka değil, insanların şahsi kasalarıdır. Bu ayrımın özellikle yapılması gerekiyor. Banka görevlisinin yaptığı 'Bankanın soyulmadığına çok seviniyoruz' açıklamasını kabul etmiyoruz. İçeride 3 bin 330 kasa var ve bunların yaklaşık yüzde 95’i Türklerin. Ben bunu şahsıma yönelik bir hakaret olarak görüyorum. Banka alarmı devreye girmemiş. Hırsızlar kasaların yerini doğrudan biliyor. Bankaya 200 metre mesafede bir emniyet polis binası da bulunuyor. Alarm çalsa, polis iki dakika içinde olay yerine ulaşırdı. Bu nedenle bankanın bu işte ihmali ya da dahli olduğunu düşünüyorum. Açık konuşmak gerekirse, bu olayda çok büyük yapıların parmağı olduğunu düşünüyorum. Alman medyası buraya geliyor, bizimle röportaj yapıyor. Haberleri izliyoruz ancak söylediklerimizin yarısı bile yayımlanmıyor. Üstelik olay yerine giriş için bankanın özel otoparkı kullanılmış. Bu otoparka banka görevlileri dışında kimsenin girmesi mümkün değil. Bariyer kartla açılıyor. Birisi kartı okutarak içeri giriyor. Peki bu kart nereden temin edildi" dedi.
BANKA ÇALIŞANLARI VE POLİS DE İŞİN İÇİNDE
Emre Yıldırım da ailesinin ve kendisinin üç jenerasyondur bu bankayı kullandıklarını söyleyerek, "Buradaki banka şahıslara ait bir banka değil; devlete ve belediyeye ait. Hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Ne belediye başkanı geldi ne de yardımcıları. Bu bile başlı başına bir skandal. Devlete emanet edilen bu kadar kasa soyulmuşken, belediye başkanı çıkıp kamuoyuna tek bir açıklama dahi yapmıyor. Resmi makamlar bizimle ilgilenmiyor. Sigorta limitini yükseltmek için gittiğimizde ret cevabı alıyoruz. Bana açıkça, 'Bu kapıdan hırsız geçemez, bu bankayı kimse soyamaz' denildi. Ancak görüyoruz ki sadece kapılar açılmamış. Kamera sistemleri ve alarm sistemi çalışmamış. Sadece alarmlardan biri çalmış. İtfaiye ekibi gelerek araçtan bile inmeden geri dönmüş. Bu soygunda birçok kişinin parmağı olabilir. Bu noktada sadece faillerin değil, bankadaki bazı çalışanların ve hatta emniyet birimlerinde görevli bazı kişilerin de bu işte parmağı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü yıllardır orada bulunan kasalara, duvar delinerek adeta eliyle koymuş gibi ulaşılıyor. O odanın yeri, kasaların konumu bu kadar net nasıl biliniyor? Bu soruların tamamı cevapsız ve bu da şüphelerimizi daha da artırıyor" dedi.
İlişkili haber:
İlişkili haber:
İlişkili haber:
İlişkili haber: