Dünya
Rejim bahane hedefleri petrol
Komşu İran’a karşı yıllardır uygulanan uluslararası ambargoların derinleştirdiği ekonomik kriz, ülkede toplumsal huzursuzluğu artırırken, aralık ayı sonundan bu yana başlayan protestolar kısa sürede ekonomik taleplerin ötesine geçerek siyasi ve ideolojik bir boyut kazandı.
Sebahattin Ayan İstanbul
Tahran başta olmak üzere birçok kentte hayat pahalılığı, işsizlik ve yönetim politikalarına karşı sokağa çıkan binlerce kişiyle güvenlik güçleri arasında sert çatışmalar yaşanırken, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, binlercesinin gözaltına alındığı bildiriliyor. İran yönetimi ve rejime yakın çevreler ise protestoların, ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarları doğrultusunda hareket eden seküler gruplar üzerinden kışkırtıldığını, eylemlerde İslam karşıtı söylemlerin öne çıktığını savunuyor.
EKONOMİDEN ZİYADE DIŞ GÜÇLER
Konuyla ilgili gazetemize konuşan ASAM Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı Mehmet Uslu da, şunları söyledi: “Olaylar uzun yıllardır biriken ekonomik sorunların sonucu olarak ortaya çıktı. Özellikle İran para biriminin dolar karşısında ciddi biçimde değer kaybetmesi büyük bir ekonomik baskı oluşturdu. Bugüne kadar devleti destekleyen ve sokak hareketlerine mesafeli duran esnaf ve tüccar kesimi de bu kez protestolara katıldı. Ancak bunun yanında, bu meşru tepkilerin dış aktörler tarafından yönlendirilerek rejim değişikliği ve hatta ülkenin bölünmesine varabilecek bir sürece evrilmeye çalışıldığı da görülüyor. İsrail, ABD ve bazı istihbarat örgütlerinin koordineli biçimde sokak hareketlerini kışkırttığı ve protestoların ülke geneline yayılması için çaba sarf ettiği yönünde güçlü emareler bulunuyor. Batılı ülkelerden etnik gruplara yönelik destek açıklamaları da bunu ispatlıyor. PJAK’ın da İsrail ve ABD tarafından desteklendiği yönündeki iddialar dikkat çekiyor. Şah rejimi ihtimali ise hepten toprak bütünlüğünü tehdit ediyor.”
PEHLEVİ DÖNEMİ BAĞIMLILIKTIR
Gazeteci Yazar Sena Darbaz da, şunları dile getirdi: “Bugün yaşananları anlamak için geçmişin travmalarını bilmek lazım. Aksi hâlde romantik bir rejim değişikliği ya da hiçbir şey olmaz rehavetine savrulur. Bu çerçevede 1953 darbesi hâlâ belirleyicidir. Musaddık’ın petrolü millîleştirmesi ve Batı destekli darbeyle devrilmesi. Pehlevi dönemi, Batı’da sunulduğu gibi bir altın çağ değil; bağımlılık ve vesayetle anılan bir dönemdir. Bugünkü öfkenin doğal adresi Pehlevi değil. ABD’nin hedefi ise İran’ı sürekli kriz yönetmeye zorlamak. Ekonomik sıkıntılar ve genç nüfusun itirazı gerçek; ancak bu öfke henüz ortak bir siyasi programa ve liderliğe dönüşmüş değil. Devlet aygıtı hâlâ dirençli, muhalefet ise parçalı. En gerçekçi senaryo; ne ani bir çöküş ne de eski düzenin aynen sürmesi. Ayrıca İran’ın balistik füze hattı, ABD üslerinden İsrail’e uzanan bir caydırıcılık hesabı oluşturuyor. Devrim Muhafızları ise sadece askeri değil; ekonomi, iç güvenlik ve bölgesel ağlarla iç içe geçmiş bir yapı. Etnik boyut gelince her itiraz ayrılıkçı bir hatta evrilmiyor. Bakü ve Ankara da bu konuda temkinli.”