Okur Postası
“Biz olsak” dedim, Ama yetmedi, Çünkü asıl soru hâlâ ortada duruyor
Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel \ Afyonkarahisar '“Biz olsak” dedim, Ama yetmedi, Çünkü asıl soru hâlâ ortada duruyor' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Lütfen ifademi bağışlayın. Yazıya “ben olsam” diye başlayacaktım. Sonra durdum. Çünkü mesele tam da burada başlıyor. Bu, bir “ben” meselesi değil. Bu, bir “biz” meselesi. Hatta daha acısı, bir “biz olabilsek” meselesi.
Nusaybin’de yaşanan ve bayrak üzerinden kurgulanan provokatif girişimi hepimiz gördük. Sağcısı da gördü, solcusu da. Alevisi, Sünnisi, Türk’ü, Kürt’ü… Sosyal medyada tepki büyüktü. Paylaşımlar yapıldı, cümleler kuruldu, öfke dile geldi. Ama orada kaldı. Fiili bir karşılık, ortak bir duruş, yan yana gelmiş bir “biz” fotoğrafı ortaya çıkmadı.
Oysa o bayrak; sağın, solun, önün, arkanın meselesi değil. O bayrak 86 milyonun her birinin değeri. Ve o değer, bir soytarı tarafından indirildi. Asıl acı olan da belki bu değil; asıl acı olan, o bayrağı yeniden kaldıracak “ortak refleksi” gösteremememizdi.
Keşke…
Keşke siyasi partilerin genel, il, ilçe başkanları bir araya gelebilmeli, kol kola girebilmeli ve dünyaya mesaj verebilmeliydi.
Keşke sivil toplum kuruluşları bir olabilseydi.
Keşke kimlikler, inançlar, ideolojiler o an için bir kenara bırakılabilseydi.
Keşke Alevisi-Sünnisi, sağcısı-solcusu, liberali-sosyalisti kol kola girip meydanlara inseydi.
Ve deseydi ki: “Bu bizim ortak değerimiz.”
Düşünün… Sağında solunda, önünde arkasında savaş olan bir ülkeden, dünyaya nasıl bir mesaj verilirdi? “Biz farklıyız ama birlikteyiz.” “Bizi ayrıştırabilirsiniz ama değersizleştiremezsiniz.” Bu, sadece içeriye değil, dışarıya da söylenecek çok güçlü bir söz olurdu.
Bu işler uzun toplantılarla, haftalar süren istişarelerle olmaz. Bu işler ani reflekslerle olur. Acil durumlarda alınan ani kararlarla. Kimseyi suçlamanın, parmak sallamanın bir manası yok. Çünkü suçlu aramak kolay, “biz olamamak” ise zor bir yüzleşme.
Belki de mesele şu: Biz tepkide iyiyiz ama birlikte harekette zayıfız. Yazmakta, paylaşmakta, konuşmakta cesuruz; yan yana durmakta çekingeniz.
Yazıya “ben olsam” diye başlamam bundandı. Sonra “ben”in yetmediğini fark ettim. “Biz olsak” dedim. Ama yetmedi. Çünkü asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Biz… gerçekten olabiliyor muyuz?