AKİT MENÜ

Okur Postası

Muasır medeniyet mi tek dişi kalmış canavar mı?

Tarihin hiçbir döneminde zamanın ruhu, son dönemlerde olduğu gibi sözün ve eylemin hiç bu kadar birbirinden ayrıldığı; adaletin bir coğrafi hapishaneye mahkûm edildiği devasa bir cinnet eşiğinde titrediği olaylar yaşamamıştı.

Haber Merkezi

Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer

Ders kitaplarında ulaşmamız gereken kızıl elma olarak sunulan, kulaklarımıza, zihnimize, benliğimize fısıldanan “muasır medeniyet” masalları artık daha da pervasızca o parıltılı vitrinin arkasındaki karanlık yüzünü sunuyor bizlere. Epstein’ın kirli dehlizlerinden sızan irinle, Gazze’nin masum kanıyla yoğrulan toprağıyla ve İran’ın yaslı okul koridorlarında son nefesini veren çocukların sessiz çığlığıyla...

Karşımızda bir medeniyet değil;teknik gücü büyük ama ahlaki meşruiyeti giderek aşınan bir düzenin enkazı yükseliyor. ​Jeffrey Epstein Dosyası yalnızca sapkın bir ağın ifşası değil; Batı’nın kutsal bir ayin gibi sunduğu “insan hakları, eşitlik vs” vaadlerinin, güç ve servet karşısında nasıl diz çöktüğünün resmidir. Dünyanın farklı yerlerinden kaçırılan çocukların maruz kaldığı korkunç istismar vakaları, meselenin ne kadar karanlık olduğunu gösteriyor. Adeta insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden beri süregelen bir kötülük geleneğinin modern dünyadaki teknolojik ve kurumsal tezahürü gibi. Sarayların, medyanın, akademinin, küresel şirketlerin, düşünce ve stratejik kuruluşlarının ve kürsülerin arkasına gizlenen o “seçkin” çürüme, adaletin (güya herkese eşitlik iddiasını temsilen gözleri bağlı) sembolik terazisinin nasıl sadece zayıfları tarttığını, güçlüyü ise bir zırh gibi kuşattığını gösterdi.

 

Bu ahlaki pusululardan yoksun, ruhunu satmış Modern Küresel Batı Sisteminin içinde bulunduğu gerçekliktir, aslında! Batı’nın “Evrensel İnsan Hakları” Masalında Boğulan Mahzun Coğrafyalar. Ukrayna’da yaşam hakkı için destanlar yazan Modern Batı’nın uluslararası korosu, Gazze’de canlı yayında süregelen bir soykırımı “stratejik bir satranç hamlesi” gibi izlemeye devam ediyor. Aynı koro, İran’ın okullarında hayalleriyle birlikte katledilen yavruların feryadına karşı, sağır edici bir sükûtun iltihabına gömülüyor. ​Şark’ın çocukları can verirken “siyasi hesaplar” yapanlar, Garp’ın değerlerinin aslında kendi amaçlarına hizmet için kullandıkları evrensel kandırmacalı bir propaganda aracı olduğunu ortaya koymuşlardır.

Bir çocuğun gözündeki ışığın sönmesi; failin kimliğine veya kurbanın milliyetine göre “değer” kazanıyorsa, orada medeniyetten değil, organize bir kötülükten, vicdan kuraklığından söz edilir. Bu küresel dilsizlik ile Batı’nın medeniyet iddiasının, sadece kendi gibi olanlar, kendi gibi inananlar için geçerli bir imtiyaz olduğunun tarihin duvarına kanla yazılmasıdır. ​Ve tüm bunlar vicdanın kanayan sınır hatlarını da açıkça ortaya koyuyor! Modern Batı 300 yıldır maddi bir tanrılık iddiasıyla zirvede idi. Laboratuvarlarında yapay zekalar doğuruyor, uzayın soğuk derinliklerine hükmediyor. Fakat bu “muasır” ilerleme, ruhundaki zifiri karanlığı örtmeye yetmiyor. Teknik olarak devleşen, insani olarak küçülen; atomu parçalayan ama kibri aşamayan bir yapı var karşımızda. Akif’in bir asır evvel teşhis ettiği o “tek dişi kalmış canavar”, bugün dijital zırhlar kuşanmış, sofistike yalanlarla donatılmış bir canavardır. Medeniyet; daha hızlı füzeler veya daha güçlü silahlar ile değil; zulüm karşısında eğilmeyen irade, “ötekinin” acısını kendi yüreğinde duyan kalple inşa edilir. İlkelerini çıkarlarının sunağında kurban eden bir yapı, kendisine ne kadar “modern” derse desin, tarihin ebedi mahkemesinde zalim ve zelil olarak anılacaktır.. Batı’nın “muasır medeniyet” iddiası, insanlığın vicdanında çökmüştür. Maske düşmüş; altından ne bir hukuk devleti ne de bir değerler manzumesi çıkmıştır. Geriye kalan, yalnızca kendi çıkarları için her ilkeyi feda edebilen, kendi helvadan putlarını yiyen, güce tapan soğuk ve ruhsuz mekanizmadır. Bizler artık Batı’nın ne söylediğine değil; Gazze’nin enkazında, İran’ın yaslı sınıflarında ve Epstein’ın karanlık dosyalarında bıraktığı vicdanına bakıyoruz. Ancak bu karanlık, alternatifsiz değildir. Türkiye’nin, adaleti coğrafyaya hapsetmeyen, mazlumun kimliğini sormayan ve güce karşı hakkı haykıran duruşuyla, insanlığın aradığı yeni medeniyet modelinin sancaktarlığını yapabilecek kapasitesi vardır. Türkiye, Batı’nın sessizlikle ördüğü insanlık vicdanın iltihaplı duvarlarını , “Dünya Beşten Büyüktür” haykırışıyla ve merhameti stratejiyle birleştiren devlet aklıyla yıkacak duruşunu daha yüksek sesle ortaya koymalıdır.

 

Bu duruş; sadece bir dış politika hamlesi değil, “tek dişi kalmış canavara” karşı insan onurunu savunan bir kalkışmanın adı olmalıdır.

​Hakikatin şafağı, bu büyük iflasın idrak edildiği ve Türkiye’nin işaret ettiği vicdan hattında saf tutulduğu an sökecektir. Zira medeniyet; laboratuvarlarda inşa edilip konforlu salonlarda tüketilen bir meta değil; mazlumun gözyaşındaki hakikatte yaşayan ruhtur. Ve o ruh, bugün Batı’nın ışıltılı sokaklarında ya da buz kesmiş sokaklarında değil, mazlumların vicdan merkezli çağrısında ve bu çağrı etrafında kenetlenen insanlığın onurlu direnişinde yeniden can bulacaktır. ​Bu çöküş, Türkiye’nin liderliğinde yükselen yeni bir dirilişin muştusudur. Çünkü tarih, sadece güçle değil, en nihayetinde hakkın mutlak zaferiyle mühürlenecektir.

Yorumlara Git

ABD-İsrail-İran savaşında ilk 15 gün

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Türkiye bu haksız savaşta yer almayacak

İsrail'e uyku haram! Kudüs semalarında hareketli saatler

Trump iyice zıvanadan çıktı! Hürmüz Boğazı için 6 ülkeden savaş gemisi istedi

Isparta trafiğine nefes… İki karayolu projesi hizmete açıldı