Gündem
Toplumsal güven çöküyor! Peki sebebi ne? Uzman isim Akit'e anlattı: Dört ana damar koptu
Sosyal Hizmet Uzmanı ve İletişim Danışmanı Taner Akkuş, modern toplumda güven duygusunun nasıl eridiğini anlattı. Akkuş, siyasi kutuplaşmadan sosyal medyaya, ihanet kültüründen yalnızlaşmaya uzanan bir çerçevede güven krizinin kökenlerini değerlendirerek yeniden inşa için somut adımlar önerdi.
Modern toplumlarda güven erozyonunun nedenleri ve bu güvenin yeniden inşa edilme yolları üzerine açıklamalarda bulunan Sosyal Hizmetler ve İletişim Uzmanı Taner Akkuş, konuya dair fikirlerini AKİT TV aracılığıyla dile getirdi.
Akkuş’un açıklamalarına dair detaylar şu şekilde:
Günümüz toplumunda en değerli kayıp, şüphesiz ki güven duygusudur. Damarlarımızda dolaşan bu temel sıvı kuruduğunda, yerine şüphe ve temkin yerleşir. Yolda yürürken bile omzumuzun üzerinden arkamıza bakmadan adım atamıyoruz; çünkü “sözde dost”ların kazdığı çukurlara düşmekten korkuyoruz. Bu durum, sosyolojik ve psikolojik literatürde de geniş yer bulan bir erozyon sürecinin yansımasıdır.
Örneğin, Robert Putnam’ın “Bowling Alone” (Yalnız Bowling Oynamak) adlı eserinde vurguladığı gibi, sosyal sermaye –yani bireyler arası bağlar ve güven– modern toplumlarda hızla azalmaktadır. Putnam’a göre, bu düşüş, komşuluk ilişkilerinden sivil toplum katılımına kadar her alanda toplumsal yapıyı zayıflatır.
Bir Zamanlar Güvenin Altın Çağı
Geçmişte, güven toplumun temel harcıydı. Yan komşu Aysel teyze kapıyı çalar, “Çocuklar aç mı?” diye sorardı. Bakkal Rıza amca “Yaz deftere” der, ay sonunu beklerdi. Manav Hayri ve kasap Necmi selamlaşırken gözlerinin içine bakardı. İş yerinde Canan abla, sen hastalandığında yemek gönderir, nöbet tutardı. Mahallede bir demlik çay demlenir, merdivenlere oturulur, çekirdek çitlenirdi. Sokakta oynayan çocuklarımıza en fazla “Düşme oğlum/kızım” derdik; silahla koşmazdık.
Düğünlerde, hastalıklarda, cenazelerde mahalle, akraba, iş yeri –hatta tanımadıklarımız– seferber olurdu. Hasta sırtımızda taşınıp hastaneye yetiştirilir, cenazede evdeki tabak çanak, yatak yorgan paylaşılırdı. Bu, Émile Durkheim’in “anomi” kavramıyla açıklayabileceğimiz normlu bir toplum yapısının örneğiydi: Toplumsal normlar güçlü olduğunda, dayanışma ve güven doğal olarak yükselirdi. Ancak günümüzde, Jean M. Twenge ve arkadaşlarının 2014 tarihli çalışmasında belgelediği gibi, bireyler arası güven ve kurumlara duyulan inanç, 1970’lerden beri tarihi düşük seviyelere inmiştir. Bu araştırma, ABD’de yetişkinler ve gençler arasında güvenin zamanla azaldığını, bunun da nesil ve dönem etkilerinden kaynaklandığını gösterir.
Ne Oldu da Bu Hale Geldik? Sosyolojik ve Psikolojik Kökler
Bu güven erozyonu, tesadüfi değil; birden fazla dinamikle açıklanabilir. Sosyolojik literatürde, Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” teorisi bu süreci aydınlatır: İlişkiler artık sabit değil, akışkan ve geçici hale gelmiştir, bu da kalıcı güveni zorlaştırır. Pew Araştırma Merkezi’nin 2025 raporuna göre, bireyler arası güven düşüşü, siyasi kutuplaşma ve karşı tarafa yönelik olumsuz algılarla bağlantılıdır.
Psikolojik açıdan bakıldığında, yalnızlık ve sosyal medya gibi faktörler güveni kemirir. John Cacioppo ve Louise Hawkley’in 2009 çalışması, yalnızlığın sosyal ipuçlarını olumsuz yorumlamaya yol açtığını ve güveni azalttığını belirtir. Benzer şekilde, Brian Primack ve arkadaşlarının 2017 araştırması, sosyal medya kullanımının artmasıyla yalnızlık ve düşük güven arasında ilişki olduğunu vurgular. Bu, bir kısır döngü yaratır: Teknoloji bizi yalnızlaştırır, yalnızlık güvensizliği artırır, güvensizlik ise daha fazla izolasyona yol açar.
Dört ana damar koptu diyebiliriz: Aidiyetlerin Parçalanması ve Bölünme
“Onlar, şunlar, bunlar” cümleleriyle başladık. Siyasi, ideolojik, etnik ve ekonomik kamplara bölündük. Herkes kendi kampının dışındakini tehdit olarak görür oldu. Twenge’nin çalışmasına göre, bu kutuplaşma güveni nesiller arası bir sorun haline getirir.
İhtiras ve Hırsın Vefa’nın Önüne Geçmesi
İş yerlerinde, siyasette, sivil toplumda –hatta “dava” arkadaşlıklarında– kişisel kariyer, makam ve statü ağır bastı. Eskiden omuz omuza verilen mücadeleler, sırtına hançer saplama yarışına döndü. Psikolojik literatürde, Vanessa Bell ve arkadaşlarının 2019 araştırması, kişiler arası travmaların (örneğin ihanet) güveni kalıcı olarak azalttığını gösterir; travma ne kadar şiddetliyse, kooperatif ilişkilere duyulan güven o kadar düşer.
İlişkilerin Sahteleşmesi
Sevgiler markalaştı, aşklar vitrine çıktı, dostluklar “hikaye” ve “beğeni” üzerine kuruldu. İnsanları tanıdıkça uzaklaşmaya, hayvanları tanıdıkça yakınlaşmaya başladık. Bu, Erik Erikson’un güven vs. güvensizlik aşamasını hatırlatır: Erken dönem güvensizlikler, yetişkinlikte ilişkileri zehirler.
Şüphenin Güvenin Yerine Geçmesi
Birinin vatan haini çıktığı, diğerinin sırrı ifşa ettiği, öbürünün arkadan vurduğu haberleri o kadar sık ki, “Acaba bu da mı?” sorusu refleks oldu. Araştırmalar, gelir eşitsizliği ve yoksulluk oranlarının yüksek olduğu toplumlarda güvenin düşük olduğunu gösterir; örneğin, 2019 Stanford Sosyal Yenilik İncelemesi’nde, bu faktörlerin güven kaybını tetiklediği belirtilir .
Sosyal medyayı açmaya gerek yok; sahteliğin merkezi orası zaten. Primack’ın bulgularına göre, medya kişiselleştikçe kutuplaşma artar ve ortak anlam duygusu kaybolur.
Güveni Yeniden İnşa Etmek Mümkün mü?
Evet, mümkün –ama mucize beklemeden, bilimsel temelli adımlarla. Sosyolojik olarak, Putnam’ın önerdiği gibi, sivil toplum katılımını artırarak sosyal sermayeyi yeniden inşa edebiliriz. Psikolojik olarak, Bell’in travma sonrası güven çalışmasından ilhamla, empati ve iletişim terapilerini teşvik etmeliyiz. Komşuya “Günaydın” demekle başlar, Birinin yükünü sormakla devam eder, “Bu konuda senin fikrin önemli” demekle güçlenir, Verdiğin sözü tutmakla kalıcı hale gelir.
Güvenmek istiyorum. Güvenilmek istiyorum. Çoğumuz istiyoruz.
Belki bir demlik çay, belki bir kap komşu tabağı, belki sadece içten bir “Nasılsın?” ile başlarız. Literatür bize gösteriyor ki, bu küçük adımlar büyük döngüleri kırabilir.
Allah hepimizi iyilerle, temiz niyetlerle, güven veren yol arkadaşlarıyla karşılaştırsın. En güzel günler ve umut dolu yarınlar dileğiyle…