Gündem
Çocuklarımız kültür savaşlarının tarafı olamaz
Timetürk yazarı Hanife Arslantürk, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesi üzerinden yürütülen tartışmaları kaleme aldığı yazısında, eğitimin ideolojik hesaplaşmaların alanı olmaması gerektiğini vurguladı. Arslantürk, çocukların kültür savaşlarının tarafı değil; milli ve manevi değerleriyle barışık, donanımlı bir geleceğin teminatı olması gerektiğini ifade etti.
SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan ve tüm okullarda “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenlenmesini öngören genelge gündemdeki yerini korurken TİMETÜRK yazarı Hanife Arslantürk, “Eğitim ve çocuklarımız üzerinden yürütülen ideolojik kavga” başlıklı yazısında, son günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği Ramazan genelgesi üzerinden başlatılan tartışmaları mercek altına aldı. Arslantürk, Türkiye’de milli eğitim meselesinin hiçbir zaman yalnızca pedagojik bir konu olarak ele alınmadığını, hemen her düzenlemenin ideolojik bir cepheleşmeye dönüştürüldüğünü vurguladı.
Yazısında, müfredat değişikliklerinden ders kitaplarına, değerler eğitiminden seçmeli derslere kadar birçok başlığın zamanla siyasi ve ideolojik tartışmaların merkezine oturduğunu belirten Arslantürk, asıl sorunun ise çoğu zaman geri planda kaldığını ifade etti: “Bu ülkenin çocukları için en doğru olan nedir?”
KÖKSÜZ BİREYLERE SEBEBİYET VERİR
Arslantürk, eğitim sisteminin uzun yıllar boyunca toplumun inanç ve değer dünyasıyla mesafeli bir anlayışın etkisinde şekillendirildiğini savunarak, milletin kültürel ve manevi kodlarının kimi dönemlerde kamusal alandan dışlanmak istendiğini dile getirdi. Eğitimin, milletin ruh köklerinden beslenmesi gerektiğini belirten Arslantürk, kimliğinden arındırılmış bir eğitim modelinin köksüz bireyler yetiştireceğini kaydetti.
Ramazan genelgesi üzerinden yürütülen tartışmalara da değinen Arslantürk, “uygarlık” ve “çağdaşlık” kavramları üzerinden yapılan eleştirileri değerlendirdi. Gerçek çağdaşlığın, bir milletin kendi tarihini ve medeniyet birikimini inkâr etmeden dünyayla rekabet edebilmesi anlamına geldiğini belirten Arslantürk, kültürel taklitçiliğin ilerleme olarak sunulmasına karşı çıktı. Ona göre yerli ve milli bir eğitim vizyonu, dünyaya kapanmak değil; özgüvenle ve eşit şartlarda dünyayla konuşabilmek demek.
Eğitimin ideolojik bir vesayet alanına dönüştürülmemesi gerektiğini vurgulayan Arslantürk, çocukların belirli dünya görüşlerinin laboratuvar malzemesi haline getirilmesine karşı uyarıda bulundu. Büyüklerin fikir çatışmalarının sınıf sıralarına taşınmaması gerektiğini ifade eden Arslantürk, sınıfların kültür savaşlarının cephesi değil, karakter ve şahsiyet inşasının mekânı olması gerektiğini dile getirdi.
ÖĞRETMENLER REHBER OLMALI
Öğretmenlik mesleğinin önemine de geniş yer ayıran Arslantürk, öğretmenin yalnızca bilgi aktaran değil; aynı zamanda değer kazandıran bir rehber olduğunu belirtti. Eğitimcilerin öğrencileri ideolojik kalıplara göre şekillendirmek yerine, onlara doğru ile yanlışı ayırt etme feraseti kazandırmaları gerektiğini ifade etti. Milletine bağlı, ahlaki sorumluluk bilinci yüksek ve vatan sevgisi taşıyan nesiller yetiştirmenin eğitim sisteminin temel hedefi olması gerektiğini savundu.
Yazısında, eğitim üzerinden yürütülen her ideolojik mücadelenin en derin izini çocukların zihninde bıraktığını belirten Arslantürk, Türkiye’nin ihtiyacının kimliğinden emin, inancıyla barışık, dünyayı okuyabilen ve ülkesine hizmet etmeyi şeref bilen bir gençlik olduğunu vurguladı. Büyüklerin tartışabileceğini ancak çocukların bu kavganın tarafı haline getirilmemesi gerektiğini ifade eden Arslantürk, güçlü ve bağımsız bir Türkiye idealinin ancak sağlam bir eğitim vizyonuyla mümkün olacağını kaydetti.