Gündem
Milli iradeye parmak sallayan seküler yobazlar yargılansın! Ülke babanızın çiftliği değil
Kendilerini bu ülkenin asli unsuru zanneden ve mütedeyyin kesime ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapan, kimi zaman kendi halinde yolda yürüyen başörtülü bir kadına yumruk atan, kimi zaman ise sarıklı bir dindara “böyle giyinemezsin!” diye nefret kusan seküler yobazların, son olarak Ramazan ayı vesilesiyle tertip edilen etkinlikleri bahane ederek, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınlaması bardağı taşırdı.
HABER MERKEZİ
Kendilerini bu ülkenin asli unsuru olarak gören ve mütedeyyin kesime ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapan azgın azınlığın, her meselede “laiklik” bahanesiyle aba altından sopa göstermesi gına getirdi. Kimi zaman kendi halinde yolda yürüyen başörtülü bir kadına yumruk atan, kimi zaman ise sarıklı bir dindara “böyle giyinemezsin!” diye nefret kusan seküler yobazların, son olarak Ramazan ayı vesilesiyle tertip edilen etkinlikleri bahane ederek, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınlaması bardağı taşırdı. Kemalist ideolojinin zorbalığını dayatan 168 çakma aydının imzaladığı ve buram buram vesayet kokan ihanet metnine karşı harekete geçen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, skandal metin MEB’in okullara gönderdiği Ramazan genelgesine yönelik yayınlandığını ve buna karşı yargı sürecini başlatacağını açıkladı.
28 ŞUBAT ZİHNİYETİ
İçerisinde “Talibanlaştırma” iftirası yer alan rezil bildirideki ifadelerin 28 Şubat dönemini hatırlattığını belirten Tekin, “Bu bana 28 Şubat sürecini hatırlattı. Niyet okumaya dayalı kötü niyetli bir bildiri” açıklamasında bulundu. Öte yandan, “Korkut Boratav, İlhan Cihaner, Ayşe Kulin, Ahmet Telli, Melike Demirağ, Rutkay Aziz, Onur Akın, Ataol Behramoğlu ve Timur Soykan gibi laikçi yobazların imzaladığı alçak bildiriye ilişkin gazetemize konuşan duyarlı hukukçular ise artık bu tür laikçi dayatmaların önüne geçecek hukuki adımların atılmasını istedi. “Şeriatçı dayatmaları reddediyoruz!” vurgusu yapılarak açıkça İslami değerlerin hedef alındığı bildiriye ilişkin gazetemize konuşan Hukukçu Kerami Özdemir, şunları söyledi:
YARGI ŞIMARIKLIĞA DUR DEMELİ
“Sayın Milli Eğitim Bakanının okullara gönderdiği tebliği, biz destekliyoruz. Bunların artarak devam etmesini özellikle bekliyoruz. Halkımızın büyük çoğunluğunun talebi de bakanın bu icraatları yönündedir. Dolayısıyla bu 168 imza sahibi ve aydın olduğunu iddia eden kişiler, kendilerini ülkenin tek sahibi olarak görmekten vazgeçmelidirler. Kendilerinin sözlerinin önemli olduğu yıllar, askeri darbe dönemindeydi. Onların özlemini duyduğu günler artık çok geride kaldı. Bürokrasiyi tehdit etme, bir bakanı tehdit etme, kendi siyasi düşünceleri yönünde milli iradeye rota çizme dönemleri geçti. Ayrıca bu tip bildiriler, siyasal bildirilerdir. Bildirinin merkezinde ise Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP’nin resmi ideolojisi olan kemalizm var. Bildiriye imza atanlar ise görüleceği üzere Cumhuriyet Halk Partisi etrafında kümelenmiş ya da onun ideolojisi olan Kemalizm ideolojisi etrafında halkalanmış kişiler. Şimdi bu kişiler kendi siyasi görüşlerini bu tür bildirilerle dikte etmeye çalışıyor. Bu tür bir tahakküm girişimi asla kabul edilemez. Toplumun tüm kesimlerinde buna tepki gösterilmesi gerekir. Yargının da bu tür şımarıklıklara dur demesi gerekir. Çünkü ‘Laiklik’ adı altında ya da ‘Atatürkçülük’ kisvesiyle siyasi tercihlerini toplumun diğer kesimine benimsetme dönemi bitmiştir.”
HESABI SORULSUN
Avukat Nuray Baynazoğlu ise şunları dile getirdi: “Yüzde doksanı Müslüman olan bir ülkede, okullarda Ramazan bilincinin ve manevi değerlerin yerleştirilmesi adına, yapılanlar çok güzel uygulamalardır. Buna karşı bildiri yayımlayan sözde akademisyenlerin, aydınların, entelektüellerin, yani kendilerini öyle adlandıran kişilerin, ülkemizde Cadılar Bayramı kutlandığında, son derece mutlu olduğunu görüyoruz. Burada, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek suçundan iddianame düzenlenmelidir. Bu akademisyenler, hangi ülkede yaşadıklarını unutmasınlar. Kendileri inanmayabilirler, ateist de olabilirler beni ilgilendirmez. Ama yüzde doksanı Müslüman olan bir ülkeye karşı böyle bir bildiri yayınlamak, böyle bir tehditkâr dil kullanmak, devleti yönetenleri Hizbullah’la, Taliban’la bir tutmak kabul edilebilir bir şey değil. 28 Şubat’tan kalma alışkanlıkları yeniden devrede. Zaten o 28 Şubatlar hiç bitmiyor. ‘Laiklik elden gidiyor, Şeriat geliyor’ şeklindeki tüm bu tantanalar bilinçli olarak yapılmaya çalışılıyor. Eğer şurada biri çıkıp, ‘Cadılar Bayramı kutlanamaz, asla yasak!’ vesaire falan filan dese, herhalde kıyamet kopmuştu bu ülkede? Dolayısıyla bu yollara sapanlara hiç pabuç bırakmamak gerekir. Ben zaten bu konuda savcılığın da re’sen harekete geçeceğine inanıyorum.”