AKİT MENÜ

Spor

Yılmaz Vural Akit’e konuştu: “Ülkemizde spor kültürü yok skor kültürü var”

Akit’e konuşan Yılmaz Vural, Türk futbolunda yaşanan hakem polemiklerinden teknik direktörlüğün güvencesiz yapısına kadar uzanan sorunların temelinde sistemsizliğin ve kuralların eşit uygulanmamasının bulunduğunu belirterek, ülkede spor kültürü yerine sonuç odaklı bir anlayışın hakim olduğunu söyledi.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

 SEBAHATTİN AYAN  İSTANBUL 

Türk futbolunun deneyimli teknik direktörü Yılmaz Vural, hakem tartışmalarından yabancı hakem talebine, teknik direktörlüğün mesleki statüsünden futbol yönetimindeki yapısal sorunlara kadar çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Vural, “Sorun hakemlerin milliyeti değil, sistem ve onu uygulayan insan kalitesidir” diyerek Türk futbolunda asıl problemin yönetim anlayışı ve kuralsızlık kültürü olduğunu vurguladı.

İşte Vural’ın Akit’in sorularına verdiği cevaplar:

Ülkemizde son yıllarda daha da artan bir hakem tartışmaları var. Birçok kulüp yabancı hakem istiyor. Geçtiğimiz yıllarda da birkaç maçta bunun örneğini gördük. Sizce sorun hakemlerin milliyeti mi, yoksa sistem mi?

 

Sistemin sorunu var tabii. Hakemlerin niye olsun. İnsanı nasıl idare edersen öyle idare ediyor. Türkiye'de her şey kuralsız yapılıyor. Yani bizim ülkemiz maalesef her şeyinde bir kuralsızlık var. Kural güce göre, adama göre çalışıyor. Böyle olunca da tarafgirlik ortaya çıkıyor.

İnsanlar da bunu gördükçe dejenere oluyor. Çünkü örnekler genellikle kötü. Mesela trafikte kırmızı ışıkta geçen birine polis ceza yazıyor ama o sırada sekiz kişi daha geçiyor ve onlara ceza kesilmiyor. Bu durumda haksız olan kişi kendini haklı gibi görüyor. Kötü örnek yayılıyor.

 

Ülkemizde kuralları koyan ve uygulayanların bu konuda daha tavizsiz olması gerekiyor. Kurala uymayan kişi, kim olursa olsun – babasının oğlu bile olsa – aynı yaptırımla karşılaşmalı. Bir tane bile kötü örnek gördüğünüzde insanlar “Ben de uymayabilirim” demeye başlıyor. Bu şekilde düzen sağlanamaz. Düzen ancak kuralların herkese eşit ve kararlı biçimde uygulanmasıyla mümkün olur.

“HEP HOCA MI SUÇLU?”

Türkiye’de teknik direktörlük yapmak neredeyse çok zor.  Taraftarlar her daim başarı bekliyor. Birkaç maç mağlubiyetle döndükten sonra ‘istifa’ sesleri yükseliyor. Türkiye’de teknik direktörlere sabır gösteriliyor mu?

 

Bizde teknik direktörlük diye tanınan bir meslek yok. Örneğin bankadan kredi çekeceksiniz, mesleğinizi “teknik direktör” olarak beyan ediyorsunuz ama sistem bunu meslek olarak kabul etmiyor. Bu başlı başına bir sorun.

Oysa ben lisansımı Almanya’da yaptım. Lisans sürecinde Almanya Çalışma Bakanlığı’ndan yetkililer geliyor, sınavlar yapılıyor ve onaylarıyla devletin tanıdığı resmi bir meslek sahibi oluyorsunuz. İşsiz kaldığınızda da devlet size işsizlik ödeneği veriyor. Yani sistem mesleği tanıyor ve güvence altına alıyor.

Türkiye’de ise skor kültürü var, spor kültürü yok. Hep kazanmak zorundasın. Oysa futbol üç sonuçlu bir oyun; biri kazanır, biri kaybeder, bazen berabere biter. İyi oynayan her zaman kazanmaz. Kötü oynayan bir takım bir kornerden gol atar, savunmaya çekilir, maçı kazanır. İyi oynayan topu direğe vurur, şanssızlık yaşar ve kaybeder. Oyunun doğasında bu var. Ama biz bu gerçeği kabullenmiyoruz.

 

Sonuçta her başarısızlıkta teknik direktör suçlanıyor. Bu sezon Süper Lig’de 30’dan fazla teknik direktör değişti. Hep mi hoca hatalı? Hep mi sorun teknik adam? Asıl mesele yönetim sorunu değil mi?

Türkiye’de futbolu yönetenlerin neden yöneticilik yaptığını sorgulamak gerekiyor. Amaç gerçekten sportif başarı mı, yoksa siyasi ya da ticari beklentiler mi? Bu kadar parayı, karşılığı belirsiz bir alana insanlar neden harcıyor? Amaç gençleri spora yönlendirmek, kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve sürdürülebilir bir spor kültürü oluşturmak mı? Yoksa kısa vadeli başarıyla popülerlik kazanmak mı?

Türkiye’de genellikle sorun oyuncuya, antrenöre, hakeme yükleniyor. Oysa yapısal sorunlar konuşulmuyor. Cumhuriyet tarihinden bu yana futbol federasyonunun başına gelen isimlerin çok azı futbolun içinden gelmiş kişilerdi. Çoğu farklı mesleklerden geldi. Futbolun dinamiklerini, soyunma odasının psikolojisini, altyapının önemini yaşayarak bilmeyen insanların bu sistemi kısa sürede kavraması kolay değil.

 

Türkiye artık şuna karar vermeli: Yaklaşık yüz yıllık süreçte dünya kupalarına sadece üç kez katılabilmiş, Avrupa şampiyonalarına sınırlı sayıda gidebilmiş, kulüpler düzeyinde istisnai başarılar elde etmiş bir yapıdan söz ediyoruz. Galatasaray’ın UEFA Kupası ve Süper Kupa zaferi, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın Avrupa’daki dönemsel başarıları elbette önemli; ancak bunlar sürdürülebilir bir sistemin ürünü mü, yoksa istisna mı?

Asıl soru şu: Yüz yılı aşkın süredir bu yapıyı yönetenler, “Nerede eksik yapıyoruz?” sorusunu gerçekten soruyor mu? Eğer sormuyorsak, teknik direktör değiştirerek, hakemi suçlayarak ya da günü kurtararak bir yere varmamız mümkün değil. Sorun saha içinde değil; esas sorun, futbolun nasıl yönetildiğinde.

 

Var ve yarı otomatik ofsayt sisteminin futbolun ruhuna uygun buluyor musunuz?

İngiltere, bir Dünya Kupası’nda Diego Maradona’nın elle attığı golle elendi. Yıllar sonra bu gol “Tanrı’nın Eli” olarak anıldı. Bir başka turnuvada İngiltere ile Almanya karşılaştı; İngiliz oyuncunun şutu direkten içeri çarpıp çıktı ama gol verilmedi ve Almanya turnuvaya veda etti. Bu tür kararlar, saniyeler içinde veriliyor ve bazen bir Dünya Kupası’nın kaderini belirliyor.

Hakem de insan; o anda yanlış karar verebilir. Futbolun doğasında bu var. Ancak mesele şu: En doğru sistemi bile kursanız, eğer insanlar o sistemi doğru ve adil biçimde uygulamak istemezse, dünyanın en iyi düzeni bile işlemez.

 

Asıl önemli olan, sistemi uygulayan insanın kalitesidir. Hangi alanda olursa olsun, yapılan işin niteliğini belirleyen şey insan unsurudur. Kurallar, teknolojiler, mekanizmalar elbette gereklidir; fakat adaleti ve güveni sağlayacak olan, o kuralları hayata geçiren insanların vicdanı, ehliyeti ve sorumluluk bilincidir.

Özetle; sistem önemlidir ama insan kalitesi daha da önemlidir. Gerçek çözüm, önce insanı geliştirmekten geçer.

Yorumlara Git

Putin'den İran'a destek mesajı: "Egemenliğinizi ve güvenliğinizi destekliyoruz!"

Münih’te Grönland çıkışı! “Grönland halkı ilk kez böyle tehdit edildi”

Trump, affedilmesi için çağrı yapmıştı! Katil Netanyahu için kritik süreç

Zelenskiy’den kritik çağrı: Avrupa masada olursa savaşın bitme şansı artar

İran’dan dikkat çeken benzetme! Güvenlik Konferansı için “Münih Sirki” yorumu