AKİT MENÜ

Gündem

Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş Akit’e konuştu: Vahdet bilinciyle hareket etmeliyiz

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Safi Arpaguş, Müslümanlar olarak ırk, mezhep ve meşrep farklılıklarını bir zenginlik olarak görmemiz gerektiğinin altını çizerek, “Vahdet bilinciyle hareket ederek, ortak tehlikelere karşı dayanışma içinde olmak, imanımızın ve kardeşliğimizin bir gereğidir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi

Akit’e konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Ramazan ayının müminler için bir arınma ve yenilenme dönemi olduğunu vurguladı. Başkan Arpaguş, bu kutsal ayda ibadetlerin, Kur’an okumanın ve güzel ahlakın gönüllerde derin izler bıraktığını ifade etti. Müslümanların birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hareket etmelerinin önemine dikkat çeken Arpaguş, özellikle çocuk ve gençlerin manevi dünyalarını korumanın ailelerin sorumluluğunda olduğunu belirtti. Ayrıca camilerin sadece ibadet yeri değil, toplumsal değerlerin öğrenildiği ve nesillere aktarıldığı merkezler olduğunu hatırlattı. Bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2026 yılı Ramazan temasını “Ramazan, Cami ve Hayat” olarak belirlediğini açıklayan Arpaguş, aileye ve toplumun manevi dokusuna yönelik çalışmaların önemine değindi.

 

RAMAZAN AYI, MÜ’MİNLER İÇİN BİR ARINMA VE YENİLENME MEVSİMİDİR

Muhterem Başkanım; Ramazan ayının dinimiz ve İslam âlemi açısından faziletlerine ilişkin bizleri bilgilendirir misiniz?

Öncelikle ifade edeyim ki kendine mahsus ibadetleriyle maneviyatın yoğun bir şekilde yaşandığı ramazan ayı, müminler için bir arınma ve yenilenme mevsimidir. “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara, 2/183) ayeti gereği ramazan ayının manevi ikliminde tutulan oruçlar, kılınan namazlar, okunan mukabeleler, yapılan iyilikler, verilen sadakalar, kazanılan gönüller, mümin yüreklerde tarifsiz duygulara neden olur; gönüllerimizin ihyasına önemli katkılarda bulunur. Bilhassa çocukların ilk teravih tecrübeleri, cemaatle eda ettikleri vakit namazları ve cami ortamında kazandıkları değerler, nesiller boyu aktarıla gelen manevi bir miras olarak genç dimağlarda kalıcı izler bırakır. Bildiğiniz gibi ramazan ayının diğer tüm zamanlara göre en belirgin hususiyeti, onun Kur’an ayı olmasıdır. Kur’an’ın nazil olduğu Kadir Gecesi’ni içinde barındırmasıdır. Bu sebeple ramazan ayında, diğer ibadetlerimizin yanı sıra yüce kitabımız Kur’an’la daha fazla beraber olur, onu okumak ve anlamak suretiyle hayatımızın merkezine almak için daha fazla çaba sarf ederiz. Kur’an ayında Kur’an ahlakını kuşanmak suretiyle iyi bir insan ve iyi bir kul olmak için büyük bir gayret gösteririz. Diğer yandan gerek kişisel gerekse toplumsal ilişkiler bakımından insanın kendisini gözden geçirmesine imkân sağlayan ramazan ayında sadece Allah’ın emrine uyarak aç ve susuz kalırız. Böylece hem Rabbimizin rızasına nail olur hem de irademizi güçlendirir, nefsimizi terbiye eder, sabretmeyi, şükretmeyi öğreniriz. Bu ayda yoğun bir tefekkür ve ibadet atmosferine girer ve büyük bir farkındalık eğitiminden geçeriz. Kendimizi, Rabbimizi ve başkalarını daha iyi fark ederiz. Ramazanın rahmet yüklü ikliminde kimseyi kırmamaya, kimseyi incitmemeye, tüm canlılara merhamet göstermeye daha fazla özen gösteririz. Yüce kitabımız Kur’an’ın bizlere öğütlediği ahlak gereği kötü alışkanlıklardan kaçınır; kibir, bencillik, hırs, öfke gibi olumsuz davranışlardan bilinçli bir şekilde uzaklaşırız. Dolayısıyla ramazan ayı bir taraftan bizi Rabbimize yaklaştırırken diğer taraftan da kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızın idrakine ulaştırır. Esasen müminler olarak yapmak zorunda olduğumuz tüm ibadetler, bizler için bir anlamda iyi insan olmanın, hayırda yarışmanın, verilen nimetler karşısında şükürde bulunmanın birer anahtarıdır. Hayra yönelmenin her zamankinden daha faziletli olduğu ramazan ayı ise bütün bunlardan elde edeceğimiz manevi kazancın zirvesine bizleri ulaştırır.

 

MÜSLÜMANLARIN BİRLİK, BERABERLİK VE DAYANIŞMA İÇİNDE HAREKET ETMELERİ ELZEMDİR

İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’de başlattığı soykırımın ardından Suriye, Lübnan, Yemen ve son olarak İran gibi Müslüman ülkeler de saldırı altında. İslam dünyasının bu zor durumdan kurtulması ve birlik olması için neler tavsiye edersiniz? İslam’a ve masum insanlara yönelik barbarca ve insanlık dışı saldırılara karşı Müslümanlar nasıl hareket etmelidir?

Evet, sizin de belirttiğiniz gibi İslam dünyası zor bir dönemden geçmektedir. Bugün İslam coğrafyası ne yazık ki büyük bir şiddet sarmalının içinde, işgal, sürgün, katliam ve soykırım gibi ağır sıkıntılarla mücadele etmektedir. Asırlar boyu bu coğrafyada huzur içinde yaşayan Müslümanların bugün maruz kaldığı durum vicdanları sızlatmaktadır. İslam beldelerinde Müslüman kardeşlerimizin gördükleri insanlık dışı muamele, hepimizi derinden etkilemekte, yüreklerimizi yaralamaktadır. Yaşanan bu kaotik durumun üstesinden gelebilmek adına öncelikle kendimizle yüzleşmemiz gerekir. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu insanlık dramının sebeplerini sorgulamamız gerekir. İslam ülkeleri arasında mevcut işbirliklerinin, Müslümanlar arasındaki uluslararası çatı organizasyonların neden etkisiz kaldığını, bölgesel huzura ve istikrara neden istenen seviyede katkı sağlayamadığını iyi düşünmemiz gerekir. Önemle ifade edeyim ki bugün yaşanan acılar, Müslümanların dağınıklığının bir neticesidir. Buna bir son vermek zorundayız. İslam dünyasının dini ve siyasi liderleri artık güçlü inisiyatifler almak durumundadır. Bölgemizi yaşanmaz hale getirenlere karşı ortak hareket ederek zulümleri, işgalleri ve katliamları durdurmak mecburiyetindedir. Müslümanlar kendi sorunlarını çözebilecek imkâna ve potansiyele fazlasıyla sahiptir. Yeter ki ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket etme iradesi gösterebilsinler. Bugün Müslümanların muhtaç olduğu en önemli şey, vahdet bilincidir. Müslümanlar, ırk, mezhep ve meşrep gibi farklılıkları bir zenginlik telakki ederek tevhit inancı ekseninde güçlü birliktelikler oluşturmalıdırlar. İslam coğrafyasını tehdit eden ortak tehlikelere karşı ortak bir tavır geliştirmelidirler. Günümüzde maruz kalınan her türlü şiddete, insanlık dışı muameleye karşı Müslümanların bir bedenin azaları gibi birbirine duyarlı, bir binanın tuğlaları gibi birbirine destek olacak şekilde birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hareket etmeleri elzemdir. Bu imanımızın ve İslam kardeşliğinin bir gereğidir. İnanıyorum ki bunu başarabildiğimizde hem İslam coğrafyasında hem de tüm dünyada huzur ve esenliğin kapıları aralanmış olacaktır.

 

NAMAZ VE DUA, ÇOCUKLARIMIZ İÇİN EN GÜÇLÜ MANEVİ KALKAN OLACAKTIR

Çocuklarımız ve gençlerimiz, sosyal medya mecralarında yoğun bir ifsat dalgasıyla karşı karşıya. Başta inançsızlık, ahlakî yozlaşma ve çeşitli bağımlılık türleri gibi ciddi tehditlere maruz kalmaktalar. Bu noktada ailelere çocukların zihin ve gönül dünyalarını, inanç ve ahlaklarını korumaları için neler tavsiye edersiniz?

Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıyadır. Bunda dijitalleşmenin önemli bir etkisi vardır. Zira bugün çocuklarımız adeta dijital bir dünyaya doğmakta, kişiliklerini orada şekillendirmektedir. Bu durum aslında kontrol edebildiğimiz sürece korkulacak bir şey değildir. Burada asıl problem sınırsızlık, ölçüsüzlük ve kontrolsüzlüktür. Nitekim bizi ve anne babaları endişelendiren de bizim kontrolümüz dışında cereyan edenlerdir. Biliyoruz ki sosyal medya mecraları, doğru ve faydalı içeriklerin yanında; inançsızlığı normalleştiren, ahlaki değerleri aşındıran ve bağımlılık üreten akımları da barındırabilmektedir. Bu sebeple meseleyi yalnızca teknik bir internet kullanımı sorunu olarak değil, bir değer ve kimlik meselesi olarak ele almak zorundayız. Şunu kabul etmeliyiz ki artık dijital dünyayı bütünüyle dışlamak mümkün değildir. Ancak onu bilinçle yönetmek bizim elimizdedir. Böyle bir ortamda çocuklarımızın zihin ve gönül dünyalarını korumanın yolu, yasaklamaktan değil; güçlü bir sevgi bağı, sağlam bir aidiyet hissi ve sahih bir dinî bilgiden geçmektedir. Bu noktada aileye, anne babalara büyük görevler düşmektedir. Zira aile, çocuğun ilk mektebidir. Çocuklar değerleri aile içinde benimser. Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini aile ortamında öğrenir. Bu sebeple anne ve babalar, evlatlarına sadece nasihat eden değil; yaşayarak örnek olan rehberler olmalıdır. Aileler çocuklarıyla birlikte dijital okuryazarlık bilinci geliştirmeli, hangi içeriğin faydalı, hangisinin zararlı olduğu konusunda açık ve güvene dayalı iletişim kurmalıdır. Evlerimizde namazın, Kur’an’ın, dua ve güzel ahlakın doğal bir hayat pratiği haline gelmesi, çocuklarımız için en güçlü manevi kalkan olacaktır. Kontrol kadar önemli olan bir başka husus da çocuğun kalbini ve zihnini dolduracak doğru alternatifler sunmaktır. Çocuklarımız için güçlü ve sağlıklı alternatifler oluşturma sorumluluğundan kaçamayız. Onlara ruhlarını, kalplerini ve zihinlerini besleyecek güzel seçenekler oluşturmak zorundayız. Mesela spor, sanat, kültür gibi alanlardaki faaliyetlerle beslenen bir gençlik, zararlı akımlara karşı daha dirençli olacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizler, gerek gençlik merkezlerimizde yürütülen faaliyetlerimizle gerekse dijital ve sosyal medya çalışmalarımızla çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik güzel alternatifler ve faydalı içerikler sunmaya çalışıyoruz. Elbette bütün bu çalışmaları yeterli görmüyoruz. Dolayısıyla çalışmalarımızı daha da artırmanın gayreti içindeyiz. Biliyoruz ki bizim ihmal ettiğimiz alanları başkaları işgal edecektir. Tabiat boşluk kabul etmez. İnançla, hikmetle ve merhametle doldurulmayan bir gönül; başka akımların tesirine açık hâle gelir. Bizlere düşen, korku üretmek değil; bilinç, umut ve istikamet kazandırmaktır.

 

BU YILKİ TEMAYI RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT OLARAK BELİRLEDİK

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak 2026 yılı Ramazan temasını “Ramazan Cami ve Hayat” olarak belirlediğinizi açıkladınız. Bu tema ile topluma vermek istediğiniz mesaj nedir? Neden böyle bir tema seçildi?

Bildiğiniz üzere camiler tarih boyunca bir ibadet yeri olmakla birlikte insani ve ahlaki değerlerin öğrenildiği ve bu değerlerin gelecek nesillere aktarıldığı mekânlar olmuştur. Medeniyetimizde camiler, şehirlerin, yerleşim yerlerinin kalpleri olarak kabul edilmiş, bu bakımdan da büyük değer görmüştür. Camiler, medeniyet tarihimiz boyunca yaş, cinsiyet ve meslek farkı gözetmeksizin herkese kapılarını açık tutmuş, yalnızca beş vakit namaz ibadetiyle sınırlı kalmayarak bireysel ve toplumsal ilişkileri geliştirmeyi, yardımlaşma ve dayanışma anlayışını pekiştirmeyi, ortak değerler etrafında kaynaşmayı temin etme gibi fonksiyonlarıyla da hayatın merkezinde yer almıştır. Bu anlamda Peygamber Efendimizin Medine’ye hicretinin hemen ardından inşa ettiği Mescid-i Nebevî, bizim için en güzel örnek olmuştur. Zira Mescid-i Nebevî, namazların eda edildiği bir yer olmakla birlikte; dinî bilginin, dinî değerlerin ve Kur’an ahlakının öğrenildiği, toplumsal dayanışmanın sergilendiği çok fonksiyonlu bir mekân olarak hizmet vermiştir. Bugün iletişim ve etkileşim biçimlerinin değişmesi ve özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasıyla sosyal ilişkilerin çok farklı bir boyuta evrildiğini görüyoruz. Bilgi çağı ya da dijital çağ olarak isimlendirilen yaşadığımız süreç, bireyselleşme, yalnızlaşma ve toplumsal değerlere yabancılaşma gibi birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmiştir. İnsanları birbirlerinden uzaklaştıran ve sosyal ilişkileri gitgide zayıflatan bu yeni durum, ne yazık ki cami ile hayat arasındaki ilişkide de belirginleşmektedir. Bu süreçte camiler, yalnızca belirli vakitlerde uğranan ve sadece namaz kılmak için kullanılan mekânlar haline dönüşebilmekte, bu mekânların temsil ettiği değerler de zamanla hayatın dışında kalabilmektedir. Dolayısıyla camilerin yeniden bireysel ve toplumsal hayatın merkezine yerleştirilmesi, asli fonksiyonlarıyla ihya edilmesi ve mabet ile hayat arasındaki bağın güçlendirilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bizler, ramazan ayını söz konusu bağın yeniden tesis edilmesi, güçlendirilmesi ve geliştirilmesi bakımından değerli bir fırsat olarak görüyoruz. Onun için bu yılki temayı “Ramazan, Cami ve Hayat” olarak belirledik. Bu tema çerçevesinde gerçekleştireceğimiz programlarla Mescid-i Nebevî’de tesis edilen cami ile hayat arasındaki kopmaz bağa dikkat çekmeyi, camilerin kuşatıcı, kapsayıcı ve birleştirici yönüne vurgu yapmayı, böylece bu kutlu mekânların merkezi konumlarını güçlendirmeyi hedefliyoruz.

 

İNSANIN İNANÇ, FİKİR VE AHLAK DÜNYASI, İÇİNDE DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ AİLENİN DEĞERLERİYLE ŞEKİLLENMEKTEDİR

Aile yılındayız. Ailenin önemi ve Diyanet İşleri Başkanlığının “Aile Yılı” ile ilgili çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Aile, ilk insandan bu yana hemen hemen her toplumda var olagelmiş en köklü sosyal kurumdur. Bu kadim kurum, geçmişten günümüze temel insani ve ahlaki değerlerin öğrenildiği, toplumsal rollerin benimsendiği ve nesillerin geleceğe hazırlandığı bir hayat okulu olmuştur. Bu sebeple aile kurumu tarih boyunca büyük bir değer görmüştür. Ancak, günümüzde aileye yönelik yürütülen algı operasyonlarıyla bu hayati kurumun itibarsızlaştırılmaya çalışıldığına tanık oluyoruz. Bu durum maalesef aileden topluma yayılan değerlerin de yıpratılmasına ve hayatın dışına itilmesine neden olmaktadır. Biliyoruz ki insanın inanç, fikir, vicdan ve ahlak dünyası, kişilik ve karakter yapısı, içinde doğup büyüdüğü ailenin değerleriyle şekillenmektedir. Aile kurumu zayıfladığında söz konusu hususlar da ciddi anlamda olumsuz etkilenmektedir. Nitekim gelinen noktada bugün hayatı kuşatan insani ve ahlaki sorunlar, yaşanan anlam ve medeniyet krizleri, bu köklü kurumun önemini daha belirgin hale getirmiştir. Bu sebeple Diyanet İşleri Başkanlığı, aileye yönelik hizmetlerine özel bir önem vermektedir. Başkanlığımız, toplumumuzun temel hücresi olan aile kurumunu vazgeçilmez bir yapı olarak görmekte, aileye yönelik hizmetlerini ve rehberlik çalışmalarını bu anlayışla sürdürmektedir. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde yer alan Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanlığı koordinesinde 81 il genelinde 51 Aile ve Dini Rehberlik Merkezi, 463 Aile ve Dini Rehberlik Bürosu hizmet vermektedir. Türkiye genelinde 2.262 erkek ve 2.632 kadın olmak üzere toplam 4.894 Aile ve Dini Rehberlik Bürosu personeli görev yapmaktadır. Başkanlığımız, başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere, aile çalışmalarında verimliliği artırmaya ve aile yapısını güçlendirmeye yönelik pek çok kurum ve kuruluşla da iş birliğine devam etmektedir.

Yorumlara Git

Son dakika! İran'ın yeni dini lideri belli oldu! İsmi ise sır gibi saklanıyor

Değişiklik başvurusu kabul edildi: İşte çocuk suçları bürosunun yeni adı…

İran'dan Batı'ya insanlık dersi: Batı'nın acizliği ve İran'ın vakarı

Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyinden, Orta Doğu'daki gelişmelere yönelik ortak bildiri

CHP’li Süreyya Derici laik atak geçirdi! “Türkiye asla bir İslam devleti olmayacak”