Gündem
Ümmetin dağınıklığı Siyonisti kudurttu
Kan dökmeye doymayan siyonist İsrail ve ağabeyi Amerika’nın İran’a peş peşe düzenlediği saldırılarla Ortadoğu yeniden yangın yerine döndü. Kız çocuklarının katledildiği ve dini lider Ali Hamaney’in öldürüldüğü saldırıların ardından Tahran yönetiminin talimatıyla Amerika’nın üslerinin bulunduğu Müslüman ülkelerden BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ürdün’ün vurulması ümmeti kuşatan fitne ateşinin şer güçlere yaradığını net biçimde ortaya koydu.
Buğra Kardan İstanbul
Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır hadisinde vurgulandığı gibi İslâm dünyasının haydut İsrail ve eşkıya Amerika’nın gazabından kurtulmasının yolu kenetlenmek görüşü ağırlık kazandı. Uzmanlar da Ortadoğu ülkelerinin siyonistlere ve emperyalistlere karşı el ele, omuz omuza mücadele vermelerinin kaçınılmaz olduğunu vurguladılar. Ümmetin fikir ayrılığını kenara bırakma uyarısında bulundular. İslâm ülkelerini bölgeyi yakıp yıkan İsrail ve Amerika’ya karşı siyasi, ekonomik hatta askeri ittifaka gitmeye çağırdılar.
Türkiye etrafında birleşilmeli
Akit’e konuşan Siyaset Bilimci Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, şunları söyledi: “İşgalci siyonizmin, sömürgeci emperyalizmin en büyük dayanağı Müslümanların bir araya gelememeleridir. Şer güçlerin sinsi planlarını pervasızca uygulamalarının en büyük nedeni İslâm ülkelerinin el ele, gönül gönüle olmamalarıdır. SSCB’nin dağılması, iki kutuplu dünyanın bitmesinin ardından sömürgecilerce Müslümanlar hedefe oturtuldu. İslâm coğrafyasına ve Türk dünyasına yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu seferle yerin altında yatan bereketi kontrol altına almak amaçlandı. Afganistan ve Irak’la başlayan, İran’la devam eden bir Haçlı akınına şahit olduk. Siyonistler ve emperyalistlerden ‘Radikal İslâm’, ‘Ilımlı İslâm’ gibi kavramlar duyduk. Bunlar DEAŞ ve El-Kaide gibi yapılanmaları sahneye çıkardılar. Radikal İslâm iddiasıyla bölgede kan bıraktılar. Ilımlı İslâm adı altında FETÖ gibi yapılanmaları devreye soktular. İslâm’ın bir medeniyet olduğu, önüne sıfat getirilemeyeceği açıktı. Gaye İslâm gibi bir cevherin, gücün önüne geçmekti. Çünkü İslâm, kula kulluğu reddediyordu. Sömürüye, tüketim çılgınlığına karşı çıkıyordu. Elde bir o kaldı. O ki mazlumun yanında idi. Sömürgeciliğin antitezi idi. Tabii olarak Müslüman devletleri bölmek hatta karşı karşıya getirmek gerekiyordu. Bu çerçevede bana göre hâlen tamamlanmamış olan Birinci Cihan Harbi kullanıldı. Ortadoğu’da şer tortuları bırakıldı. Bölge emperyalistlerden talimat alan yönetimlere, babadan oğula geçen totaliter idarelere terk edildi. Bununla kalınmadı. Ortadoğu’da devletler bloklaştırıldı. Ülkeler savaştırıldı. Doğal olarak Müslüman, Müslüman kanı akıttı. İran da oyundan kaçamadı. Geriye ise acılar kaldı. Tunuslu seyyar satıcı Muhammet’in vücudunu ateşe verişi, Mısır’da Hüsnü Mübarek’in devrilişi ve Mursi’nin gelişiyle bir umut belirmişti. Ancak Mursi’ye darbe yapıldı, İhvan-ı Müslimin’in yürüyüşü durduruldu. DEAŞ’ın önü açıldı. Bu şer planının bir parçası idi. Gelinen aşamada İslâm dünyasının bir an evvel toparlanması gerekiyor. Ümmet Türkiye’nin yanında konumlanmalı, bu önderliğin mazlumlara umut olacağı, oynanan kirli oyunu boşa çıkaracağı bilinmelidir.”
ACİLEN FORMÜLLER ARANMALI
Stratejist Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe de şunları dile getirdi: “İslâm dünyasının bölünmüş hâli dikkat çekici. Bu yeni değil. Her şey Gazze’de başladı. Müslüman ülkeler, burada kararlı duruş sergilese böyle bir fotoğraf ortaya çıkmazdı. Katar’a, Ürdün’e saldırılmazdı. O dönemde İslâm ülkeleri iyi bir imtihan vermedi. Hata yapan ise iktidarlar idi. İktidarların Tel Aviv ve Washington’la bağları vardı. İşte o bağlardan ötürü dün Gazze’de yapılan vahşetlere ses etmeyenler şu anda da suskun. Bu, çok yanlış. İslâm ülkelerine yakışan Gazze’yi de İran’ı da hedef alanlara kuvvetli tepki vermekti. Sünnilere de Şiilere de yapılanlara ağlamaktı. Muhakkak ki İran, şu anda Amerika’nın üslerinin bulunduğu ülkeleri vuruyor. Üsleri vurmak İran’ın meşru hakkıdır. Ancak halkları vurma hakkı yoktur. Tahran yönetiminin böyle bir yola tevessül etmemesi umulur. Tabii BAE, Katar, Kuveyt gibi ülkelerin böyle bir tabloya müsaade etmemeleri gerekirdi. Anılan ülkeler, İsrail ve Amerika’ya üslerini kullandırmamalıydılar. Yani Bahreyn örneği hâlen hatırımızda. Yemen’i vuran tek İslâm ülkesi Bahreyn idi. Bu üzücü idi. Bahreyn örneği unutulmamışken İran’a taarruz edildi. Ne yazık ki bu taarruzun akabinde de çıt çıkarmayan Müslüman devletler oldu. Hülâsa parçalanmış İslâm dünyası büyük yıkımlarla karşı karşıya. Bu yıkımları önlemek için de adım atmak şarttır. Bir araya gelmenin, kenetlenmenin formüllerini aramak zarurettir. Türkiye’nin tecrübelerinden faydalanmak da mecburiyettir. İslâm dünyasının bölgeye barışı yaymak için didinen Türkiye’nin önderliğinde buluşmasının vakti geldi.”