Okur Postası
Ramazan Şenliklerindeki Hazımsızlığın Meşrûiyet(!) Yansıması: Laiklik
Gazetemiz okurlarından Numan Ali Kahraman, "Ramazan Şenliklerindeki Hazımsızlığın Meşrûiyet(!) Yansıması: Laiklik" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bu topraklarn aslî unsuru müslümanlar olmasına karşın, her defasında kültürel ve dinî değerlerinin “laiklik” çatısı altında hücum potasına sokulması, esasında ideolojik bir kavganın meşrûiyet iddiasından başka bir anlam ifâde etmemektedir.
Tarihi vakıâda, İstiklâl Mahkemelerinde “laisizm”e boyun eğmeyen müslümanlar hedef tahtasındaydı; 1960-1980 ihtilâlinde ana öznelerden birisi müslümanlardı; 28 Şubat süreçlerinde İslâmî haklarını işbu vesâyetin tekelinden kurtarmaya çalışanlar yine müslüman...
Bugün ise Ramazan’ın kamusal tezâhürlerinden rahatsızlık duyan bir zihniyet, aynı refleksin güncellenmiş versiyonunu sergilemektedir. Okullarda bir Ramazan organizasyonu görmekten, hatta bir belediyenin Ramazan’a ait kültürel faaliyet tertiplemesinden dahi duyulan hazımsızlık; laiklik ilkesine bağlılıktan ziyâde, bu ilkenin saplantılı şekilde araçsallaştırılmasının tabiî bir tezâhürüdür.
Laiklik çatısına sığınan ve tarihsel serencâmda da her defasında laikliği yenilen bir put haline sokmakta beis görmeyenler, burada sadece retorik bir çelişki değil, aynı zamanda tarihî bir hesaplaşma kaygısı güttükleri de hakikattir. Zira, dinin kamusal alandan tasfiyesi ile başlayan bu süreç, İslâm’ın özü olan sosyal hayâta müdâhale etmesinin önüne “laiklik” silahını bir kobay olarak koymaktaydı.. Laikliğin salt bir din ve vicdan hürriyeti olmadığı, siyâset felsefecilerinin takdiri olacağı üzere, aynı zamanda Türkiye’nin modern tarihinde bu söylemin zekatı kadar dahi olsa, sosyal hayattaki karşılığını toplum olarak görmediğimizi söylemek gerekir.
Kaldı ki, hiçbir toplumun her siyasî söylemi doğrudan kabul etmek gibi bir keyfiyeti olmadığı gibi, Türkiye’nin tabulaşmış ilkelerinin de bu bağlamda özgürce tartışılması bu taassupçu düşünceyi yıkacağı endişesiyle, her defasında söylem olarak (sözde) ilkeleşmiş kavramlarla müslümanların değerleriyle çatıştığı içgüdüsü uyandırmak hevesindeler. Altını dolduramadıkları ifâdeleri, herhangi bir din mensubuna karşı kullandıkları görülmeyen işbu zihniyetin, dertlerinin İslâmî değerlerin sosyal hayatta görünür olması olduğu gâyet açık değil mi?
Yukarıda da temâs ettiğimiz gibi asıl mesele Ramazan değildir; mes’ele kamusal alanda İslâmî görünürlüğün normalleşmesidir. Çünkü görünürlük arttıkça, uzun yıllar boyunca dinin kamusal alandan tasfiyesini “ilerleme” sayan paradigma sorgulanmaya başlamaktadır. Bu sorgulama ise bazı çevrelerde ciddî bir “hazımsızlık” üretmektedir.