AKİT MENÜ

Okur Postası

Batı için bir hegemonya aracı olarak: Hukuk

Batı, hukuk ve demokrasi söylemini, artık bir değerler manzumesi olmaktan ziyade konjonktürel hegemonya bir güç aygıtı olarak kullanmaktadır.

Haber Merkezi

Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer

Fransa Meclisi’nin, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de devam eden bir yargı sürecine ilişkin Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılmasını talep eden önergeyi oybirliğiyle kabul etmesi, bu durumun son örneği oldu.

Aynı Fransa’da Nicolas Sarkozy’nin Eylül 2025’te “Libya davası” kapsamında çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan 5 yıl hapis cezasına çarptırılmış, faşist Cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen ise Mart 2025’te AB fonlarını zimmetine geçirme suçundan 5 yıl süreyle kamu görevinden men edilmişti. Fransa Meclisi’nde alınan karar ile bu örnekler yan yana konulduğunda ortaya çıkan tablo sadece bir çelişki olmaktan çok öte Fransa özelinde Batı için hukukun kendi çıkarları için kendi dışındaki ülkelere karşı hegemonya aracı olarak kullanılmasının aracıdır.

Fransa kendi siyasetçilerin yargılanmasını ülkesindeki “hukukun üstünlüğü”nü gösteren olumlu bir şey olarak sunarken, başka bir ülkede benzer nedenlerle yargılanan bir siyasetçinin devam eden bir yargı sürecine müdahale etmeyi ise “demokrasi savunusu” imiş gibi gösteriyor. Batı hukuku hangi koşullarda evrensel, hangi koşullarda yerel, hangi koşullarda ise tamamen siyasal bir araç olarak kullanmaktadır?

 

Batı, kendi hukuk normlarını, içeriğini belirleme, yorumlama yetkisini de elinde tutarak bir adeta “normatif hegemonya” kurmaya çalışmakta. Hukuk, bu anlayışta adalet dağıtan bir terazi olmak yerine, farklı aktörler söz konusu olduğunda bambaşka tonlara bürünen, kimin meşru, kimin sorunlu, kimin korunmaya değer, kimin feda edilebilir olduğuna karar veren bir siyasal filtreye dönüşüyor.

Bu çifte standardın en net şekilde görüldüğü alanlardan biri Rusya–Ukrayna savaşı oldu. Batı hukuk algısı, Ukrayna söz konusu olduğunda son derece kararlı ve hızlıyken, Gazze’de neredeyse felç olmuş bir sessizliğe büründü.

Savaşın ilk günlerinden itibaren Batılı yargı ve siyasi kurumlar olağanüstü bir hızla harekete geçerek Uluslararası Ceza Mahkemesi kararları, yaptırım listeleri, mal varlıklarına el koymalar, seyahat yasakları vb pek çok kararlar aldı. Hedef belliydi ve hukuk bu hedefe ulaşmak için hızla seferber edildi.
Hukuk, burada doğrudan savaşın taraflarından biri için araç olarak kullanıldı.

 

Maalesef İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında bu hukuki hassasiyeti kısmen bile görmek mümkün olmadı. On binlerce sivilin hayatını kaybettiği, hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının kasten hedef alındığı İsrail’in iki yılı aşkın süren soykırımında Batılı yargı organlarının ve siyasal merkezlerin dili hukukun net kavramları yerini muğlak ifadelere bıraktı. “Orantılılık”, “meşru müdafaa”, “güvenlik kaygısı” gibi kavramlar alet edilerek, soykırıma göz yumuldu.

Bu nedenle Batı için hukuk, herkes için aynı anda ve aynı şekilde bağlayıcı bir norm değildir. Hukuk, kendisi için meşruiyet üretme aracı; başkası için ise baskılama aracı olarak kullanılıyor. Fransa Meclisi’nin yargı dağıtma makamıymış gibi aldığı bu karar başka ülkelerin yargılama süreçleri üzerine oylama yapması, sadece diplomatik bir nezaketsizlik değil, aynı zamanda egemenlik haklarının dokunulmazlığı ilkesine karşı bir müdahaledir. Askerî ya da ekonomik baskı gibi, bir başka egemenlik alanı olan yargı gücünü meşruiyet aşındırma ve egemenlik hakkını ihlal etmektir.

Fransa’da verilen bir mahkûmiyet kararı “bağımsız yargının cesareti” olarak alkışlanırken, Türkiye’de çok benzer iddialarla yürüyen bir dava “siyasi dava” olarak etiketlenebilmektedir. Bu, hukuki bir değerlendirme farkı değil, egemenlik algısındaki eşitsizliğin, Batının bir ülke için en önemli egemenlik alanlarından biri olan yargı hakkına yönelik egemenlik ihlalini kendisi için bir hak olarak görmesinin doğal sonucudur.

 

Ülkelerin yargı süreçlerinin başka ülkelerin parlamentolarında tartışma konusu yapılması, Batı’nın özellikle sıkça başvurduğu bir yöntemdir. Amaç, yargılayan devletin meşruiyetini siyaset ve politika üzerinden tartışmalı hale getirmektir.

Ülkelerin yargı yetkisini kim tanımlayacak? Ulusal egemenlik mi, yoksa küresel güç merkezlerinin çizdiği sınırlar mı? Bu sorulara verilecek cevaplar, Batı’nın hukuk söyleminin ne ölçüde evrensel, samimi, adalet merkezli olduğunu gösterecektir. Batı, kendi yargılamalarını tartışılmaz kabul ederken, başka ülkelerin aynı yetkiyi kullanmasını sürekli denetim altında tutmak istemektedir. Bu yaklaşım, hukuki olmaktan ziyade emperyalist bir refleksin ürünüdür.

Bu üstüncü hegemonik düzen, kendisinin yargılama hakkını saklı tutar, başkalarının yargılama hakkını ise sürekli sorgulayarak, itibarsızlaştırmaya çalışır. Bu nedenle Batı’nın sergilediği çifte standart bir tutarsızlık değil, bilinçli emperyal bir tercihtir. Hukuk, bu tercih içinde bir ilke değil, araçtır.

Yorumlara Git

ChatGPT'de Reklam Dönemi Başlıyor: OpenAI Ücretsiz Kullanıcılar İçin Düğmeye Bastı!

Solak mahalle karıştı! Yılmaz Özdil'den Özgür Özel'e salvolar

Trump'tan Batı Yaka açıklaması! Dikkat çeken ilhak sözleri

İran'dan savaş açıklaması: Netanyahu başka bir şey düşünmüyor

AFAD duyurdu! Erzincan'da deprem