AKİT MENÜ

Okur Postası

Vahşi Batı'da işler karışık

Geçtiğimiz günlerde Davos toplantılarında yaşananlar; Batılı liderlerin “kurallara dayalı düzenin iflası”, “kopuş anı” ve “Atlantikçiliğin sonu” gibi ifadeleri yüksek sesle dile getirmeleri, aniden ortaya çıkmış durum değildir. Aksine, yaklaşık son 10–15 yıldır bilinen ancak dile getirilmek istenmeyen, uzun süredir bastırılan bir gerçeğin gecikmiş itirafı, başka bir deyişle “malumun ilanı”dır.

Haber Merkezi

Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” itirazı, yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik bir reform çağrısı değildi. Bu çıkış, Soğuk Savaş sonrası meşruiyet krizine giren küresel sisteme yöneltilmiş açık bir eleştiri, dünyaya atılmış bir “kral çıplak” haykırışıydı.
Soğuk Savaş galiplerinin dünyayı kendi aralarında paylaştığı ve kazananların hukukunu evrensel norm gibi dayattığı uluslararası sisteme karşı, en net ve en yüksek perdeden itirazdı.

O günlerde değişen dünyayı okuyamayan, zihniyet olarak Soğuk Savaş kalıplarına sıkışıp kalan çevreler bu itirazı “popülist”, “sistem dışı” ya da “rahatsız edici” olarak nitelendirmişti. Bugün gelinen noktada ise, Davos kürsülerinden kurulu düzenin bir zamanlar en ateşli savunucuları olan Batılı liderler, aynı gerçekleri açık bir şekilde dile getiriyor.

 

Belçika Başbakanı Bart De Wever’in Trump’ı Gramsci alıntısıyla, “Ya birlikte dururuz ya da bölünürüz” sözleriyle eleştirmesi, ABD önderliğinde kurulan ve NATO şemsiyesi altında sürdürülen Atlantik düzeninin artık devam ettirilemeyeceğinin kabulüdür.

Almanya Başbakanı Merz’in Davos’ta sarf ettiği “Kurallara dayalı düzen sona erdi” cümlesi ise bu tespitin en yalın ve en sert özetidir.

Kanada Başbakanı Mark Carney’nin sözleri daha da çarpıcıdır. “Kurallara dayalı düzen” anlatısının, sahte olduğu bilindiği hâlde sürdürüldüğü açıkça dile getirilmektedir. Bu, bir öz eleştiriden çok, bir muhasebedir. Amerikan hegemonyasının sağladığı güvenlik, finansal istikrar ve öngörülebilirlik karşılığında vitrinde tutulan tabelanın artık indirildiği kabul edilmektedir. Ve en önemlisi şu cümle kurulmaktadır: Eski düzen geri gelmeyecek.

 

Bu bir geçiş değil, bir kopuştur. Entegrasyonun karşılıklı fayda değil, tabiiyet ürettiği noktada artık savunulamayacağı açıkça görülmektedir.

İtalya Başbakanı Meloni’nin tepkisi ise Avrupa’nın içine düştüğü stratejik çelişkiyi net bir biçimde gözler önüne sermektedir. Trump’ın “ABD olmadan NATO’nun bir anlamı yok” çıkışına karşı Meloni, bir meydan okumadan ziyade çaresiz bir ironiyle; “Ne yapalım, üsleri mi kapatalım, NATO’dan mı çıkalım?” sorusunu sormaktadır.

Avrupa’dan ABD’ye yönelik itirazlar artmakta; ancak İkinci Dünya Savaşından sonra güvenliklerini ABD’ye mahkûm eden yaşlı kıta Avrupa, yıllardır ABD’siz bir güvenlik ve güç mimarisine dair somut bir model ya da stratejik öneri ortaya koyamamaktadır. Bu durum, Avrupa’nın Dünya’da etkinliğini her geçen gün zayıflatmakta “stratejik özerklik” iddiasının ne denli zayıf ve içi boş olduğunu göstermektedir.

 

Yazının başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” itirazı, bugün gelinen noktada Türkiye açısından haklı çıkmış bir sürecin tescilidir. Türkiye, fiilen sona ermiş güçlülere bağımlı küresel düzenin hâlâ geçerliymiş gibi dayatılmasının bedelini yaklaşık 30 yıldır; terörle mücadelede, savunma sanayinde, ekonomik ambargolarda, Doğu Akdeniz’de ve Suriye sahasında maruz kaldığı çifte standartlarla bizzat tecrübe etmiştir.
Bu nedenle Türkiye açısından asıl mesele, “eskinin ölmediği, yeninin ise henüz doğmadığı” bu belirsizlikler döneminde kimlerin özne, kimlerin nesne olacağı sorusudur.

Bu süreç; tek kutuplu bir dünya değil, belki çok kutuplu, belki de kutupsuz fakat çok daha sert bir güç dengesinin hâkim olduğu bir dönemdir. Sahada olmayanın masada olmayacağı; masada olmayan menüde olacağı bir dönemdir bu dönem.

 

Bu dönemde, Uluslararası ilişkilerde kalıcı ittifaklar yerini her bir konu için ayrı ayrı çıkar odaklı pazarlıklara ve bölgesel çıkar birlikteliklerine bırakmıştır. Uluslararası hukuk tamamen ortadan kalkmamış olsa da bağlayıcılığı ve etkinliği her geçen gün zayıflamaktadır. Meşruiyet artık kurallar ve etik değerlerden ziyade; siyasal, coğrafi, askerî, ekonomik ve teknolojik güç kapasiteler üzerinden tanımlanmaktadır. Bölgesel güçler, büyük aktörlerin taşeronu olmaktan çıkmakta; kendi bölgelerinde etkin birer oyun kurucu hâline gelebilmektedir.

Sözün özü:

 

Soğuk Savaş sonrası kurgulanan “kurallara dayalı düzen” anlatısı çökmüştür. Artık bu düzenin onarılabileceğine kimse inanmamaktadır. Amerikan hegemonyası güvenlik, ticaret, finans ve istikrar üretmek yerine; maliyet, bağımlılık ve belirsizlik üretmektedir. Kanada ve Belçika gibi aktörler ABD’ye karşıt bloklar değil; tam tersine bu hegemonik düzenin taşıyıcılarıydı. Bu aktörlerin dilinin sertleşmesi, sorunun Trump’ın üslubundan değil, ABD’nin sistem kurucu rolünü kaybetmiş olmasından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Yorumlara Git

Aydın'a dev eser! Ayda 450 bin kişiye hizmet verecek

Silivri'deki korkunç kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Sistem nasıl çalışacak? NATO’da Rus tehdidine yeni koruma kalkanı

Sözcü’nün bir yalanını daha ifşa ediyoruz! “Burcu Köksal’a destek verdi, sürüldü” denildi, gerçek bambaşka çıktı

İBB'ye ait kreşteki darp ve istismar iddiaları! Bakan Göktaş endişelendiren gelişmeyi 'maalesef' diyerek duyurdu