Dünya
İbadethaneler denetim, kimlik baskı altında! Çinlileştirme Politikası
İslam’ın kadim toprağı Doğu Türkistan’da Komünist Çin tarafından birçok camide minare ve kubbelerin kaldırıldığı, bazı ibadet yerlerinin farklı amaçlarla kullanıma açıldığı ve girişlerin kimlik kontrolüne bağlandığı belirtildi.
Sebahattin Ayan İstanbul
Komünist Çin Halk Cumhuriyeti yönetiminin Doğu Türkistan’da dini yapılar üzerindeki uygulamalarını gün geçtikçe arttırıyor. Bölgeden gelen saha gözlemleri, akademik raporlar ve insan hakları kuruluşlarının verileri; cami ve mescitlerin kapatılması, yıkılması ya da mimari yapılarının “Çinlileştirme” politikası kapsamında dönüştürülmesi gibi adımların son yıllarda hız kazandığını ortaya koyuyor. Özellikle 2017 sonrası dönemde hayata geçirilen “Dinlerin Çinlileştirilmesi” stratejisi doğrultusunda, dini mekânların yalnızca fiziki olarak değil, idari ve ideolojik açıdan da sıkı denetim altına alındığı belirtiliyor. İbadethanelerin resmi kayda bağlanması, içerik denetimleri, din görevlilerinin devlet onayına tabi tutulması ve çevrim içi dini faaliyetlerin kontrol altına alınması, bu sürecin temel unsurları arasında gösteriliyor.
İBADET ÖZGÜRLÜĞÜNE MÜDAHALE
Bağımsız araştırmacılar ve bölgeyi ziyaret eden gözlemciler, birçok camide minare ve kubbelerin kaldırıldığını, bazı ibadet yerlerinin farklı amaçlarla kullanıma açıldığını ve girişlerin kimlik kontrolüne bağlandığını aktarıyor. İnsan hakları savunucuları ise söz konusu uygulamaların, din özgürlüğü ve kültürel haklar bağlamında uluslararası normlarla çeliştiğini savunuyor. Pekin yönetimi ise bu politikaların “aşırıcılıkla mücadele” ve “toplumsal istikrarın korunması” amacı taşıdığını ifade ediyor ama dini yapıların ve pratiklerin devlet ideolojisine uyumlu hâle getirilmesi yönündeki baskının sahada daha görünür ve sistematik bir nitelik kazandığı belirtiliyor. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği tarafından yayımlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” raporunu gazetemize değerlendiren Araştırmacı Yazar Zehranur Ertek, Çin’in uygulamalarının bireysel hak ihlallerini aşarak sistematik ve kurumsallaşmış bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü söyledi.
DİNİ ASİMİLASYON YAPILIYOR
Ertek, Çin Komünist Partisi’nin “Çinlileştirme” olarak sunduğu politikanın, özünde bir asimilasyon stratejisi olduğuna dikkat çekti. Bu yaklaşımın özellikle Kültür Devrimi döneminde ivme kazandığını belirten Ertek, Uygur ve diğer Türkî halkların kültürel ve dinî kimliklerinin sistematik biçimde dönüştürülmeye çalışıldığını ifade etti. Ertek, şunları dile getirdi. “ÇKP’nin “Çinlileştirme” olarak sunduğu politika esasında, Kültür Devrimi (1966-1976) ile ivme kazanan ve Doğu Türkistan’da yaşam mücadelesi veren Uygur ve diğer Türkî halkların kendi değerlerini Çin kültürü potasında eritmek zorunda kaldıkları bir asimilasyon stratejisine işaret ediyor. Politika kapsamında, bölge halkının gündelik hayat pratiklerinden İslam’ı yaşayış biçimlerine kadar pek çok başlıkta ya kısıtlamaya ya da bu unsurların Parti değerleri üzerinden yeniden yorumlanmasına gidiliyor.”
UYGUR TARİHÎ SİLİNİYOR
Yer adlarının değiştirilmesinden ana dil kullanımının sınırlandırılmasına kadar geniş bir müdahale alanı bulunduğunu belirten Ertek, şöyle devam etti: “Üniversite, şehir, mahalle ve köy isimlerinde Uygurca adlandırmalar kaldırılarak yerlerine ideolojik Çince isimler getiriliyor. 2009-2023 yılları arasında yalnızca köy adlarında yapılan değişikliklerin 600’ü aştığı tespit edildi. Yer adlandırmalarına ek olarak, bölgede ana dil kullanımı üzerinden de kısıtlamaya gidildiği ve gerek endoktrinasyon kamplarında gerek de okullarda Mandarin Çincesinin bölge halkına dayatıldığı görülüyor. Ayrıca, Uygur tarihî ve kimliğinin önemli unsurları arasında yer alan yerel mimari yapılar Çin kültürüyle uyumlu hâle getirilerek yeniden şekillendiriliyor, kent merkezleri Han Çinlilerinin yaşam tarzı esas alınarak yeniden tasarlanıyor ve geleneksel Uygur mimarisi ile mahalle dokusu sistematik biçimde ortadan kaldırılıyor. Camiler, türbeler, mezarlıklar ve tarihî yapılar ya tamamen yıkılıyor ya da Çin’in geleneksel mimari anlayışına uygun biçimde dönüştürülerek restore ediliyor.” Ana dil üzerindeki baskının da dikkat çekici boyutlara ulaştığını kaydeden Ertek, Mandarin Çincesinin eğitim kurumlarında ve sözde yeniden eğitim kamplarında zorunlu tutulduğunu, Uygur kültürel mirasının mimari dönüşüm projeleriyle ortadan kaldırıldığını söyledi. Ertek, “Camiler, türbeler ve mezarlıklar ya yıkılıyor ya da Çin’in geleneksel mimari anlayışına uygun şekilde dönüştürülüyor. Kent merkezleri Han Çinlilerinin yaşam tarzına göre yeniden tasarlanıyor” diye konuştu. Raporda “Dinî Baskı” başlığı altında yer alan bulgulara da değinen Ertek, inanç özgürlüğüne yönelik ihlallerin çok yönlü olduğunu belirtti. Müslüman kadınların başörtüsü ve peçe takmasının, erkeklerin sakal bırakmasının yasaklandığını ifade eden Yazar Ertek, camilerde ibadetin sıkı denetime tabi tutulduğunu söyledi.
SOYKIRIMIN BAHANESİ ‘GÜVENLİK’
Özellikle Ramazan ayında uygulanan kısıtlamaların vahim boyutlara ulaştığını vurgulayan Ertek, sözlerini şöyle tamamladı: “İçerisinde de bulunduğumuz bu mübarek Ramazan ayının Doğu Türkistan’da nasıl geçtiğini yine ilgili başlık üzerinden okumaya çalışırsak, maalesef karşımıza çıkan tablo oldukça vahim. Müslüman Uygurların Ramazan ayında oruç tutmasına izin verilmemekte ve ayrıyeten Uygurlar, oruç tutmadıklarını görüntülü kanıtlar aracılığıyla idari birimlere sunmak zorunda bırakılmakta. Oruç ibadetinin yanı sıra yine Ramazan ayı ile özdeşleşen Teravih namazı ve Kur’an-ı Kerim tilavetinin de idari bariyerlere takıldığı, camilerin büyük bir bölümünde toplu ibadetlerin fiilen engellendiği ve dinî faaliyetlerin güvenlik endişeleri çerçevesinde denetim altına alındığını da görmekteyiz. Son tahlilde, raporda ele aldığımız 2025 verileri Doğu Türkistan’da yaşananların bireysel ihlallerden ibaret olmadığını; kimliği, inancı ve kültürel hafızayı hedef alan, süreklilik arz eden ve kurumsallaşmış bir baskı düzeninin işletildiğini açıkça ortaya koymaktadır.”