AKİT MENÜ

Aktüel

Kemalist tarihçiden Lozan masalları

Cumhuriyet yazarı sözde tarihçi Sinan Meydan, Lozan Antlaşması’nı “bağımsızlık destanı” diye pazarlayarak bir başarı hikâyesi kurmaya çalışıyor.

Haber Merkezi

Cumhuriyet yazarı sözde tarihçi Sinan Meydan, Lozan Antlaşması’nı “bağımsızlık destanı” diye pazarlayarak bir başarı hikâyesi kurmaya çalışıyor.

Cumhuriyet yazarı ve sözde tarihçi Sinan Meydan, son makalesinde Lozan Antlaşması’nı "Türkiye’nin bağımsızlık belgesi" olarak niteleyerek adeta bir başarı destanı yazmaya kalkıştı.

 

Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

Meydan’a göre Lozan, "mazlum milletlerin zalimlere başkaldırısı" ve "üçüncü bir dünyanın kuruluşu"ymuş. Yıllardır kemikleşmiş bir yalanı tarih diye pazarlayan Meydan, Lozan’ı emperyalizme karşı kazanılmış nihai bir diplomatik zafer gibi sunarak gerçeklerin üzerini örtmeye çalışıyor.

Sinan Meydan’ın ballandıra ballandıra anlattığı Lozan, aslında Müslüman Anadolu’nun masada budandığı, sınırlarının emperyalist başkentlerde çizildiği bir hezimet belgesidir. Meydan’ın "zafer" dediği o masada;

* Musul ve Kerkük gibi can damarımız olan topraklar İngilizlerin insafına bırakılmış,
* Burnumuzun dibindeki Ege Adaları Yunan’a ve İtalyan’a ikram edilmiş,
* Batı Trakya kaderine terk edilmiştir.
İstiklal Harbi’nde düşmanı Anadolu’dan söküp atan Müslüman halkın kanıyla kazandığı mevziler, Lozan masasında Lord Curzon’un kurnaz diplomatik manevralarıyla emperyalizme iade edilmiştir. Lozan bir bağımsızlık belgesi değil, Müslüman Türk milletinin tarihsel ve coğrafi derinliğinin bir antlaşma metniyle sınırlandırılması, adeta hapsedilmesidir.

 

Lozan’ın asıl karanlık yüzü ise sadece toprak kayıpları değil, kültürel ve manevi teslimiyettir. Sinan Meydan’ın bir "modernleşme" başarısı gibi sunduğu süreç, aslında emperyalist Batı’ya "Biz artık sizin gibi olacağız, sizin kanunlarınızı alacağız, inancımızı kamusal alandan sileceğiz" sözünün verildiği bir icazet törenidir.

Lozan’da verilen tavizler, sonrasında gelecek olan ve Müslüman halka kan kusturan "jakoben devrimlerin" uluslararası garantisi olmuştur. Batı, kendi yaşam tarzını bu topraklara dayatmak karşılığında Ankara’ya bu antlaşmayı lütfetmiştir. Dolayısıyla Meydan’ın "anti-emperyalist zafer" dediği şey, aslında emperyalistlerin yaşam tarzını gönüllü olarak kabul etmenin diplomatik tescilinden başka bir şey değildir.

 

Sinan Meydan ve avanesine sormak gerekir: "Kemalizm emperyalizme karşıdır" yalanına kim inanır? Madem Kemalizm bu kadar emperyalizm düşmanıydı, neden 120 senedir her fırsatta emperyalistlerin emrinde saf tuttunuz?

Bugün bile kendisini "Kemalist" olarak tanımlayanların siciline bakıldığında görülen manzara utanç vericidir. Kimi Amerikancı, kimi Rusçu, kimi Fransız-İngiliz hayranı, kimi de Yunan savunucusu olup çıktılar. Ne yerli bir tarihleri var ne de bu topraklara ait bir değerleri... Mücadele ettiklerini iddia ettikleri emperyalistlere her dönem manda olmayı "çağdaşlık" diye pazarladılar. Kendi halkına "gerici" deyip zulmetmeyi marifet sayan bu zihniyet, efendileri olan Batı’nın kapısında her daim el pençe divan durmuştur.

 

Ölüye suni teneffüs derdindeler

Sinan Meydan’ın yazısındaki hırçın ve hakaretamiz dil, aslında büyük bir çaresizliğin dışavurumu. Müslüman halka her türlü zulmü reva gören, İslam’ı hayatın dışına itmek için devlet gücünü kullanan o karanlık devirler geride kaldı. Meydan ve benzerleri, miadı dolmuş bir ideolojiyi hortlatmak için ne kadar çabalarsa çabalasın; Kemalizm artık ölmüştür ve ona yapılacak hiçbir suni teneffüs sonuç vermeyecektir.

Bu millet, kendi inancını "küfür" ve "safsata" gören, emperyalistlerin maşalığını yapan bu köhnemiş yapıya geçit vermeyecek; İslam düşmanı dayatmalara karşı imanlı duruşunu her daim sürdürecektir.

 

Geri safsata sizsiniz!

Sinan Meydan, yazısının sonunda Kemalizm’in aslında İslam’ı tasfiye etme projesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yazıdaki üslup, Kemalizm var olduğu sürece Müslümanlığın bu topraklarda tam manasıyla yaşanmasına izin verilmeyeceğinin itirafı mahiyetinde. Çünkü Kemalizm, İslam’ı Türk kimliğinden söküp çıkarmanın asıl teminatı olarak kurgulanmıştır. Müslümanlara "gerici", dini değerlere "safsata" diyerek hala hakaret diline sığınmaları, bu zihniyetin halkın inancına duyduğu köklü yabancılığı ve düşmanlığı gösteriyor. Bugün bu bayatlamış argümanlarla Müslümanlığı aşağılamaya çalışmaları, aslında fikren ölmüş bir ideolojiyi canlandırma çabasından başka bir şey değildir.

Baran Dergisi

Yorumlara Git

Hani dert nükleer silahtı! ABD ve Siyonistlerin maskesini indiren saldıran

Cevdet Yılmaz’dan ‘Terörsüz bölge’ vurgusu: Huzur gelince kalkınma şahlanacak

Kafasına taş mı düştü? Ersan Şen Erdoğan'ın dediğine geldi

Bakanlıktan duygulandıran 14 Mart Tıp Bayramı videosu: Daima var olacaksınız

‘İsrail'e İHA desteği veren Ukrayna, bizim için meşru hedeftir’ İran’dan ayağını denk al uyarısı