Ekonomi
Siyonistler Dünyayı Krize Sürüklüyor: Ekonomiler çökecek!
ABD ve soykırımcı israilin İran'a karşı yürüttüğü savaş, küresel sistemi sarsan bir krize dönüşüyor. Enerji piyasalarındaki şok, tedarik zincirlerindeki kırılma ve üretim maliyetlerindeki artış, dünya ekonomisini ve gıda güvenliğini aynı anda baskı altına alıyor.
ABD ve soykırımcı israilin İran'a karşı yürüttüğü savaş, küresel sistemi sarsan bir krize dönüşüyor. Enerji piyasalarındaki şok, tedarik zincirlerindeki kırılma ve üretim maliyetlerindeki artış, dünya ekonomisini ve gıda güvenliğini aynı anda baskı altına alıyor.
ABD ve soykırımcı israilin İran'a karşı yürüttüğü savaş, bölgesel bir çatışmanın ötesine geçerek küresel ekonomiyi, enerji piyasalarını ve gıda güvenliğini derinden sarsan çok boyutlu bir krize dönüştü. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, tedarik zincirlerinde kırılmalar ve hızla yükselen maliyetler, dünyanın dört bir yanında sofralara kadar uzanan bir sarsıntının habercisi oluyor.
Haftalardır devam eden çatışma sessizce dünyanın en uzak noktalarındaki sofralara ve ekmeklere kadar uzanıyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) eski misyon başkanı Fadıl ez-Zaabi, yaptığı açıklamada, çatışmaların nasıl sessiz gıda krizlerine dönüştüğünü rakamlar ve sistematik analizle ortaya koydu.
Zaabi, iç içe geçmiş etkilerden oluşan bir tablo çizerek, tedarik zincirlerindeki aksamanın gıda krizinin ilk tetikleyicisi olduğunu belirtti. Buna göre, taşımacılık ve sigorta maliyetleri doğrudan artarken, küresel piyasada mevcut gıda miktarı azalıyor; arz ve talep birlikte fiyatları yukarı çekiyor.
Ancak BM’li uzman, asıl belirleyici unsurun tarımsal üretim girdileri özellikle gübre ve enerji kaynakları olduğunu vurguladı.
Zaabi, mevcut kriz nedeniyle küresel üre üretiminin yaklaşık yarısının kaybedildiğini ve bunun temel gübre fiyatlarında eşi görülmemiş bir artışa yol açtığını ifade etti. Bu durum, çiftçileri zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor: Ya yüksek maliyetle üretime devam edip gıda fiyatlarını artırmak ya da gübre kullanımını azaltarak üretim düşüşü ve arz sıkıntısı yaşamak.
Uzman, ekonomik analizle sınırlı kalmayarak insani boyuta da dikkat çekti. Söz konusu çatışmanın yalnızca Lübnan’da yarım milyondan fazla insanı yerinden ettiğini, bunun da gıda ve sağlık gibi temel hizmetler üzerinde ağır baskı oluşturduğunu belirtti.
Zaabi’ye göre, aynı anda donör ülkelerin ekonomilerinin de zayıflaması, uluslararası insani yardımın azalmasına yol açıyor ve bu da yerinden edilen nüfusun çifte bir gıda kriziyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor.
45 milyon kişi açlık riskiyle karşı karşıya
Uzmanın paylaştığı veriler, küresel ölçekte büyüyebilecek bir gıda krizine işaret ediyor. Buna göre yaklaşık 45 milyon kişinin daha açlık ve gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Bölgesel olarak ise Batı ve Orta Afrika’da yüzde 10, Doğu ve Güney Asya ile Güney Afrika’da yüzde 15 oranında artış bekleniyor.
Bu kötüleşmenin başlıca nedenleri arasında üretim maliyetlerindeki sert artış öne çıkıyor. Üre fiyatlarının yaklaşık 100 dolar artması, dönüm başına maliyeti yaklaşık 30 dolar yükseltirken; petrol fiyatlarının 70 dolardan 100 dolar ve üzerine çıkması da maliyetleri daha da artırıyor.
Zaabi, Arap dünyasını üç kategoriye ayırarak değerlendirdi;
Fiyat artışlarını absorbe edebilecek ve piyasalarını dengeleyebilecek ülkeler
Silahlı çatışmalar nedeniyle yardımın azaldığı ve açlığın arttığı ülkeler
Zaten ekonomik kırılganlık yaşayan ve yeni bir gıda kriziyle baş edemeyecek ülkeler
Uzman, bölgenin zaten mevcut gıda sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, ancak bu krizin onu geniş çaplı bir gıda güvensizliğine sürükleyebileceğini vurguladı.
Acil çözüm için üç temel adım önerildi:
Hızlı gıda yardımı sağlanması
Yerel üretime yatırım yapılması
En önemlisi, iç piyasalarda fiyatların kontrol altına alınması.
Zaabi’ye göre, olumsuz haberlerin yayılmasıyla birlikte piyasalar hızla “kaynamaya” başlıyor ve fiyatlar gerçekçi olmayan seviyelere çıkıyor. Bu durum, ailelerin alım gücünü düşürürken, sosyal koruma programlarının hızla devreye alınmasını zorunlu kılıyor.
Gübre krizi kapıda
ABD-israilin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş gübre piyasalarını ciddi şekilde bozdu. Bu da kısa vadede gelişmekte olan ülkelerin gıda güvenliğini tehlikeye atıyor.
Gübre üretimi yoğun enerji tüketen bir süreçtir ve büyük ölçüde doğal gaza dayanır. Enerji, üretim maliyetlerinin %70’ine kadar çıkabilir. Bu nedenle gübrenin önemli bir kısmı Orta Doğu’da üretilir ve küresel ticaretinin yaklaşık üçte biri İran kıyıları boyunca uzanan Hürmüz Boğazı’ndan geçer. Ancak bu dar su yolu savaşın başlamasından bu yana büyük ölçüde kapanmış durumda.
Ayrıca dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gazının yaklaşık %20’si de bu boğazdan geçmektedir. Boğazın kapanması ve çatışmalar Körfez’de ve diğer bölgelerde gübre fabrikalarının kapanmasına yol açtı. Üstelik bu gelişmeler, kuzey yarımkürede çiftçilerin bahar ekimi hazırlığında olduğu bir dönemde yaşanıyor ve gecikmeye neredeyse hiç tolerans bırakmıyor.
Argus şirketinden analist Marina Simonova’ya göre, dünya gıdasının yaklaşık yarısı gübre kullanılarak üretiliyor. Bu nedenle uzun süreli arz kesintileri, gıda arzı üzerinde ciddi etkiler yaratabilir.
Bazı ülkelerde gübre, tahıl üretim maliyetinin %50’sine kadar çıkıyor. BM Gıda Ajansı ise birçok düşük gelirli ülkenin savaş öncesinde bile gıda güvensizliği yaşadığını vurguluyor.
Kısa vadede en kritik gübre türü azot bazlı ürünler, özellikle de üredir. Çiftçiler bir sezon üre kullanmazsa, ürün verimi ciddi şekilde düşer. Fosfat ve potasyum bazlı diğer gübreler ise kısa vadede daha az kritik.
Üre piyasası, mevcut savaş öncesinde bile arz sıkıntısı yaşıyordu. Avrupa, ucuz Rus gazını kaybettiği için üretimi azaltmak zorunda kaldı. Çin ise iç piyasayı korumak için gübre ihracatını kısıtladı.
Qatar Energy, LNG tesislerine yönelik saldırıların ardından dünyanın en büyük üre fabrikasında üretimi durdurdu.
Hindistan’da üç büyük üre tesisi, Katar’dan gelen LNG arzının azalması nedeniyle üretimi düşürdü.
Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birine sahip olan Hindistan, üre ve fosfat gübrelerinin %40’tan fazlasını Orta Doğu’dan ithal ediyor. Son olarak 1,3 milyon ton üre satın almayı kabul etti, ancak bu miktarın tamamının zamanında ulaşması belirsiz.
Bangladeş, beş gübre fabrikasından dördünü kapattı. Avustralyalı Wesfarmers ise sevkiyatlarda gecikme uyarısında bulundu.
Scotiabank ve Rabobank analistlerine göre, küresel üre arzının %8’ini sağlayan Mısır, israilin gaz ihracatını durdurması nedeniyle üretimde zorlanabilir.
Brezilya, üre ihtiyacının neredeyse tamamını ithal ediyor ve bunun yarıya yakını Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.
ABD’de ise çiftçiler, yılın bu dönemine göre yaklaşık %25’lik gübre açığıyla karşı karşıya ve mağaza raflarının boşaldığını bildiriyor.
Küresel ölçekte, Mart ayında üre ihracatının yaklaşık 1,5 milyon tona düşmesi bekleniyor. Oysa Çin dahil edildiğinde bu rakam normalde 4,5–5 milyon ton seviyesine ulaşıyor.
Argus verilerine göre, Orta Doğu’da üre ihracat fiyatları yaklaşık %40 artarak ton başına 700 doların üzerine çıktı. Savaş öncesinde bu rakam 500 doların altındaydı.
ABD’de gübre fiyatları savaşın başlamasından bu yana %32’ye kadar yükseldi. Analistler, savaşın devam etmesi halinde azot bazlı gübre fiyatlarının neredeyse iki katına çıkabileceğini belirtiyor.
Orta Doğu’nun piyasadaki ağırlığı nedeniyle, kaybedilen arzı hızlı şekilde telafi edebilecek başka bir üretici bulunmuyor. Dünyanın en büyük gübre ihracatçısı olan Rusya, Ukrayna’nın İHA saldırıları nedeniyle arz sıkıntısı yaşıyor. Çin ise yüksek üretim kapasitesine rağmen ihracatı kısıtlamaya devam ediyor.
Enerji sektörü felaketin eşiğinde
ABD-israilin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş, küresel enerji dengelerini altüst ederken, petrol piyasasında en ucuz ürün olarak bilinen “fuel oil” (yakıt yağı) bile rekor seviyelere yükseldi. Uzmanlar, bu gelişmenin küresel ekonomi için ciddi bir kriz sinyali olduğunu belirtiyor.
Normalde rafinerilerin en alt aşamasında elde edilen ve “varilin dibi” olarak adlandırılan yakıt yağı, savaşla birlikte stratejik bir ürüne dönüştü. Fiyatların kısa sürede iki kattan fazla artması, küresel ticaretin bel kemiği olan deniz taşımacılığını doğrudan tehdit ediyor.
Yakıt yağı, özellikle konteyner gemilerinin ana enerji kaynağı olması nedeniyle küresel tedarik zincirlerinin devamı için kritik önem taşıyor. Bu alanda yaşanan arz daralması ve fiyat artışı, doğrudan nakliye maliyetlerini yükseltiyor ve dünya genelinde mal fiyatlarına zincirleme şekilde yansıyor.
Bloomberg verilerine göre, dünyanın en önemli ikmal merkezlerinden Singapur ve BAE’nin Füceyre limanında yakıt yağı arzı ciddi şekilde azalmış durumda. Bu durum, küresel enerji piyasasında alarm zillerini çaldırıyor.
Normal şartlarda ham petrol ile paralel hareket eden yakıt yağı fiyatları, mevcut krizle birlikte bu dengeyi bozdu. Brent petrol 100 dolar seviyesindeyken, yakıt yağı bazı bölgelerde 150–175 dolar bandına kadar yükseldi. Bu seviyeler, geçmiş kriz dönemlerini geride bırakarak tarihi zirveler olarak kayda geçti.
Krizin merkezinde ise Hürmüz Boğazı yer alıyor. Küresel petrol ve türevlerinin yaklaşık %20’sinin geçtiği bu kritik hatta yaşanan aksaklık, arzı daraltarak fiyatları yukarı çekti.
Körfez ülkelerindeki rafinerilerin küresel yakıt yağı üretiminin önemli bir bölümünü karşılaması, bölgedeki herhangi bir kesintinin doğrudan dünya piyasalarını etkilemesine neden oluyor.
Uzmanlara göre yakıt yağına kısa vadede gerçek bir alternatif bulunmuyor. LNG veya metanol gibi alternatiflere geçiş uzun yıllar gerektiriyor. Bu nedenle sektör, “yavaş seyir” gibi geçici çözümlerle yakıt tüketimini azaltmaya çalışıyor.
Ancak bu da sevkiyat sürelerinin uzamasına ve üretim zincirinde aksamalara yol açıyor.
Son haftalarda yakıt yağı fiyatlarının 60 dolar seviyesinden 150 doların üzerine çıkması, gemi işletme maliyetlerini %100’den fazla artırdı. Bu durum, yalnızca taşımacılığı değil, üretimden tüketiciye kadar tüm ekonomik sistemi etkiliyor.
Uzmanlar, mevcut tablonun yalnızca bir enerji krizi olmadığını, aynı zamanda küresel ticaret ve gıda fiyatlarını da tetikleyebilecek çok boyutlu bir ekonomik krize işaret ettiğini vurguluyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksamanın sürmesi halinde, hem enerji hem de ticaret piyasalarında daha büyük kırılmalar yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
Dünyadan Trump’a rest: Bu bizim savaşımız değil
Dünya büyük bir hızla krize sürüklenirken soykırımcı israil için savaşa giren ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı üzerinden NATO’yu devreye sokma çıkışı, Avrupa’da sert tepkiyle karşılandı. İngiltere ve Almanya, ABD’nin israille birlikte başlattığı savaşa dahil olmayacaklarını açık şekilde ilan etti.
Trump’ın, “Hürmüz için yardım edilmezse NATO’nun geleceği tehlikede olur” sözleri müttefikler tarafından reddedildi. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, “Bu savaş NATO misyonu değildir ve olmayacaktır” diyerek ülkesinin çatışmanın parçası olmayacağını vurguladı.
Almanya cephesinden de benzer açıklamalar geldi. Başbakan Friedrich Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, savaşın NATO ile ilgisi olmadığını belirterek, ittifakın bu çatışmada yer alması için hiçbir yasal zemin bulunmadığını söyledi.
Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius ise daha sert bir dille, “ABD Donanması’nın yapamadığını birkaç Avrupa fırkateyni mi yapacak? Bu bizim savaşımız değil, biz başlatmadık” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Financial Times’a yaptığı açıklamalarda Avrupa ve Çin’in Körfez petrolüne bağımlılığını hatırlatarak müttefikleri baskı altına almaya çalışması da sonuç vermedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda kurmayı planladığı askeri koalisyona katılmayacaklarını açıkladı. Bölgedeki gerilimde taraf olmadıklarını vurgulayan Macron, "Bu savaşı biz seçmedik; pozisyonumuz tamamen savunma odaklıdır" dedi.
Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi de mevcut gerilim nedeniyle Tokyo'nun deniz güvenliği misyonuna katılmayı değerlendirmediğini ifade etti. Başbakan Sanae Takaici ise ülkenin hukuk sistemi gereği denizaşırı askeri operasyonların "son derece zor" olduğunu vurguladı.
Avustralya Ulaştırma Bakanı Catherine King de Canberra'nın operasyona katılmayacağını belirterek, "Hürmüz Boğazı'na gemi göndermeyeceğiz" dedi.