AKİT MENÜ

Aktüel

Felaket bir anda gelmez! Önce normalleşir, sonra meşrulaşır, ardından alkışlanır, en sonunda eleştirenler taşlanır!

Mustafa Sabri Beşer, Star'da yazdı: Aileyi hedef alan her yayın sadece program değildir. Toplumun sinir uçlarına sürülmüş kimyasaldır. Sadakati değersizleştiren her kurgu sadece hikâye değildir. Bir çözülme çağrısıdır. Çocukluğu aşındıran her sahne birkaç dakikalık görüntü değil, bir neslin içine bırakılmış mayındır. Felaket bir anda gelmez. Önce normalleşir. Sonra meşrulaşır. Sonra alkışlanır. Sonra eleştirenler taşlanır.

Haber Merkezi

Mustafa Sabri Beşer, Star'da yazdı: Aileyi hedef alan her yayın sadece program değildir. Toplumun sinir uçlarına sürülmüş kimyasaldır. Sadakati değersizleştiren her kurgu sadece hikâye değildir. Bir çözülme çağrısıdır. Çocukluğu aşındıran her sahne birkaç dakikalık görüntü değil, bir neslin içine bırakılmış mayındır. Felaket bir anda gelmez. Önce normalleşir. Sonra meşrulaşır. Sonra alkışlanır. Sonra eleştirenler taşlanır.

İbn Haldun, bir medeniyetin çöküşünü kılıçtan önce ahlâkî gevşemede arar. Toplum önce asabiyesini kaybeder. Sonra istikametini ve akabinde kendisini.

Bugün bu satırları hatırlatan şey, memleketin yeni savaş meydanında yaşadığı sessiz çöküştür.

Bir millet her zaman top sesleriyle kuşatılmaz. Bazen salonunun ortasına bırakılan ekranla kuşatılır. Kapı tankla zorlanmaz, içeri asker girmez, senaryo girer. Ahlâksızlık çıplak haliyle gelmez, özgürlük ambalajına sarılır. Hayasızlık rezalet diye sunulmaz, cesaret diye pazarlanır. İhanet çürüme diye anlatılmaz, hayatın gerçeği diye dayatılır.

Bugün karşımızda duran şey birkaç kötü yayın değildir. Yayın politikası kılığına girmiş bir kültürel taarruzdur.

 

Evin içine bir iklim çöküyor.

Sadakat küçülüyor.

Mahremiyet alaya alınıyor.

Aile, mukaddes bir emanet olmaktan çıkarılıp sıkıcı ve modası geçmiş bir kurum gibi gösteriliyor.

Çocukluk masumiyetini yitiriyor.

Gençlik hevesin kucağına itiliyor.

Utanma duygusu köhne bir eşya gibi kenara savruluyor.

Nurettin Topçu, ahlâk meselesini milletin varlık meselesi sayıyordu. Bugün ekranlardan üzerimize boca edilen şey tam da budur. Sadece kötü içerik değil, doğrudan doğruya kültürel yıkım.

Bir zihnin, bir piyasacılığın, bir haz medeniyetinin evin ortasına kurduğu pusudur bu.

Mesele bir iki taşkın sahne değil. Mesele birkaç dizi, birkaç film, birkaç program hiç değil. Burada aileyi içeriden çökertmeye ayarlı çok katmanlı bir kültür mühendisliği var.

Sadakatsizlik parlatılıyor.

İfşa kültürü alkışlanıyor.

Mafyatik tipler karizma diye pazarlanıyor.

 

Alkol, uyuşturucu, sefahat, teşhircilik, sapkınlık, şiddet ve ihanet hayatın olağan akışı gibi sunuluyor.

Bu tablo sadece yayıncılık sorunu değildir. Bu, doğrudan doğruya insan telakkisi sorunudur.

İnsan nedir, aile nedir, mahremiyet nedir, çocuk nedir, şeref nedir, utanma duygusu nedir sorularının cevabı bozulduğunda toplumun direkleri de eğrilir.

Bizim derdimiz sanatla kavga etmek değil. Sanat adına pisliğin kutsanmasına itiraz etmektir.

Hikâye anlatımına düşmanlık etmek değil. Hikâye kılığında zehir akıtılmasına karşı durmaktır.

Ekrana toptan savaş açmak değil. Ekranın içinden evlâtlarımızın ruhuna saldıran o habis dile set çekmektir.

Açık konuşalım azizan.

Aileyi hedef alan her yayın sadece program değildir. Toplumun sinir uçlarına sürülmüş kimyasaldır.

Sadakati değersizleştiren her kurgu sadece hikâye değildir. Bir çözülme çağrısıdır.

Çocukluğu aşındıran her sahne birkaç dakikalık görüntü değil, bir neslin içine bırakılmış mayındır.

Felaket bir anda gelmez. Önce normalleşir. Sonra meşrulaşır. Sonra alkışlanır. Sonra eleştirenler taşlanır.

Sonra toplum kendi celladını kültürel ürün diye evine buyur eder.

Bugün olan tam da budur.

Yapımcılar reyting için çamura el uzatıyor.

Platformlar tıklanma için rezaleti dolaşıma sokuyor.

Reklam verenler para kazandıran her pisliğe göz yumuyor.

Denetleyici yapılar ya geç kalıyor ya da seyretmekle yetiniyor.

Sonra da aile üzerine nutuk atılıyor.

Bu ikiyüzlülük de mide bulandırıyor!

Bu ülkenin çocukları reyting canavarlarına yem edilemez.

Bu ülkenin aileleri platform patronlarının iştahına kurban verilemez.

Bu ülkenin kültürü üç kuruşluk haz ekonomisinin altında ezdirilemez.

Ahlâkı savunmak bu çağın en meşru isyanıdır. Mahremiyeti savunmak utangaçlık değil. Sadakati savunmak geri kalmışlık değil.

Aileyi savunmak hamaset değil. Çocukluğu savunmak romantizm değildir.

Organize terör çetesi İsrail'in soykırımcı katili Netanyahu'nun medya ve sosyal medyayı "sekizinci cephe" diye tarif etmesi boşuna değildir.

Çünkü savaş artık sadece sınırda değil, evin içinde, ekranın içinde, zihnin içinde veriliyor.

Bu yüzden sözümüz nettir.

Yayıncı kuruluşlar milletin inancına, ahlâkına ve aile yapısına saldıran içerikleri temizlemelidir.

RTÜK ve ilgili kurumlar gereğini yapmalıdır.

Aile dostu yapımlar desteklenmeli, bu kültürel sabotaja geçit verilmemelidir.

Biz yasak heveslisi değiliz.

Biz bu milletin mayasına yönelen ahlâksızlığa karşıyız.

Ve ekranlardan evlerimize sürülen hiçbir pisliğe sessiz kalmayacağız.

Mustafa Sabri Beşer, Star

Yorumlara Git

DMM’den jet hızında cevap! Başkan Erdoğan’a bir İsrail iftirası daha

Cübbeli Ahmet Hoca'dan zehir zemberek uyarı! "Bu bir milli beka sorunudur"

İran; S. Arabistan, BAE ve Katar'ın uykularını kaçırdı

Şüpheli döviz transferlerinde ifadeler ortaya çıktı: Böcek Ailesi neler yapmış neler!

Yanlış duymuyorsunuz Cumhuriyet’te yayınlandı! Yeni nesile ibret olacak tespitler