Gündem
Fidan, çöküş aşamasındaki AB’yi anlattı! Gün gelecek Avrupa yalvaracak
Onlarca senedir Türkiye’yi yöneten iktidarların girmek için kapısında beklediği AB, kendi bünyesindeki ekonomik ve siyasi krizle başa çıkmaya çalışırken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan kritik bir açıklama geldi.
HABER MERKEZİ
Yıllardır “Türkiye’nin geleceği AB’de” denilerek pazarlanan Avrupa Birliği’nin geleceği hakkında değerlendirmede bulunan Fidan, Türkiye’nin AB’ye değil, AB’nin Türkiye’ye muhtaç olduğunun altını çizdi. AB'nin Türkiye'ye karşı kimlik siyaseti izlediğini belirten Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gelecekte Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye AB'ye katılması için yalvaracağını söyledi. Sky News Arabia kanalına röportaj veren Fidan, tam 63 yıldır kapısında bekletildiğimiz ve “Uyum yasaları” adı altında geçmişte çok fazla taviz verdiğimiz AB için şunları söyledi: "Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı kimlik siyaseti izlemeye devam ettiği sürece Türkiye’nin AB üyesi olacağını hiç sanmıyorum. Türkiye söz konusu olduğunda, bizi farklı bir dine ve farklı bir medeniyete ait görerek kimlik siyaseti yapıyor. Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olsaydı Brexit olmazdı, İngiltere ayrılmazdı ve Avrupa Birliği bugünkü krizler karşısında çok daha dirençli olurdu. Gün gelecek Avrupa lütfen gelin diye yalvaracak. Bakalım o gün biz ne karar vereceğiz."
AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE’NİN DEĞERİNİ VE ÖNEMİNİ KAVRAYAMADI
AK Parti İstanbul Milletvekili ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanı Dr. İsmail Emrah Karayel, “Türkiye–Avrupa Birliği ilişkileri, yarım asrı aşan köklü bir geçmişe sahiptir. Özellikle ticari, siyasi ve kültürel alanlarda son derece yakın ilişkilerin bulunduğu Avrupa Birliği ile Türkiye, aday ülke statüsü çerçevesinde müzakere sürecini sürdürmektedir. Türkiye’nin stratejik hedefi, Avrupa Birliği’ne tam üyeliktir. Gelinen aşamada küresel ve bölgesel konjonktür değerlendirildiğinde, özellikle Rusya–Ukrayna Savaşı sürecinde Avrupa Birliği ve üye ülkelerin sergilediği tutumlar, Avrupa’nın birçok alanda stratejik bir körlük yaşadığını ortaya koymuştur. Bu süreçte Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin değerini ve önemini yeterince kavrayamadığı görülmektedir. Türkiye; NATO üyesi bir müttefik olmasının yanı sıra, güçlü ekonomisi, savunma sanayisindeki kapasitesi, bölgesel ve küresel etkisiyle dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son yirmi üç–yirmi dört yıldır kesintisiz biçimde devam eden gelişme süreci, Türkiye’nin her alandaki yükselişini açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği, stratejik bir perspektifle hareket edebilseydi, Türkiye’yi üyeliğe davet etmek ve ilişkileri daha ileri taşımak için kendisi girişimde bulunurdu. Ancak mevcut tabloda, Avrupa Birliği ile ilişkilerin birkaç ülke tarafından bloke edildiği ve adeta rehin alındığı görülmektedir. Birlik, “üyeler arası dayanışma” gerekçesiyle son derece sığ ve dar bir bakış açısı sergilemektedir. Oysa Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalar, Libya’daki çatışmaların bitirilmesi süreci ve Rusya–Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin yürüttüğü arabuluculuk faaliyetleri, Türkiye’nin bölgesel ve küresel gücünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Buna rağmen Avrupa’da uzun süredir hissedilen liderlik, vizyon ve stratejik bakış açısı eksikliği nedeniyle, Avrupa Birliği Türkiye’ye hak ettiği önemi göstermemektedir” dedi.
TÜRKİYEYİ TAM ÜYE YAPMAK KENDİ İMAJLARI AÇISINDAN İYİ OLACAK
Türkiye’nin AB’ye üyelik yolunda kendi çıkarlarını ve menfaatlerini koruduğunu belirten Karayel, birliğin ‘Hristiyanlar Kulübü’ algısından kurtulması gerektiğini vurguladı. Karayel, “Avrupa Birliği’nin bir “Hristiyan kulübü” anlayışıyla hareket etmemesi, aslında doğrudan kendi menfaatinedir. Bu ifade, geçmişte de siyasi literatürde sıkça dile getirilmiş bir yaklaşıma işaret etmektedir. Ancak Avrupa Birliği’nin bazı üye ülkelerinin tutumları incelendiğinde, bu algıyı güçlendiren ve söz konusu anlayışı destekler nitelikte yaklaşımların hâlen varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Türkiye, stratejik hedefi ve önceliği olan Avrupa Birliği üyeliği doğrultusunda çabalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Ancak bu süreç, “her ne pahasına olursa olsun” anlayışıyla değil, ülkenin milli menfaatleri korunarak yürütülmektedir. Bugün gelinen noktada, başta Fransa olmak üzere ve daha sonra Kıbrıs Rum Kesimi tarafından bloke edilen müzakere fasılları bulunmaktadır. Bu fasılların açılması için gerekli olan siyasi iradenin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla müzakere sürecini tıkayan taraf Türkiye değil, Avrupa Birliği’nin kendisidir. Avrupa Birliği’nin, bu noktada sorumluluk alarak üzerine düşen adımları atması, “Hristiyan birliği” algısından kurtulması açısından da büyük önem taşımaktadır. Türkiye, “Medeniyetler İttifakı” anlayışı çerçevesinde; Avrupa ile Asya arasında köprü kurabilen, Avrupa Birliği üyesi ülkelere ticari ve siyasi alanlarda diğer kıtalarla daha güçlü bağlantılar sağlayabilen bir konumdadır. Aynı zamanda dinler, kültürler ve toplumlar arasında köprü olabilecek bu stratejik pozisyon, Avrupa Birliği için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı daha kapsayıcı, daha kucaklayıcı ve vizyoner bir yaklaşım benimsemesi, yalnızca Türkiye’nin değil, bizzat Avrupa Birliği’nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet edecektir” ifadelerini kullandı.
AB TÜRKİYE’Yİ OYALAMAYA YÖNELİK ADIMLAR ATIYOR
Dış Politika Derneği Başkan Yardımcısı Ahmet Akay Azak ise “Türkiye’nin uzun süredir Avrupa Birliği nezdinde aday ülke konumunda tutulması, gelinen noktada sabırları zorlayan bir duruma dönüşmüştür. Asıl sorun, Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin güçlü yönlerini ve stratejik katkılarını görmek yerine, doğrudan dini kimlik ve anlayış üzerinden örtük bir kimlik siyaseti yürütmesidir. Sayın Bakanımızın “yeter artık” vurgusu, tam da bu yaklaşımın yarattığı tıkanmışlığa karşı bir tepkinin ifadesidir. Medeniyet kurduklarını iddia eden Avrupalı ülkelerin, bu iddiayı kapsayıcı ve evrensel bir zemine taşıyamadıkları da açıkça görülmektedir. Günümüzde dünya ciddi bir kaos ve gerilim ortamından geçmektedir. Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos’taki açıklamaları, uluslararası hukukun gerektiğinde nasıl kolayca devre dışı bırakılabildiğini gözler önüne sermiştir. Oysa dünyanın bugün her zamankinden daha fazla birliğe, birlikte yaşama iradesine ve ortak bir çatı altında buluşmaya ihtiyacı vardır. Bu çerçevede Hakan Fidan’ın dile getirdiği değerlendirmeler, mevcut tabloyu son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışı, çoğu zaman hukuk, ekonomi ya da reformlar ekseninde değil; ağırlıklı olarak kimlik ve iç siyaset penceresinden şekillenmiştir. Söz konusu başlıklar ise yıllar boyunca Türkiye’yi oyalamaya yönelik araçlar olarak kullanılmıştır” açıklamasını yaptı.
DUYGUSAL DEĞİL STRATEJİK BİR HAMLE
Hakan Fidan’ın açıklamalarını stratejik kırılmalar içerdiğini aktaran Azak, “Türkiye açısından bakıldığında ise sürekli “kapıda bekletilen”, tüm maddeleri yerine getirdiği hâlde bir türlü içeri alınmayan bir ülke konumuna mahkûm edilmiştir. Bu durum, zamanla ciddi bir motivasyon kaybına ve tükenmişlik psikolojisine yol açmıştır. Bu tablonun sürdürülemez olduğu ve mevcut yaklaşımın Türkiye’de karşılık bulmadığı, Sayın Fidan’ın açıklamalarında açıkça ifade edilmektedir. Avrupa Birliği’nin zihniyeti değişmeden bu sürecin sağlıklı biçimde ilerlemesi mümkün görünmemektedir. Buna rağmen Türkiye–AB ilişkilerinin tamamen kopması da gerçekçi değildir. Zira ticaret, göç, güvenlik ve enerji gibi hayati alanlarda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye açık ve net bir şekilde ihtiyacı bulunmaktadır. Orta ve uzun vadede Avrupa’da yaşanabilecek ciddi bir jeopolitik kırılma, Türkiye’nin stratejik değerinin daha net anlaşılmasına yol açacaktır. Sonuç olarak, Hakan Fidan’ın bu röportajda dile getirdiği ifadeler duygusal bir çıkış değil; aksine mevcut dengeleri ve gerçekleri esas alan stratejik bir hamle niteliği taşımaktadır” şeklinde konuştu.