AKİT MENÜ

Yaşam

Nesnenin tahakkümü: 'Vitrinde kaybolan insan' üzerine...

Baran Haber yazarı Eda Topar, kaleme aldığı dikkat çekici analizde modern çağın en büyük açmazlarından birine mercek tuttu: Nesnelerin insan üzerindeki tahakkümü ve tüketim kültürünün ruh dünyasında açtığı derin yaralar.

Haber Merkezi

Baran Haber yazarı Eda Topar, kaleme aldığı dikkat çekici analizde modern çağın en büyük açmazlarından birine mercek tuttu: Nesnelerin insan üzerindeki tahakkümü ve tüketim kültürünün ruh dünyasında açtığı derin yaralar.

Topar, 1960’lardan itibaren hız kazanan tüketim kültürünün eşyayı basit bir ihtiyaç unsuru olmaktan çıkararak kimlik ve prestij göstergesine dönüştürdüğünü vurguladı. Günümüzde nesnelerin artık pasif araçlar değil; arzu üreten, kimlik inşa eden ve insanı yönlendiren aktif unsurlar haline geldiğini belirten yazar, özellikle sosyal medya fenomenleri üzerinden parlatılan tüketim anlayışının toplumsal stres ve kaygıyı artırdığına dikkat çekti.

Filtrelenmiş ve kurgulanmış hayatların “hakikat” gibi sunulduğunu ifade eden Topar, bireyin sürekli başkalarının vitrinine bakarak kendi gerçekliğini değersizleştirdiğini kaydetti. Ruhsal huzursuzluğun temelinde de bu yanılsamanın yattığını belirtti.

Modern düşünürlere de atıfta bulunan yazar, Jean Baudrillard’ın tüketim toplumuna dair analizlerini hatırlatarak, modern insanın nesneleri işlevi için değil, temsil ettiği statü için tükettiğini aktardı. Eşya biriktirme tutkusunun dahi öznenin iç boşluğunu doldurma çabasından kaynaklandığını vurguladı.

 

Topar ayrıca Guy Debord’un “gösteri toplumu” kavramına değinerek, yaşamanın değil yaşadığını göstermenin önem kazandığı bir çağda gerçekliğin imgelerle yer değiştirdiğini belirtti. Hayatın bir vitrine, insanın ise o vitrinin dekoruna dönüştürüldüğünü ifade etti.

Gilles Deleuze’ün göstergelerin derinliğine dair yaklaşımını da hatırlatan Topar, günümüz kültürünün yüzeyselliğe hapsolduğunu, simülasyonun hakikatin yerini işgal ettiğini dile getirdi. Kopyalama kültürü ve özgünlükten uzak üretim anlayışının da insanın üretici kudretini değil, tüketici zaafını beslediğini kaydetti.

Akıllı cihazlar ve dijital sistemler üzerinden mahremiyet meselesine de değinen yazar, kolaylık sağlayan teknolojilerin aynı zamanda gözetim ve veri toplama mekanizmaları kurduğunu belirtti.

Makalesinde kültürel bir göndermeye de yer veren Topar, The Secret Life of Walter Mitty filmindeki “Bazen çekmemek gerekir” repliğini hatırlatarak, bazı anların paylaşılmak için değil yaşanmak için var olduğunu vurguladı.

 

Yazısını çarpıcı bir soruyla tamamlayan Eda Topar, modern insanın özgürlük söylemi altında aslında nesnelerin yönlendirmesiyle hareket edip etmediğini sorguladı: “Nesneleri mi kullanıyoruz, yoksa nesneler mi bizi kullanıyor?”

Topar’a göre bu soruya verilecek cevap, hem bireysel özgürlüğün hem de insanlığın geleceğini belirleyecek.

Yorumlara Git

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplandı

İşte Başkan Erdoğan "Başını ezelim" dediği büyük tehlike: 90 dakikada 1 milyon kaybetti

Türkiye'de mobil iletişim 32 yaşına girdi! 5G’ye de sayılı günler kaldı

CHP’lilerin yargıya attıkları iftiralar da bir bir ellerinde patlıyor: Bize baskıyı savcılık değil Rıza Akpolat yaptı!

CHP'nin kurultay davası ertelendi! İşte yeni tarih