Aktüel
'Ramazan bayramı hak edenlere mübarek olsun'
Hüseyin Kerim Ece Mirat Haber'de yazdı: Ramazan’ın kazandırdığı bayram, hem özelidir hem güzeldir. Bu bayram; oruçla elde edilen faziletleri hissetmenin, tatmanın, akrabalarla, diğer Müslümanlarla paylaşmanın günüdür. Bu kadar mı? Hayır, daha ötesi var…
Hüseyin Kerim Ece Mirat Haber'de yazdı: Ramazan’ın kazandırdığı bayram, hem özelidir hem güzeldir. Bu bayram; oruçla elde edilen faziletleri hissetmenin, tatmanın, akrabalarla, diğer Müslümanlarla paylaşmanın günüdür. Bu kadar mı? Hayır, daha ötesi var…
Resulullah (sav) şöyle dediği rivâyet edildi: “Oruçlunun iki sevinç anı vardır: Birincisi iftar ettiği zaman, ikincisi de Rabbine kavuşup da orucunun mükâfatını aldığı zaman” (Buhârî, Savm/9 no: 1904. Müslim, Sıyâm/28(163) no: 2706. İbni Mace, Sıyam/1 no : 1638)
Biri günlük sevinç, diğeri nihaî sevinç…
Zira oruçlu Allah için oruç tutmuş, O’nun verdiği rızıkla orucunu açmıştır. Bir gün daha Allah rızası için orucu tamamlama onun için mutluluktur, sevinçtir, bayram gibidir. Bu hadise göre Ramazan’ı hakkıyla değerlendiren mü’min asıl ödüle ve sevince öte âlemde kavuşacak…
Sehl b. Sa’d’ın (ra) naklettiğine göre Resulullah (sav) şöyle dedi: “Cennette REYYÂN adı verilen bir kapı vardır ki kıyâmet günü oradan ancak oruçlular girecek… Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler… Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.” (Buhârî, Savm/4 no: 1896. Müslim, Sıyâm/30(166) no: 2710. Ayrıca bk. Nesâî, Sıyâm/43 no: 2238. İbni Mâce, Sıyâm/1 no: 1640)
-Neden Iydu’l-fıtr?
Ramazan bayramına Arapça’da «ıydu’l-fıtr/fıtratın-yaratılışın bayramı» denir. ‘Iyd’, âdet hâlini alan sevinç ve toplanma günü demektir. Her yıl tekrar geldiği ve insanlar bu günlerde sevindiği için bu isim verilmiş.
Ramazan Bayramı’na niçin ‘ıydu’l-fıtr’ denilmiş?
Bunun iki önemli sebebi olduğu söylenebilir. Birincisi; Allah (cc) bizi insan olarak, yani fıtrat üzere yarattığı için sevinmenin, O‘na şükretmenin, O’nu daha çok hatırlamanın (zikretmenin) zamanı olduğu için…
İkinci sebebi de Ramazan’ın oruçla, dualarla, ibadetler, ikramlarla tamamlanmış olmasıdır. Müslüman der ki: “Rabbime şükürler olsun, bu sene de Ramazan’ı sağlık ve afiyetle yaşadım. O’na hamdolsun ki ömrümde bir Kadr Gecesi daha yaşadım.”
Burada geçen ‘fıtr/fıtrat’ kelimesi, yaratılış, belli yeteneklere ve yatkınlığa sahip oluş, karakter, mizaç, huy demektir. (Fîruzâbâdi, el-Kâmusu’l-Muhît, 456)
Allah’ın isimlerinden birisi de ‘el-Fâtır’dır. Yani yaratılışı (fıtratı) başlatan, yaratan, varlığı yoktan ortaya çıkarıp şekil ve özellik verendir.
“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Fâtır 35/1. Ayrıca bkz: Zümer 39/46)
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
O hâlde yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hânif) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır…” (Rûm 30/30) İbrahim (as) da böyle yapmıştı. (Bkz: En’am 6/79)
‘İftar ile fıtır’, ‘fıtrat’ ile aynı kökten gelir. ‘İftar’ orucu açmayı, ‘fıtır’ ise Ramazan’ın sona ermesini, gündüzleri yeme içmenin serbest olmasını ifade eder.
Sâim (oruçlu) Ramazan’da gündüzleri Allah rızası için yemeyi-içmeyi terkeder. Ramazan bitiminde Şevval ayının 1. günü iftar eder, yani gündüzleri yeme ve içmeye başlar. O Ramazanı değerlendirdiği için bayramı hak etmiş olur.
Bu iftar asla “oh Ramazan’dan, yeme-içme yasağından kurtuldum” sevinci değil, onu oruçla ve diğer ibadetlerle geçirebilmenin, ondaki kazançları elde edebilmenin bir sevincidir.
Ramazan bayramı ulusal bayram, eğlence günleri değil, Ramazan’ın ve diğer nimetlerin şükür göstergesidir. “Ya Rabbi Sana şükretmek, Sana dua etmek, Sana daha yoğun kulluk yapmak nasip oldu. Sana şükürler olsun ki bu güzel sonuca bizi kavuştursun” demektir.
Ramazan Bayramı aynı zamanda fıtrata, yani yaratılışa şükrün bayramıdır. Allah’a kul olduğumuzu idrak etmenin bayramıdır.
Bayram namazından önce mükellef Müslümanların vermesi gereken fitra (fitre); “sadakatu’l-fıtr – fıtır sadakası” da ‘fıtrat’ kökünden gelir. Bu da fıtratımızın, yani insan olarak yaratılışımızın sadakası, şükrüdür. Bu müstesna özellikleri Veren’i yeniden ve daha çok hatırlama anıdır.
Bayram ve fitre, yani “ıydu’l-fıtr ile zekâtu’l fıtr” birbirini tamamlar. Birisi fıtratın şükrü, diğeri fıtrata sevinmenin âlametidir.
Biri, fıtratın karşılığının asla ödenmez olduğunu itiraf, diğeri bu temiz fıtrata sevinmenin, bunu Ramazan’a bağlı olarak yapmanın fırsatıdır.
Evet “ıydu’l-fıtr” ile “sadakatu’l-fıtr” aynı günde, aynı manada, aynı amaçta birleşiyor. Bu da sâim (oruçlu) için çok farklı bir sevinçtir, göz aydınlığı ve müjdedir.
Onun için bu bayram sadece oruç tutanlara tahsis edilmiştir.
-Ramazan Bayramını Hak Etmek
O zaman şöyle diyelim: Fıtratını daha yakından bildinse, fıtratınla uyumlu yaşadınsa, fıtratını yaratan el-Fâtır’ı (cc) daha iyi tanıdınsa, anladınsa, O’nun karşısındaki kul olarak haddini Ramazanla daha yakinen bildinse; SEN bayramı hak ettin…
İnanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı dolu dolu yaşadınsa; SEN bayramı hak ettin…
Hayatı bir ibadet-kulluk, dünya hayatını bir deneme süreci bilip ona göre yaşamaya azmettinse; SEN bayramı hak ettin…
Rabbine şükretmek üzere bütün ibadetlerini Allah rızası için yaptınsa, yapmaya devam ediyorsan; SEN bayramı hak ettin…
Kur’an’ı daha çok sevdinse, onu daha çok okudunsa, onu daha iyi anlamaya çalıştınsa, hayatını onunla inşa edip etmediğini gözden geçirdinse; SEN bayramı hak ettin…
Oruçla, Ramazanla Kur’an ahlâkı, peygamber ahlâkı kazandınsa; SEN bayramı hak ettin…
Oruçla, Ramazanla takva bilincini, Allah’a karşı sorumlu davranma şuurunu güçlendirdiysen –zira oruç ibadetinin bir hedefi de budur-; SEN bayramı hak ettin…
Nefis tezkiyesi yaptın ise, yani yüreğini onu kirleten şirk, nifak, haset, kötü niyet, günaha meyil gibi şeylerden arındırmaya çalışmışsan, SEN bayramı hak ettin…
Nefsinin aşırı isteklerine, hırs ve tamahına hakim olabilme bilinci kazandınsa; SEN bayramı hak ettin…
Ramazan boyunca cömertliği artırdınsa, elindeki imkanları onlara muhtaç olanlarla paylaştınsa, yani daha çok infak ettinse; SEN bayramı hak ettin…
Yetimlere kol kanat gerdinse, açı doyurup çıplağı giydirdinse, mazlumlara destek olup yardım ettinse; SEN bayramı hak ettin…
Üzerinde hakkı olanların hakkını ödediysen; SEN bayramı hak ettin…
Gayr-i müslimlerin arasında İslam’ı güzel temsil edebilme, İslam’ın örneği olma, hayatını imanına şâhit kılma konusunda bilinç kazandıysan; SEN bayramı hak ettin…
Tebrik ederim (kutlarım); Ramazan Bayramın mübarek, hayırlı, uğurlu-kademli olsun… Ömrün Ramazan gibi, âhiretin asıl bayram olsun.
-Ramazan Sonrasında da İnfak’ı Unutmamak
Ramazanda İNFAK’ı hatırladığımız gibi bayramda da hatırlayalım, bayramdan sonra da unutmayalım.
İnfakla ilgili pek çok âyet var. İki tanesini alalım:
“Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin.” (Münâfikun 63/10)
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bekara 2/261)
Resulullah çok cömert olduğu gibi infakın fazileti ile ilgili pek çok sözü (hadisi) var. Mesela;
“Bir dirhem, yüzbin dirhemi geçmiştir.” “Bu nasıl olur, ey Allah’ın Resulü?” diye sordular. Şu cevabı verdi: “Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan daha iyisini tasadduk etti. Diğeri ise, malının yanına varıp, malından yüzbin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti.” (Nesâî, Zekât/49)
“Sadaka, malı eksiltmez çoğaltır ve bereketlendirir.” (Müslim, Birr/69. Muvatta, Sadaka/12. Ayrıca bkz: Müslim, Birr/69. Tirmizî, Birr/82)
Hz. Aişe (r.anhâ) şöyle anlatmış: “Bir koyun kesmişlerdi. (belli ki koyunun bir kısmı dağıtılmıştı). Peygamber (sav), ne kadar kaldığını sordu. Hz. Aişe, “Bir kolundan başka bir şey kalmadı” dedi. O, “Demek ki, kolundan başka hepsi kalmış” buyurdu. (Tirmizî, S. Kıyâme/33)
Abdullah ibni Şihhîr şöyle anlatmış: Resulullah’ın (sav) yanına gelmiştim. O, “Elhâkümü’t-tekâsür” sûresini okuyordu. Sûreyi okuyup bitirince şöyle buyurdu:
“Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey âdemoğlu! Yeyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Zühd/3,4 (53) no: 7420, 7422. Tirmizî, Zühd/31 no: 2342, Tefsir/102-1 no: 3354. Nesâî, Vesâyâ/1)
Demek ki gerçekte sahip olduğumuz infak ettiklerimizdir.
Hüseyin K. Ece