AKİT MENÜ

Aktüel

Nefreti, Garazı Bırak Bütüncül Oku

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Nefreti, Garazı Bırak Bütüncül Oku' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Haber Merkezi

 Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı işte o yazı;

Said Nursi'nin Abdülhamid Hakkında Gerçek Düşüncesi başlıklı bir önceki yazımıza devam ediyoruz.

Risale Haber, Said Nursi Abdülhamid'i hem eleştirdi hem 'halife-i peygamber' dedi başlıklı bir haber yayınladı. Daha üst başlık ise; 'Nefreti, garazı bırak bütüncül oku' şeklinde. (Röportaj; Şener Boztaş (Alternatif Bakış - TV 111) Konuk Metin Karabaşoğlu dostumuz.

"Yaşasın yaraları tedavi etmek niyetinde olan Halife-i Peygamber" (1908'de meşrutiyet hürriyet ilan ediliyor. O dakikadan itibaren Bediüzzaman'ın Abdülhamid ile meselesi bitmiştir.)

 

"Hürriyete Hitab" Bediüzzaman'ın ilk makalesi ve sonraki bütün mücadelesi hürriyeti anlatmakla geçiyor.

Bu zaten olması gerekendi. Doğrusu buydu. Padişahımızdan Allah razı olsun. Bunu yerine getirdi. "Bunu kabul edince Hulefa-i Raşidin modeline döndün, Ömer-i sani oldun" diyor. (Bu uzun röportajın, Nursi'nin Abdülhamid'e galiz şeyler söylediği iftirası atan, bir tarih profesörüne reddiye olduğu anlaşılıyor.)

Bu metni aldınız baştan sona okudunuz. Metin bütünü içerisinde zaten neyin niye söylendiği, hangi sözün kimin için ifade edildiği anlaşılır. Ve gördüğünüz gibi bir insana hem "yaşasın halife-i peygamber" deyip hem de "kafir" demeniz tanım gereği zaten mümkün olmaz. O kelimeyi görmeyip niye saklıyorsun? Çünkü o zaman o iftirayı atamayacaksın. Ama sen iftira atmak istiyorsun. Çünkü senin niyetin Bediüzzaman'ın Abdülhamid'le ilgili bütüncül olarak ne söylediği, niye söylediği değil. Bediüzzaman'ın sözünü niye saklıyorsun? Çünkü sen Bediüzzaman'a laf söyletmek istiyorsun. Senin içinde birikmiş bir ufunet var. Bu ufuneti istifra etmek istiyorsun.

 

Abdülhamid ile Recep Tayyip Erdoğan özdeşleştiriliyor. Ki, Abdülhamid sultandı, Recep Tayyip Erdoğan bu ülkedeki insanların hür iradesiyle seçildi. Bu anlamda bakarsak, Hulefa-i Raşidin'in meşruiyet düzeyiyle karşılaştırdığımızda Abdülhamid, Recep Tayyip Erdoğan'ın gerisinde kalır. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, Hulefa-i Raşidin gibi milletin hür iradesiyle seçildi. Abdülhamid ise bir babanın oğlu olduğu için, bir hanedan olduğu için orada. Burada bir özdeşleştirme var ve bu gene anokranik.

Abdülhamid 1908'de meşrutiyeti kabul ediyor, esasen 1876 zaten göreve gelirken o noktadaydı. Kabul ediyor ve meşrutiyet yeniden ilan ediliyor. O dakikadan itibaren Bediüzzaman'ın Abdülhamid'le meselesi bitmiştir.

Bediüzzaman'ı kimlerin sıkıyönetim mahkemesine çıkıyor? İtihadçıların. Kimler Bediüzzaman'ı idam talebiyle yargılıyor? İttihatçılar. Ne için yargılıyorlar? Sultanın yanında yer aldığı için, meşrutiyetin yanında yer aldığı için.

 

Bu uzun ve ufuk açıcı röportaj boyunca Metin Karabaşoğlu, Bediüzzaman'ın Abdülhamid'e hürmet ettiği, hayır dua ettiği, ona asla düşmanlık etmediğini mukni deliller ile ispat ediyor. Nefreti ve garazı bırak bütünlüklü oku diyor. İftira atanları, içindeki ufuneti istifra edenleri haklı olarak paylıyor. Aynı şekilde, Abdülhamid Han üzerinden Erdoğan'ı dövmeye kalkanları da anokranik (çağını şaşırmış) olmakla suçluyor. Erdoğan ile Abdülhamid özdeşleştirilemez diyor. Abdülhamid Hanedan-ı Osmaniye'ye mensup olmak itibariyle hükümdar olduğunu, Erdoğan'ın ise bu ülke insanlarının hür iradeleriyle seçildiğini, meşruiyetinin Sultandan üstün olduğunu söylüyor. Erdoğan Hulefa-i Raşidin gibi milletin hür iradesiyle seçildiğini vurguluyor.

Bu açık, vurgulu, tekrarlı beyanlardan sonra, Karabaşoğlu'nun Serbestiyetteki "Bir Haydutun Portresi" yazısı dikkatimi çekti. Acaba resmedilen, tarif edilen haydut kimdi? Yazıyı ilgiyle ve dikkatle okuyunca, resmedilenin Sulta Abdülhamid veya zayıf ihtimal Sultan Reşad olabileceği fikrine kapıldım, ama emin olamadım. Zaten yazıda haydut diye tanımlananın ismi geçmiyordu. Yazıdan iki kısa fakat mühim alıntı yapalım.

Bediüzzaman'ın hamallara söyledikleri ise, deyim yerindeyse yenilir yutulur cinsten değildir. Onun meşrutiyet ilan edilmişte olsa başta bir padişahın olduğu bir zaman diliminde padişahlar hakkında söylediği bu 'şartlı' cümleyi bırakalım başkalarını, onu takip iddiasındaki kişilerin bile çoğunun aradan geçen yüz küsur yıla rağmen bugün söylemeye cesaretinin olmadığı bir vakıadır.

 

Yazı şöyle bitiriyor; "Hem Peygamberin çizgisini çiğneyip insanlara zulmeden hem de itaat bekleyenler, 'halife' değildiler, bilakis 'padişah da olsalar haydutturlar'

Arkadaşım Metin tutarlı ve ciddi bir yazardır. Nefret ve garazla bakmaz, bütünlüklü okur ve yazar. Öyle olmayıp, iftira atanları ise, 'içindeki ufuneti istifra etme' diye ikaz eder.

Bediüzzaman gibi müttaki, insaflı, Devlet-i Aliye'nin ümmet için önemine vakıf büyük bir İslam alimi, Osmanlı Sultanlarına ve Abdülhamid' Han'a "haydud" demez ve diyemez. Siyasetlerine muhalif, hatta düşman olsa dahi demez. Zira kendisi Tabiat Risalesinde, "Risale-i Nur'un mesleği nezihane ve nazikhane ve kavl-i leyyindir." (yumuşak, nazik söz) der. Ki, Ta-Ha Suresinde; "(Firavun'a) gönül alıcı yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır veya korkar." (Ta- Ha 44) deniyor. Kaldı ki, Sultan'a ve Hanedan-ı Osmaniye'ye hayır duaları, medihleri, hüsn-ü zannı da ortadadır. Ayrıca o, asırlar önce geleceği hadisler ile bildirilen şedid İslam düşmanları "Deccal" ve "Süfyan" için dahi, "haydut" gibi galiz bir sözü kullanmamıştır. Halife, Veli, Pür-şefkat, Efendimiz dediği bir "halife-i mazlum'a" haşa böyle bir zulüm yapar mı?

 

"Haydud" sözü, kendisini (sıkıyönetim mahkemesinde) zulmen ve idamla yargılayan Divan-ı Harb-i Örfi'de ki savunmasında geçer. Kanlı, darbeci, İttihatçı haydudlar o sırada Sultan-ı mazlumu hal'etmiş olduklarından, düşürülmüş Sultana bir tekme de ben atayım diyecek bir karakterde de değildir. Mahkeme avlusundaki ağaçlarda zulmen  idam edilmiş 15 İslam aliminin cesetleri henüz sallanmakta ve ve mahkeme reisi Hurşit Paşa, idam edilenleri pencereden gösterip, Nursi'yi de idamla tehdit etmektedir. Yani 31 Mart kanlı darbesi ve faillerinin fiilleri, "haydutluk" denilebilecek cinstendir!

Bediüzzaman o mahkemede beraat eder, musibet mektebinden şehadetnamesini alır. Beyazıttaki mahkeme binasından çıktıktan sonra, Sultanahmede kadar, "Zalimler için yaşasın cehennem " diye diye yürür. Zalimler elbette "Sultan-ı mazlum" değil, meşrutiyet isteyen, ilan edildiği halde, kanlı bir darbeyle Sultan'ı da düşüren, sonra da 9 yılda Devlet-i Aliye'yi batıran nadanlardır!

 

"Sultan-ı mazlum" vasıflandırması dahi işte bu Divan-ı Harb-i Örfi'deki müdafasında yer alır. Yani bu haksız sıkıyönetim yargılanmasında, Abdülhamid Han'ın değil zalim olmak; zulme uğramış bir mazlum olduğunu, darbeci İttihatçıların gaddar mahkeme reisinin yüzüne söyler. Bu müthiş savunma daha o sıralarda (1911'de) naşir Ahmed Ramiz tarafından neşredilmiş ve elimizdedir. İttihatçılar ise kitap olarak basılan bu müdafayı yasaklarlar.

Son olarak, o zamanki İslamcı aydınların da, prensipte ve mücerret olarak destekledikleri meşrutiyet asla beklendiği gibi olmamış, sukut-u hayale yol açmıştır. Koyu bir istibdat, siyasi cinayetler, kaos ve 623 yıllık Osmanlı 8,5 yılda yıkılmıştır. Bediüzzaman’ın tabiriyle İttihatçıların bozuk kısmı CHP tek parti cumhuriyeti ise, herşeyi çok daha berbat etmiştir. "Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet" sloganları ile gelen, sadece kan, gözyaşı, despotizm, inkıraz ve Devlet-i Aliye'nin yıkılması olmuştur. Gerek meşrutiyet gerekse cumhuriyet prematüre doğmuştur, isimleri var müsemmaları yoktur. Zaten meşrutiyet hemen ölmüştür! Böylesine net bir trajik tablo, gayrimüslimler, Masonlar ve Sabataistler dışında herkesi pişman etmiştir. İslamcılar nedamet dolu şiir ve nesirlerle eski hale hasretlerini ifade etmişlerdir.

 

Bugüne gelirsek; Sultan Abdülhamid meşrutiyet ilan ettikten 9 ay sonra hal'edildiğinden, 1918 yılında ise hem kendisi hem de Devlet-i Aliye vefat ettiğinden, 103 yıldır Cumhuriyet hükümferma olduğundan dolayı, halen Sultan'a muhalefet tarih dışı ve anakroniktir. Kemalizm resmi ve mecburi ideoloji, anayasal, yasal, endokrinasyonel ve fiili güncel rejimdir. Elbette otoriter, totaliter, despotik bir karakterdedir. Hanedan-ı Osmaniye'nin tekrar gelmesi de söz konusu değildir. O halde "Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet" diyenlerin öncelikli muhalefeti Kemalizm'e olmalıdır!

Metin Karabaşoğlu kardeşim, elbette bu çelişkiyi giderecek bir açıklama yapacak ve istifhamları da giderecektir!

Yorumlara Git

Ahmet Turan Alkan’ın vefatı sonrası yalana sarıldı! Hüseyin Kocabıyık’tan ahlaksız iftira

Bakan Şimşek, sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulundu Rezervlerimiz tarihi zirvesinde

Ünlü isme uyuşturucu gözaltısı

Fransa’da NATO isyanı! Solcular Macron’a resti çekti: "Bu kirli ittifaktan derhal ayrılalım!"

Bakan Tunç’tan Minguzzi davası açıklaması: Taviz yok, adalet eksiksiz tecelli etti