Otomotiv
AB’nin yeni oyunu! Türkiye otomotivde saf dışı mı kalacak? Başkan Erdoğan’dan AB Komisyonu Başkanı’na mektup
Avrupa Birliği’nin “Made in EU” yaklaşımı, stratejik sektörlerde üretimi Birlik sınırları içine çekmeyi hedeflerken, AB ile derin entegrasyonu bulunan Türk otomotiv sanayisi için ciddi riskler barındırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Komisyonu Başkanı’na gönderdiği mektup ise Türkiye’nin bu süreçte dışlanmasına karşı en üst düzeyde verilen net bir siyasi uyarı olarak öne çıkıyor.
ONUR YILMAZ İSTANBUL
Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarında yeni bir döneme işaret eden “Made in EU” yaklaşımı, Türkiye’de özellikle otomotiv sektörü açısından yakından izleniyor. Son dönemde Avrupa Komisyonu’nun stratejik sektörlerde üretimi Birlik sınırları içine daha sıkı biçimde çekme yönündeki adımları, Türkiye gibi AB ile derin sanayi entegrasyonu olan ülkelerde soru işaretlerini artırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı’na gönderdiği ve Türk otomotiv sanayisinin “Made in EU” kapsamı dışında bırakılmaması gerektiğini vurgulayan mektup da bu hassasiyetin en üst düzeyde dile getirildiğini gösterdi.
Made in EU nedir?
“Made in EU”, Avrupa Birliği’nin özellikle stratejik sektörlerde üretimi, tedarik zincirlerini ve katma değeri Birlik sınırları içinde tutmayı amaçlayan yeni bir sanayi ve ticaret yaklaşımı olarak öne çıkıyor. Bu kavram, klasik bir menşe etiketinden çok daha fazlasını ifade ediyor. AB’nin elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, yarı iletkenler ve yeşil dönüşümle bağlantılı sanayi kollarında, kamu destekleri ve teşvikleri öncelikle Birlik içindeki üreticilere yönlendirme isteğinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Otomotiv sektörü ise bu stratejinin merkezinde yer alıyor. Elektrikli araç dönüşümü, batarya üretimi ve yazılım tabanlı otomotiv teknolojileri, AB’nin “stratejik özerklik” hedefiyle doğrudan bağlantılı alanlar arasında bulunuyor.
Türkiye neden kritik bir konumda?
Türkiye, otomotiv sektöründe Avrupa’nın en önemli üretim üslerinden biri. Yıllık üretimi 1.5 milyon adede yaklaşan sektörün ihracatının yaklaşık yüzde 70’i AB ülkelerine yapılıyor. Türkiye’de üretilen birçok araç, fiilen Avrupa pazarının bir parçası olarak kabul ediliyor ve Türk tedarik sanayisi, Avrupalı ana üreticilerin üretim zincirine entegre durumda.
Ancak Türkiye, AB üyesi olmadığı için “Made in EU” tanımının dışında bırakılması halinde ciddi bir gri alana düşme riskiyle karşı karşıya. Gümrük Birliği sayesinde sanayi ürünlerinde gümrük vergisi bulunmasa da, yeni nesil teşvikler, kamu alımları ve regülasyon avantajlarının sadece AB içi üretime tanınması Türkiye açısından oyunun kurallarını değiştirebilir.
Erdoğan’ın mektubu ne anlama geliyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı’na gönderdiği mektup, Ankara’nın bu süreci sadece teknik değil, siyasi bir mesele olarak da gördüğünü ortaya koyuyor. Mektupta, Türk otomotiv sanayisinin Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, Türkiye’nin dışlanmasının hem AB sanayisine hem de tüketiciye zarar vereceği mesajı öne çıkıyor.
Bu hamle, Türkiye’nin “sessiz izleyici” değil, sürecin şekillenmesinde söz sahibi olma arzusunu gösteriyor. Aynı zamanda Gümrük Birliği’nin güncellenmesi tartışmalarının da bu başlıkla yeniden gündeme gelmesi bekleniyor.
Sektör ne diyor?
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Eroldu, daha önce yaptığı değerlendirmelerde “Made in EU” yaklaşımının mevcut haliyle uygulanması durumunda, Türkiye’nin rekabet gücünün zayıflayabileceğine dikkat çekmişti. Eroldu, Türkiye’nin sadece bir montaj ülkesi olmadığını, yüksek oranda katma değer üreten bir tedarik ekosistemine sahip olduğunu vurgulamıştı.
Sektör temsilcileri, özellikle batarya ve elektrikli araç yatırımlarında Türkiye’nin dışlanması halinde, yeni yatırımların Doğu Avrupa ülkelerine kayabileceğini belirtiyor. Bu durumun, uzun vadede Türkiye’nin ihracat kapasitesini ve istihdam gücünü olumsuz etkileyeceği görüşü hâkim.
Türkiye ne kaybeder?
Made in EU’nun katı biçimde uygulanması halinde Türkiye için en kötü senaryo, otomotiv sanayisinin “ikincil tedarikçi” konumuna itilmesi olarak tanımlanıyor. Bu senaryoda:
* Türk üreticiler AB teşviklerinden ve yeşil dönüşüm fonlarından yararlanamayabilir.
* Elektrikli araç ve batarya yatırımları Türkiye yerine AB içi ülkelere yönlenebilir.
* Türk otomotiv tedarik sanayisi, fiyat baskısı ve sipariş kaybıyla karşı karşıya kalabilir.
* Uzun vadede üretim hacmi düşerken, nitelikli istihdam riske girebilir.
Bu tablo, Türkiye’nin son 20 yılda otomotivde yakaladığı sanayi derinliğini tehdit eden bir gelişme olarak görülüyor.
Peki hiç mi fırsat yok?
Uzmanlara göre “Made in EU” süreci Türkiye için tamamen olumsuz olmak zorunda değil. Doğru diplomatik ve ekonomik adımlar atılması halinde, Türkiye kendisini “AB’nin genişletilmiş üretim alanı” olarak konumlandırabilir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yeşil mutabakata uyum ve karbon düzenlemelerine hızla adapte olunması bu noktada kritik başlıklar arasında yer alıyor.
Ayrıca Türkiye’nin Çin’e kıyasla Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, güçlü lojistik altyapısı ve esnek üretim kabiliyeti hâlâ önemli avantajlar sunuyor.
Sessiz bir kırılma noktası
“Made in EU” tartışması, teknik bir etiket meselesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu yaklaşım, Avrupa’nın gelecekte kiminle üretmek istediğine dair stratejik bir tercih anlamına geliyor. Türkiye açısından ise bu süreç, otomotiv sanayisinin kaderini belirleyebilecek sessiz bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubu, Ankara’nın bu kırılma noktasını erkenden gördüğünü ve masada yer almak istediğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde AB ile yürütülecek temasların, Türkiye’nin sadece otomotivde değil, genel sanayi politikası açısından da yönünü belirlemesi bekleniyor.
İlişkili haber:
{galleryalbum id:141437 slug:'avrupa-yavasladi-turkiye-hala-kilit-oyuncu-otomotivde-77-milyar-dolarlik-acik-yeni-yatirimlari-zorunlu-kiliyor'}