Okur Postası
Bölgesel ve küresel dengeler çıkmazındaki Türkiye’yi ABD, Rusya, Suriye, İran çapraz ateşi nereye taşır
Gazetemiz okurlarından Prof. Dr. Beyhan Asma 'Bölgesel ve küresel dengeler çıkmazındaki Türkiye’yi ABD, Rusya, Suriye, İran çapraz ateşi nereye taşır' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler genel olarak uluslararası ilişkiler literatüründe jeopolitik rekabet, petrol-gaz ve bölgesel çatışmalar çerçevesinde ele alınmıştır. Benzer şekilde, ulusal rol algısı üzerine yapılan araştırmalarda tarihsel hafızanın ve travmaların bu tehdit söylemlerini beslediği görülür. Ortak tehdit algılarıyla şekillenen söz konusu stratejik belleğin yeniden gün yüzüne çıkmaya başladığı ve bu bağlamda Türkiye, İran, ABD, Suriye, Rusya çapraz ateşinde yeni bir evrenin ortaya çıktığı sürecin başlangıcıdır. Görünen durum çağımızın genel ruhu ve ülkeler arası ilişkilerdeki dönüşüm yansımasıdır. Putin, o dönemin dağınık dış politikasına kıyasla daha merkeziyetçi, istikrarlı ve öngörülebilir bir çizgi geliştirmiştir. Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın siyaseti yeni bir dış politika vizyonunun şekillenmesine yol açmıştır, “komşularla sıfır sorun” yaklaşımı, bölgesel-küresel barış ve iş birliği arayışına dayalı olarak kurgulanmış, bu da Rusya ve Ortadoğu ile ilişkilerin geliştirilmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır. Suriye iç savaşı, Rusya’nın Batı ile olan ilişkilerindeki kutuplaşmanın bir başka belirleyici unsuru olmuştur. Rusya’nın Suriye’deki rejime verdiği desteği, egemenlik ilkesini savunma ve Batı’nın müdahaleci eğilimlerine karşı çıkma stratejisi bağlamında değerlendirmiştir. Böylece Putin, Batı’yı yalnızca bir rakip değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel düzeni tehdit eden bir aktör olarak kodlamaya başlamıştır. Rusya’yı Batı ile kökten bir şekilde karşı karşıya getiren bir diğer olay ise Ukrayna-Rusya savaşının yaptığı sonu belirsiz kriz olmuştur. Bu bölgesel gelişmeler, dış politika ve savunma alanlarında daha özerk adımlar atılması ve alternatif ortaklıklara yönelme hususlarında Türkiye’de var olan algıyı kuvvetlendirmiştir. En nihayetinde, Türkiye’nin Batı’yla en büyük kırılmalarından biri ABD’nin Suriye’de PKK, PYD ve SDG’ye verdiği doğrudan destek olmuştur. Ankara, bu terör yapılarını ulusal güvenliği için birincil tehdit olarak görürken; ABD’nin onları “yerel ortak” olarak desteklemesi, müttefiklik hukukuna açıkça aykırı bulunmuştur. Türkiye’nin tüm diplomatik uyarılarına rağmen devam eden binlerce tır dolusu silah yardımları ve siyasi angajman, Batı ile olan güvenlik ilişkilerinin temelden sarsılmasına neden olmuştur. Böylece Batı, yalnızca tarihsel ve kültürel bir “öteki” değil; sahada çıkar çatışmasına girilen somut bir tehdit olarak konumlandırılmıştır. Bu kırılmaların zirve noktası, Dört yıldır devam eden Ukrayna-Rusya savaşı olmuştur. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı askeri operasyon, Batı tarafından doğrudan bir tehdit olarak değerlendirilmiştir. Batılı devlet ve örgütler tarafından Rusya’ya karşı uygulanan sert ekonomik yaptırımlar, finansal ambargolar, diplomatik izolasyon ve enerji kısıtlamaları, Rusya’nın uluslararası sistemin dışına itilmeye çalışıldığı bir dönemin yaşandığını göstermiştir.