AKİT MENÜ

Dünya

ABD-İran hattında temkinli temas Görüşmeler ne vadediyor?

Umman görüşmeleri, bir çözümün habercisi olmaktan çok, çözüm ihtimalinin hangi sınırlar içinde mümkün olabileceğini test eden uzun soluklu müzakere evresinin başlangıcı olarak okunmalıdır

AA
Güncelleme Tarihi:

İRAM Uzmanı Rahim Farzam, Umman’da gerçekleştirilen ABD-İran görüşmelerinin hangi çerçevede ilerlediğini ve sürecin geleceğe dair ne işaret ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.

Umman’da gerçekleşen ABD-İran görüşmeleri, taraflar arasında yıllardır kesintili ve kırılgan biçimde sürdürülen diplomatik temasların yeniden canlandırılması açısından önemli bir eşik olarak kayda geçti. Görüşmelerin ardından yapılan açıklamalar, tarafların masayı dağıtmadığı ve diyaloğu sürdürme iradesini koruduğunu gösterse de bu durum müzakerelerin somut bir sonuca yaklaştığı anlamına gelmiyor. Aksine, ilk turun ardından yapılan açıklamalar, sınırlı bir iyimserlikle birlikte derin ve yapısal bir ihtilafın devam ettiğini teyit ediyor.

İLK GÖRÜŞME HANGİ ÇERÇEVEDE İLERLEDİ?

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, görüşmelerin ardından İran basınına yaptığı açıklamada, “uzun ve yoğun” bir toplantı gerçekleştirildiğini, İran’ın görüş ve endişelerinin karşı tarafa açık biçimde aktarıldığını ve müzakerelerin sürdürülmesi konusunda mutabakata varıldığını ifade etti. ABD Başkanı Donald Trump ise 7 Şubat’ta yaptığı değerlendirmede, görüşmelerin “çok iyi ilerlediğini”, İran tarafının önceki dönemlere kıyasla anlaşmaya daha istekli olduğunu ve Washington’ın aceleci davranmadığını vurguladı. Trump’ın bu açıklamaları, ABD tarafının İran’ın müzakerelerde istekli olduğuna en azından şimdilik ikna olduğunu gösteriyor.

Ancak tarafların bu görece olumlu mesajlarına rağmen müzakerenin içeriğine dair ayrıntıların muğlak bırakılması dikkat çekiyor. İlk turun, somut pazarlık başlıklarına girmekten ziyade, müzakerenin genel çerçevesinin çizilmesine ve sürecin sürdürülebilirliğine odaklandığı anlaşılıyor. Bu tablo, tarafların esas ihtilaf alanlarını bilinçli biçimde sonraki turlara bırakmayı tercih ettiğini ve ilk aşamada ortak bir zemin ile temel ilkeler etrafında karşılıklı niyet yoklaması yapmayı öncelediklerini düşündürüyor.

ABD açısından bakıldığında, görüşmeler öncesinde bölgeye yapılan yoğun askeri yığınak, Washington’ın İran’ın niyetlerini test etmeye dönük klasik “baskı ve diplomasi” stratejisini sürdürdüğünü ortaya koyuyordu. Trump yönetimi, İran’ın geçmişte kırmızı çizgi olarak tanımladığı başlıklarda bir esneme olup olmadığını görmek istiyordu. Bu bağlamda Trump’ın açıklamalarında balistik füze programına veya İran’ın bölgedeki vekil güçlerle ilişkilerine değinmemesi, yalnızca “İran, nükleer silaha sahip olmayacak.” vurgusuyla yetinmesi, müzakerelerin şimdilik dar ve nükleer odaklı çerçevede ilerlediği izlenimi uyandırıyor. Benzer biçimde Erakçi’nin de füze programını “bir savunma meselesi” olarak tanımlayarak, bu başlığın ne şimdi ne de gelecekte müzakere konusu olmayacağını açıkça dile getirmesi, taraflar arasında müzakerelerin en azından mevcut aşamada nükleer başlıkla sınırlı tutulması konusunda örtük bir uzlaşı zemininin oluşmuş olabileceğine işaret ediyor. Bu tablo, İran’ın özellikle balistik füze başlığını şimdilik müzakere dışında tutmayı başardığını ve ABD’nin de buna itiraz etmediğini düşündürüyor.

İran cephesinde ise müzakerelerin arka planını belirleyen temel unsur, rejim güvenliği kaygısıdır. Hem içeride hem dışarıda baskı altında olan Tahran yönetimi açısından olası ABD saldırısı, rejimin istikrarı açısından ciddi tehdit olarak algılanıyor. Bu nedenle İran’ın öncelikli hedefi, askeri seçeneği devre dışı bırakacak diplomatik kanalın açılmasıdır. Umman’da kurulan masa, bu açıdan Tahran için önemli bir kazanım olarak görülebilir.

Bununla birlikte, taraflar arasındaki temel ihtilafın hala tüm ağırlığıyla ortada durduğu da açık. Trump’ın 2015 nükleer anlaşmasını “Hayatımda gördüğüm en kötü anlaşma” olarak nitelemiş olması, ABD’nin İran’la yapılacak olası yeni anlaşmanın önceki metinden daha kısıtlayıcı olmasını istediğini gösteriyor. İran ise uranyum zenginleştirmenin NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması) kapsamındaki yasal hakkı olduğunu vurgulamayı sürdürüyor ve “sıfır zenginleştirme” seçeneğini hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini açık biçimde dile getiriyor. Bu noktada tarafların pozisyonları arasındaki uçurum, ilk turun ardından gelen olumlu sinyallere rağmen varlığını koruyor.

GÖRÜŞMELER GELECEĞE DAİR NE VADEDİYOR?

İyimser senaryoda müzakerelerin yalnızca nükleer başlıkla sınırlı kalması, ABD’nin balistik füze ve İran’ın bölgesel ilişkileri gibi konuları masaya taşımakta ısrarcı olmaması ve İran’ın da uluslararası denetim altında konsorsiyum formülüne razı olması durumunda ara formül mümkün olabilir. Bu çerçevede İran’ın sınırlı düzeyde zenginleştirme yapmasına izin verilmesi ve elindeki yüksek oranlı uranyumu üçüncü ülkeye devretmesi, Trump tarafından “İran’ın nükleer silah kapasitesini ortadan kaldırdık.” şeklinde pazarlanabilir. İran ise sıfır zenginleştirmeyi kabul etmediğini vurgulayarak kendi kamuoyunu iknaya çalışabilir.

Ancak ABD’nin müzakereleri nükleer dosyanın ötesine taşıma ısrarı sürerse, özellikle balistik füze ve bölgesel dosyalar yeniden gündeme gelirse, diplomatik çözüm ihtimali hızla zayıflayacak. Zira balistik füzeler, İran açısından müzakere edilebilir teknik bir kapasite değil uzun yıllardır yaptırımlar altında aşınan konvansiyonel askeri gücün yerine ikame edilmiş, rejimin doğrudan caydırıcılık omurgasını oluşturan temel güvenlik unsuru. Özellikle İran'ın vekil unsurları için ifade edilen "direniş ekseninin" son dönemde aldığı askeri ve siyasi darbelerle birlikte İran’ın dolaylı caydırıcılık kapasitesinin zayıflaması, balistik füzeleri Tahran açısından vazgeçilemez askeri kapasite haline getirdi. Bu nedenle füze dosyasının masaya taşınması, İran tarafından sınırlı bir silah kontrolü talebi olarak değil savunma doktrininin ve caydırıcılık mimarisinin tasfiyesine yönelik baskı olarak algılanıyor.

Sonuç olarak, Umman’da kurulan müzakere zemini, İran açısından “uzlaşma penceresinden” ziyade, stratejik riskleri yönetmeye dönük sınırlı temas alanı olarak görülmektedir. Tahran yönetimi, müzakereleri askeri saldırı riskini öteleyen ancak yapısal güvensizliği ortadan kaldırmayan bir süreç olarak okumaktadır. Bu nedenle süreç, taraflar arasında karşılıklı niyet okumasının öne çıktığı, her adımın geri döndürülebilir hesaplarla ve temkinli biçimde atıldığı kırılgan denge üzerinde ilerlemektedir. Bu çerçevede Umman görüşmeleri, bir çözümün habercisi olmaktan çok, çözüm ihtimalinin hangi sınırlar içinde mümkün olabileceğini test eden uzun soluklu müzakere evresinin başlangıcı olarak okunmalıdır.

Yorumlara Git

Gazze gündemden düşürüldü yerine ICE operasyonları oturtuldu 'Biz yaptık' itirafı!

Domuza çarşaf giydiren müptezel tutuklandı

Rusya 'durum kritik' diyerek duyurdu: ABD ülkeyi boğuyor

Haberi gülmeden bitirebilene helal olsun! Enginyurt: Aldığı oylara ihanet edenin yeri sokakta rezilliktir!

Kahraman ecdada gökyüzü selamı!