Okur Postası
Kalorifer Peteği mi, Çelik Kubbe mi?
Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel \ Afyonkarahisar 'Kalorifer Peteği mi, Çelik Kubbe mi?' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bir ülke sabah kahvaltısında ne konuşur?
Ekmek fiyatını mı, kent lokantasını mı, yoksa sınırının ötesinde patlayan füzeleri mi?
Biz yıllarca şu soruya sıkıştırıldık:
“Füze mi yiyeceğiz, SİHA mı kemireceğiz?”
Oysa mesele hiçbir zaman yemek değildi.
Mesele, o yemeği huzur içinde yiyebilmekti. Bir televizyon kanalında sunucu açık açık “Sırada Türkiye var” dedi.
Cümle soğuktu ama gerçeklik sıcaktı.
Bu coğrafyada sıraya konulmak istemiyorsanız, sırayı bozacak gücünüz olacak.
Yıllarca bize aynı soruyu sordular:
“Füze mi yiyeceğiz, SİHA mı kemireceğiz?”
Bugün Türkiye’nin geliştirdiği Tayfun konuşuluyor. Göklerde örülen Çelik Kubbe savunma mimarisi konuşuluyor.
Sahada dengeleri değiştiren Bayraktar TB2 ve ANKA konuşuluyor. Bunlar bir vitrin süsü değil. Bunlar, görünmeyen bir sigorta poliçesi. Sigorta evinizi zenginleştirmez. Ama yangın çıktığında sizi sokakta bırakmaz.
Ama bir kesim için bunların hiçbir önemi yok. Onlar için önemli olan şey başka.
Hatırlayın… Cumhuriyet Gazetesi ne demişti?
Türkiye’nin ilk milli muharip uçağı TAI KAAN için “Kalorifer peteği gibi” manşeti atılmıştı. Kalorifer peteği…
Şimdi o “peteğe benzeyen” uçak göklerde süzülüp ilk uçuşunu yaptığında geriye ne kaldı?
Manşet. Bir de kokpitteki bir parçayı “Vileda sopasına” benzeten yazılar…
Vileda sopası onlar için stratejik bir analiz aracı olmalı. Uçağı ne yapsınlar? Onlar için asıl mesele yerli olanın uçmaması.
Gerçi haksızlık etmeyelim…
Bir ülkenin savaş uçağını kalorifer peteğine benzetmek ciddi bir mühendislik vizyonu ister (!) İki gündür İran’ın hâline bakın.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile yaşanan gerilim ve saldırılar… Onlarca çocuk, yüzlerce insan hayatını kaybetti. İran da bölgedeki ABD üslerini hedef alıyor.
Dün Gazze, bugün İran. Ukrayna’da şehirler yerle bir oldu. Suriye yıllardır yangın yeri.
Televizyonda “Sırada Türkiye var” denildiğinde mesele mizah değil. Mesele caydırıcılık.
Eğer bugün savunma yatırımlarını küçümseyen bir anlayış iş başında olsaydı…
Eğer “hipersonik füze mi yiyeceğiz” diyerek projeler rafa kalksaydı… Allah korusun, o kaybettiğimiz çocuklar sizin veya bizim çocuklarımız olabilirdi. Öte yandan Sahur vakti sosyal medyada dolaşan bazı paylaşımlara şahit oldum. Bunlar son derece tehlikeli. “İran, ABD ve İsrail’e yardım eden üsleri vurur” açıklamasıyla birlikte Konya’dan kalkan bir AWACS uçağı üzerinden Türkiye’nin ima edilmesi, açıkça ülkemizi hedef göstermek anlamına gelir. Devletimiz bu alçak paylaşımları da İsrail’in güdümündeki siyasileri de elbette görüyordur. Siyasi rekabet ayrı, devletin güvenliği ayrıdır. Kriz dönemlerinde sorumsuz dilin bedeli ağır olabilir. Bölgede tansiyon yüksek. İran-İsrail-ABD hattında yaşananlar ortada. Milyar dolarlık bütçelere sahip bazı ülkelerin kamikaze dronlar ve seyir füzeleri karşısında nasıl çaresiz gördük. Demek ki mesele para değil; caydırıcılık. Yerli hava savunma sistemlerinden insansız hava araçlarına kadar savunma sanayine yapılan yatırım bir lüks değil, zorunluluktur. Bugün heykel siyasetiyle vakit kaybedenlerin, vitrin projeleriyle algı peşinde koşanların anlaması gereken gerçek şudur: Beton ve bronz sizi korumaz. Caydırıcılık korur. Bu coğrafyada güçlü değilseniz hedef olursunuz. Güçlüyseniz hedef gösterilen değil, hesap soran olursunuz.
Tabi biz bunları söylerken onlar “Savunma sanayi karın doyurmaz” diyorlar.
Doğru. Füze yenmez. Ama füzen yoksa sofran da kalmaz. Heykel yaparsınız, alkış alırsınız. Ama heykel sizi korumaz. Kent lokantası açarsınız, sosyal destek verirsiniz. Ama güvenlik yoksa o lokantanın kapısına kilit vurulur. Bazı isimler var; her milli projeye şüpheyle, her stratejik adıma küçümsemeyle bakıyor: Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Özgür Özel… Tahammülsüzlükleri sadece siyasi değil; zihinsel. Yerli olana sabırları yok. Milli olana inançları yok. Güce ise mesafeleri var. Ama dünya mesafeli değil. Dünya sert. “Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salah.” Barış istemek güzel. Ama barışı koruyacak güç yoksa, dilek temenniden öteye geçmez. Bugün Türkiye konuşmuyorsa, çalışıyorsa… Üretip göğe kaldırıyorsa… Peteğe benzetilen uçakları uçuruyorsa… Sebebi basit: Bu millet artık sırada olmak istemiyor. Ve evet… Savunma sanayi karın doyurmaz. Ama o karınların doyacağı vatanı korur.