Oruç
Ramazan ayının son on günü cehennemden kurtuluşun müjdeleyicisi! Kurtuluşumuza vesile olsun
Oruç, teravih ve zekât ile nefislerin terbiye edildiği, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı Ramazan-ı Şerif’in son günlerini yaşıyoruz.
Sebahattin Ayan İstanbul
Oruç, teravih ve zekât ile nefislerin terbiye edildiği, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı Ramazan-ı Şerif ayının manevi iklimi tüm İslam âleminde hissedilmeye devam ediyor. Müminler, sabrın, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel örneklerinin yaşandığı bu mübarek günlerde ibadetlerini yerine getirirken, camilerde kılınan teravih namazları ve kurulan iftar sofralarıyla Ramazan’ın bereketi toplumun her kesimine yayılıyor. Oruç ibadetiyle nefisler terbiye edilirken, verilen zekât ve sadakalar sayesinde ihtiyaç sahiplerinin yüzü güldürülüyor. Manevi atmosferin en yoğun şekilde hissedildiği bugünlerde vatandaşlar, camilerde yapılan ibadetlerle ve iftar sofralarında bir araya gelerek, Ramazan’ın huzurunu ve bereketini birlikte paylaşırken ilahiyatçılardan Ramazan-ı Şerif’in son günlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiğine dair tavsiyeler geldi. Bu mübarek ayda, kalplerin arınmasına vesile olması gerektiğine değinen ilahiyatçılar, insanları daha fazla iyiliğe, merhamete ve paylaşmaya davet etmemizin önemli olduğunu vurguladı.
İBADETLERİMİZİ BİLİNÇLE YERİNE GETİRMELİYİZ
Konuyla ilgili gazetemize konuşan ilahiyatçı yazar Fatih Kut, “Ramazan, rahmet ve bereket ayıdır. Özellikle son haftalar büyük önem taşımaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlı olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle, Kadir Gecesi’ni en güzel şekilde karşılamak ve ibadetlerimizi bu bilinçle yerine getirmek gerekmektedir. Ramazan’ın son on günü, Müslümanların özellikle dikkat etmesi gereken bir dönemdir. Bu süreçte, oruçlarımızı tutmuş, namazlarımızı kılmış ve zekâtlarımızı vermiş olmamızın yanı sıra, bu ibadetleri Ramazan sonrasında da devam ettirmek önemlidir. Ömrümüzde belki bir daha ayı Ramazan gelmeyecek; bu nedenle son on günü en iyi şekilde değerlendirmek gerekir. Fitre konusunda özellikle son güne bırakmamak önemlidir; zira fakirler de bayrama girerken bu yardımdan faydalanmalıdır. Bu yıl fitre alt limiti 240 TL olarak belirlenmiştir. Ancak, Müslümanların imkânları doğrultusunda fitrelerini daha yüksek tutmaları, hem ihtiyaç sahiplerini daha çok sevindirecek hem de infak ve sadaka anlayışını güçlendirecektir. Zekât, her Müslümanın boynunun borcu olan bir ibadettir ve limit olarak kırkta birdir. Bunun yanında yine infak anlayışıyla, imkânlar ölçüsünde fakir ve fukaranın haklarını gözetmek, onları daha çok memnun edecek yardımlarda bulunmak önemlidir” ifadelerini kullandı.
BU MÜBAREK AY MERHAMETİN VE KARDEŞLİĞİN AYI OLSUN
Mil Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tahiroğlu da “Ramazan ayının son günlerine doğru yaklaşırken insanın gönlü isterdi ki bu mübarek ay; yeryüzünde huzurun, merhametin ve kardeşliğin en güçlü şekilde hissedildiği bir zaman dilimi olsun. Ramazan; sadece aç kalmanın değil, kalplerin yumuşadığı, vicdanların konuştuğu, insanlığın birbirine daha çok yaklaştığı mübarek bir rahmet mevsimidir. Fakat ne yazık ki bu yıl da dünyanın birçok yerinde Müslümanlar Ramazan’ın huzurunu değil, savaşın acısını yaşamaktadır. Başta Filistin olmak üzere, İran ve diğer birçok İslam beldesinde insanlar iftar sofralarına bombaların gölgesinde oturmak zorunda kalmaktadır. Sahura kalkarken duyulan ezan seslerine kimi zaman sirenler, kimi zaman da patlamaların uğultusu karışmaktadır. Bir yanda dualar semaya yükselirken, diğer yanda masum insanların gözyaşları toprağa düşmektedir. Bu tablo yalnızca Müslümanların değil, vicdan sahibi bütün insanlığın yüreğini yaralamaktadır” şeklinde konuştu.
BAYRAM SABAHINDA HUZURUN GÖLGESİNE UYANALIM
Ramazan ayının hafızasında bayram sevinci olduğunu aktaran Tahiroğlu, “Ramazan ayı; insanın kendini muhasebeye çektiği, sabrın, merhametin ve paylaşmanın en derin şekilde yaşandığı bir aydır. Bu ayda insanlar kalplerini kin ve nefret yerine sevgiyle doldurmayı öğrenir. Fakat savaşların gölgesinde büyüyen çocuklar için Ramazan; ne yazık ki huzurun değil korkunun hatırasına dönüşmektedir. Oysa bir çocuğun hafızasında Ramazan; kandillerin ışığı, iftar sofralarının bereketi ve bayram sabahlarının sevinci olarak kalmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, masum bir insanın acısı bütün insanlığın ortak acısıdır. Bir annenin gözyaşı, bir çocuğun korkusu ya da bir babanın çaresizliği; sınır tanımayan bir hüzündür. Bu yüzden bugün yaşanan bu acılar yalnızca bir coğrafyanın değil, bütün insanlığın vicdanını sarsan bir imtihandır. Cenab-ı Allah’tan niyazımız odur ki; önümüzdeki yıllarda Ramazan ayları savaşların, bombaların ve zulmün gölgesinde değil, barışın ve adaletin ikliminde yaşansın” ifadelerini kullandı.