Gündem
"Çağdaş-laik" taciz kreşi!
İBB’nin “Yuvamız İstanbul” adı altında açtığı denetimsiz merkezlerde 3 yaşındaki bir çocuğun maruz kaldığı sistematik istismar, “çağdaşlık” ve “laiklik” sloganlarıyla kurulan bir hukuk tanımazlığın ifşasına dönüştü. Bakan Yusuf Tekin’in açıklamalarıyla resmen tescillenen bu skandal, devlet denetiminden bilinçli biçimde kaçırılan yapıların çocuklar için nasıl birer karanlık istismar mahzenine çevrildiğini açığa çıkardı.
İBB’nin “Yuvamız İstanbul” adı altında açtığı denetimsiz merkezlerde 3 yaşındaki bir çocuğun maruz kaldığı sistematik istismar, “çağdaşlık” ve “laiklik” sloganlarıyla kurulan bir hukuk tanımazlığın ifşasına dönüştü. Bakan Yusuf Tekin’in açıklamalarıyla resmen tescillenen bu skandal, devlet denetiminden bilinçli biçimde kaçırılan yapıların çocuklar için nasıl birer karanlık istismar mahzenine çevrildiğini açığa çıkardı.
İBB’nin "Yuvamız İstanbul" adlı kreşinde 3 yaşındaki bir yavrumuzun maruz kaldığı sistematik istismar, babanın teknik takibiyle ifşa olmuştu. Ses kayıtlarındaki çocuk çığlıklarının müzikle bastırıldığı, görüntülerin montajlandığı ve "Silivri’de düştü" yalanıyla örtbas edilmeye çalışılan o vahşet, bugün çok daha derin bir sistemik kokuşmuşluğun itirafına dönüşmüş durumda. Geçmişte bir "adli vaka" olarak gördüğümüz bu tablo, meğer bir zihniyetin "hukuk tanımazlık" kalesiymiş!
İBB kreşi "Epstein Adası"na dönmüş! Tacize uğrayan çocukların çığlığı hoparlörle bastırıldı
Bakan Yusuf Tekin'in açıklamaları katakulliyi açığa çıkardı
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in son açıklamaları, bu kreşlerin neden birer "istismar mahalli" haline geldiğini resmiyette tescilledi. Bakan Tekin, "Seyyar satıcı bile ruhsat alırken, bu kurumlar denetimden kaçırılıyor" diyerek acı gerçeği yüzümüze vurdu. İBB, "sosyal proje" maskesi altında aslında devletin denetim mekanizmalarını devre dışı bırakmış, çocukları hiçbir standardın, hiçbir resmi denetimin olmadığı birer "gri bölgeye" hapsetmiştir.
Çocukların namusuna rest çekmek
Milli Eğitim Bakanlığı’nın "Gelin bu kurumları denetleyelim, standart getirelim" talebine karşı Ekrem İmamoğlu’nun savurduğu o meşhur, "Senin yazın vız gelir tırıs gider, hadi gel de kapat!" sözleri, meğer hukuk devletine değil, bizzat çocukların canına ve iffetine çekilmiş bir restmiş! "Çağdaşlık" maskesiyle devletin denetiminden kaçırılan, "sosyal proje" ambalajıyla ne idüğü belirsiz kadrolara teslim edilen o binalar; meğer çığlıkların müzikle bastırıldığı, çocukların cinsel organlarına cisimlerin sokulduğu birer "Epstein Adası" şubesiymiş! İmamoğlu’nun "vız gelir" dediği şey, 3 yaşındaki bir sabinin namusu; "tırıs gider" dediği ise devletin o çocukları koruma iradesidir!
Kemalist zihniyetin yüzü
CHP Parti Meclisi Üyesi ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel’ yaptığı açıklamada Yusuf Tekine hitaben şunları söylemişti:
Sen çocukları Ortaçağ karanlığına hapsetmeye çalışırsın, biz Atatürk'ü ve Cumhuriyet değerlerini öğretiriz. Çünkü sen, aydınlığa, sanata, bilime, erdeme, onura, cesarete, umuda, akan suya, meyve çağında ağaca, güzel olan her şeye düşmansın.
"Biz laikiz, gericiliğe geçit vermeyiz" diye çığırtkanlıklar yapan Kemalist zihniyet; Müslümanların eğitimine iftira atarken gösterdiği o aşağılık iştahı, kendi pislik yuvaları söz konusu olunca anında yutmuştur! Müslüman bir kurumda iftira dahi olsa böyle bir hadise yaşandığında yıllarca çığırtkanlık yaparak İslam’a sövme hadsizliğinde bulunanlar; şimdi kendi kreşlerinden çıkan bu rezilane işler karşısında dilsiz şeytana dönmüşlerdir. Kimin tacizci, kimin pedofili, kimin ahlaksız olduğunu şimdi cümle alem görüyor mu? Müslümanlara dizilen iftiraların asıl failleri; laik ve çağdaş(!) kimlikli, çocuklara her türlü vahşeti reva gören bu zihniyetmiş.
Sözde aydınlık yuvaları, pedofili mahzeni çıktı
Bakan Yusuf Tekin’in "Seyyar satıcı bile ruhsat alırken bunlar denetimsiz işletiliyor" tespiti, bu bozuk düzenin itirafıdır. Denetimi "gericilik" sanan, devleti ve hukuku "vız gelir" diyerek elinin tersiyle iten bu kibir; bugün o denetimsiz bıraktığı binalarda çocukların ırzına geçilmesinin baş müsebbibidir. Sizin "aydınlık" dediğiniz yerler, devletin gözünden kaçırılmış birer karanlık pedofili mahzeni, dışı süslü içi irin dolu birer necaset yuvasıdır!
Statü oyunuyla hukuku arkadan dolanmaya kalkmak
İBB’nin bu merkezleri "kreş" olarak değil de "çocuk etkinlik merkezi" adıyla açması, bilinçli bir denetimden kaçırma operasyonudur. Aile ve Sosyal İlişkiler Bakanı Mahinur Göktaş'ın yaptığı açıklamada şunları söyledi:
Söz konusu kurum, Bakanlığımızın herhangi bir denetim mekanizması tarafından kontrol edilen bir kreş statüsünde değildir. Kendisini 'çocuk etkinlik merkezi' olarak tanımlayan bu yapının varlığından ve faaliyetlerinden, olay patlak verene kadar haberdar olunmamıştır.
Şehrin göbeğinde, belediye imkânlarıyla binlerce çocuğun toplandığı devasa yapılar, "etkinlik merkezi" kılıfı altına sokularak devletin sıkı kreş denetim standartlarının dışına çıkarılmıştır. Bakanlık ise bu "statü oyununa" karşı etkin bir tavır geliştirmek yerine, olay patlak verdikten sonra "bizim yetki sahamızda değildi" diyerek adeta kendini aklayan bir bürokratik dile sığınmıştır. Bir belediyenin, denetim mekanizmalarını bu denli kurnazca baypas etmesini izlemek, devletin çocuklara sahip çıkıp koruma altına alma mesuliyetini kağıt üzerinde bırakmaktır.
"Haberimiz yoktu" savunmasının hukuki sefaleti!
Bakan Göktaş’ın "Haberimiz yoktu, denetlemedik" beyanı, bir hukuk devletinde sorumluluktan kurtuluş reçetesi değil, bir ihmal itirafıdır. Kamu gücü kullanan bir belediyenin, hiçbir etkin denetim mekanizmasına tabi olmaksızın çocuklarla ilgili faaliyet yürütmesi başlı başına bir hukuk skandalıyken; üst mercilerin bu durumu "bildirilmedi" diyerek geçiştirmesi kabul edilemez. Çocuklara yönelen her türlü şiddetin kontrolü devletin mutlak tekelinde olmalıdır. Mevzu bahis Müslümanların en küçük bir sivil inisiyatifi olduğunda "kayıt dışılık" üzerinden fırtınalar koparan resmi-gayriresmi tüm mekanizmaların, İBB’nin bu "hayalet yuvaları" karşısında dilsiz kalması, denetimdeki çifte standardın en somut ilzamıdır.
Siyasi kaygıların gölgesinde taciz edilen çocuklar
Zaten yeterince kirli olan bu düzende, Yenidoğan Çetesi’nden kreşlerdeki darp ve istismar vakalarına kadar uzanan bu vahşet zinciri, sistemin topyekûn bir güvenlik açığı verdiğini göstermektedir. Bakanlığın bu skandal karşısında takındığı "tepkisel" tavır, önleyici bir devlet aklının yerini siyasi hasar tespit çalışmasına bıraktığının ilanıdır. Siyasi kaygılarla bu tür vahşetleri birer "belediye skandalı" parantezine hapsedip denetim sorumluluğunu üzerinden atan anlayış, aslında çocuklarımızı bu çağdaşlık maskeli "denetimsiz av sahalarına" terk etmektedir.
Kemalistlerin çağdaşlığının ne olduğu görüldü
Çağdaşlık, laiklik, aydınlık" diyerek Müslümanlara parmak sallayan, "gericiliğe geçit vermeyiz" diye çığırtkanlık yapan Kemalist zihniyet; kendi elleriyle kurdukları bu denetimsiz "Epstein Adası"nda çocukların namusuna kastetmiştir. Müslümanlara "tacizci" iftirası atmak için fırsat kollayan bu haysiyetsizler korosu, bugün kendi pisliklerinde boğulmaktadır. 3 yaşındaki sabinin çığlığını müzikle bastıran o "modern" kadrolarınız, aslında sizin o kokuşmuş sisteminizin doğal birer çıktısıdır. Ahlaki referansını kaybetmiş, kutsal tanımaz bu "çağdaşlık" maskeli şebeke, çocuklarımız için en büyük güvenlik tehdidi haline gelmiştir!
Laik kabadayılığa neden müdahale edilmiyor?
"Bize bildirilmedi", "resmî kreş değildi" gibi bürokratik bahanelerle sorumluluktan kaçamazsınız! Çocuklara yönelen her türlü elin kontrolü devletin mutlak mesuliyetindedir. Müslümanların sivil inisiyatiflerini "hukuk" sopasıyla hizaya çekmeye çalışan devlet, söz konusu İBB’nin laik kabadayılığı olduğunda neden felç olmaktadır? Yenidoğan çetelerinden kreşlerdeki istismara kadar uzanan bu çürüme göstermiştir ki; emanet bilinci kaybolmuş, denetim mekanizmaları siyasi kaygıların esiri olmuştur. Çocuklarımızı korumaktan aciz bir sistemin "millîlik" iddiası havada kalmaya mahkûmdur!
Siyasi malzeme değil, hesap vakti! Laik düzen artık tasfiye edilmeli
Bu vahşet, ne bir belediyenin ne de bir bakanlığın "siyasi malzemesi" yapılamayacak kadar derin bir acıdır. Bir tarafta "vız gelir" kibriyle hukuku paspas eden yerel yönetim, diğer tarafta "yetkim yoktu" diyerek kenara çekilen merkezi idare... Her ikiniz de bu suçun ortağısınız! Türkiye gündemine yansıyan bu rezaletler; Yenidoğan ünitesinde sakat bırakılan bebeklerden, İBB kreşlerinde ırzına geçilen yavrulara kadar tek bir gerçeği haykırıyor: Bu bozuk, laik-kemalist düzen tasfiye edilmeden hiçbir evladımız güvende olmayacaktır!
Tek kurtuluş İslam nizamı
Bu kokuşmuş düzeninin ne İBB eliyle parlatılan 'çağdaşlık' masalları ne de mevcut sistemin 'bürokratik' yamaları yaralarımıza merhem olabilir. 3 yaşındaki sabinin iffetini ve canını korumaktan aciz kalan bu batıcı-laik zilletin tek panzehiri; referansını İslam'ın verdiği ahlaktan alan, insan fıtratını gözeten, emaneti ehline teslim eden, İslam Nizamı'dır! İnsanlığın ve yavrularımızın kurtuluşu, bu batıl rejimin artıklarıyla değil, ancak ve ancak bütün beşerlerden yüce, Allah'ın bizlere gösterdiği İslam nizamıyla olur.