Dünya
İran’ın uranyum stoku tam olarak sayılmadı ve dünya İran’ın elinde ne kaldığını gerçekten biliyor mu? İran’da ‘nükleer’ belirsizlik
İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılar, bu ülkenin sürdürmekte kararlı olduğu programı durduramadı. Sahadaki en kritik sorun artık yıkım değil nükleer belirsizlik. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetinin netleşmemesi, İran’ın sürekli bu sebeple hedef tahtasına konulmasına yol açıyor.
Sebahattin Ayan İstanbul
ABD Siyonist İsrail’in güvenliğini sağlamak için nükleer yalanını öne sürerek başta İran olmak üzere İsrail’in çevresindeki ülkelere saldırganlığını sürdürüyor. Bu kapsamda İran’ın nükleer programı, yeniden uluslararası güvenlik gündeminin en hassas başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. ABD ve İsrail’in 2025 yılında Fordow, Natanz ve İsfahan gibi ana tesislere düzenlediği saldırılar, sahada ciddi hasar oluşturdu. Ancak Mart 2026 itibarıyla tartışma, artık yalnızca bu tesislerde oluşan fiziki tahribatla sınırlı değil. Bugün asıl dikkat çeken başlıklar, İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)’nın bu stoku neden uzun süredir doğrulayamadığı ve diplomatik sürecin yeniden işletilip işletilemeyeceği. İTÜ Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam ile, röportaj serimizin üçüncüsü olarak, İran dosyasının teknik boyutunu, ekonomik etkilerini ve Türkiye açısından muhtemel stratejik sonuçlarını konuştuk.
İRAN’IN NÜKLEER PROGRAMI ORTADAN KALKMADI
ABD ve İsrail saldırıları İran’ın nükleer programını gerçekten bitirdi mi?
- Hayır, bitirdi demek için henüz erken. Daha doğru ifade ile İran’ın bilinen ana nükleer altyapısı çok ağır darbe aldı, ancak programın tamamının ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Basına yansıdığı kadarıyla, faal olduğu bilinen üç uranyum zenginleştirme tesisi ağır hasar gördü. Bu, özellikle Fordow, Natanz ve ilgili hatlar açısından çok ciddi bir gerileme demektir. Ancak nükleer program yalnızca binalardan ibaret değildir. Malzeme, ekipman, teknik kadro, yeraltı kapasitesi ve gizlenmiş stoklar da en az tesis kadar belirleyicidir. Bugün asıl mesele kaç bina vuruldu? değil, geriye ne kaldı? sorusudur. IAEA Başkanı Rafael Grossi’nin açıklamaları ve Ajansın son raporu, İran’ın daha önce beyan ettiği yüksek ve düşük zenginlikte uranyum stoklarının sekiz aydan uzun süredir tam olarak doğrulanamadığını ortaya koyuyor. Bu yüzden askeri operasyonun programı yavaşlattığını söylemek mümkün. Ancak doğrulama geri dönmeden program bitti demek analitik olarak doğru olmaz.
iran nükleer aşamada çok ileri
İran’ın elinde hala ne kadar yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum var?
- IAEA’nın Şubat 2026 tarihli raporuna göre 440,9 kilogram yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahipti. Bu rakam çok önemlidir çünkü yüzde 60 seviyesi, teknik olarak silah sınıfı yüzde 90’a giden yolda çok ileri bir aşamadır. IAEA Başkanı Rafael Grossi, bu stokun 200 kilogramdan biraz fazlasının büyük ihtimalle İsfahan’daki tünel kompleksinde bulunduğunu ve bu materyalin taşındığını gösteren açık bir işaret görülmediğini belirtti. Ancak burada kritik sorun şudur, bu stokun tamamının bugünkü konumu uluslararası denetim tarafından doğrulanabilmiş değil. İran, saldırıya uğrayan tesislerin durumu ve nükleer materyalin yeri konusunda IAEA’ya tam bilgi vermedi ayrıca Ajans müfettişleri bu tesislere geri dönemedi. Bu yüzden elimizde IAEA’nın açıkladığı sayısal bir referans var, ama bu stokun tamamının bugünkü sahadaki durumuna dair kesinlik yok.
İRAN, NÜKLEER EŞİK AÇISINDAN SON DERECE İLERİ BİR NOKTADA
Bu stok, İran’ın atom bombasına çok yaklaştığı anlamına mı geliyor?
- Bu soru çok dikkatli cevaplanmalı. Evet, İran’ın yüzde 60 düzeyinde zenginleştirilmiş uranyum biriktirmiş olması, onu nükleer eşik açısından son derece ileri bir noktaya taşır. Eğer bu malzeme daha da zenginleştirilirse teorik olarak çok sayıda nükleer cihaza yetecek patlayıcı çekirdek malzeme sağlayabilir. Bu yüzden uluslararası toplum bu stoğu sıradan bir stok olarak görmüyor. Ama ikinci kısmı da aynı netlikte söylemek gerekir. Yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoku ile kullanılabilir, taşınabilir, konuşlandırılabilir bir nükleer silah aynı şey değildir. IAEA hala koordine bir nükleer silah programına dair güvenilir gösterge görmediği belirtiliyor. Yani İran teknik eşik açısından çok ileri gitmiş olabilir. Ama yarın sabah operasyonel bomba gibi bir sonuç çıkarmak, mevcut verilerin ötesine geçer.
IAEA’NIN URANYUMU DENETİM SÜRECİ CİDDİ BİÇİMDE ZEDELENDİ
IAEA neden bu kadar kaygılı? Ajansın temel problemi ne?
IAEA’nın bugün en büyük kaygısı, artık sadece İran’ın uranyumu hangi seviyede zenginleştirdiği değildir. Asıl sorun, denetim sürekliliğinin ciddi biçimde zedelenmiş olmasıdır. Çünkü nükleer dosyalarda en kritik mesele, sadece malzemenin varlığı değil, o malzemenin nerede olduğunun ve nasıl hareket ettiğinin kesintisiz biçimde doğrulanabilmesidir. Ajansın 27 Şubat 2026 tarihli raporu bu açıdan çok açık bir uyarı niteliği taşıyor. Raporda, daha önce beyan edilmiş yüksek zenginleştirilmiş uranyum ve düşük zenginlikli uranyum stoklarının sekiz aydan uzun süredir doğrulanamadığı belirtiliyor. Buna ek olarak, İran’ın Haziran 2025’te açıkladığı dördüncü zenginleştirme tesisine de Ajansın erişemediği ifade ediliyor. Bu ne anlama geliyor? IAEA, daha önce kayıt altına aldığı nükleer malzeme üzerinde bilgi sürekliliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Başka bir ifadeyle, Ajans artık sadece şeffaflık eksik demiyor; fiilen, önceden bildiğimiz malzemenin tamamı üzerinde kesintisiz denetim kuramıyoruz mesajı veriyor.
Asıl alarm verici nokta da burada. Çünkü uluslararası güvence sisteminin temeli, beyan edilen malzemenin düzenli denetimle izlenebilmesidir. Eğer bu zincir kırılırsa, teknik belirsizlik hızla siyasi ve güvenlik riskine dönüşür. Nitekim Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, 4 Mart’taki açıklamalarında aynı kaygıyı dile getirdi. Onlar da IAEA’nın İran’ın uranyum stokunu tam olarak sayamadığını, sahadaki hareketleri ise giderek daha fazla ticari uydu görüntülerinden takip etmek zorunda kaldığını vurguladı. Bir nükleer meselede Ajansın sahadaki doğrudan denetim yerine uydu görüntülerine dayanmak zorunda kalması, başlı başına ciddi bir alarm işaretidir.
Uranyumun önemli bölümü İsfahan’da bulunuyor
İsfahan neden bu kadar kritik bir merkez haline geldi?
- Çünkü son tabloya göre İsfahan yalnızca vurulmuş bir tesis alanı değil, aynı zamanda elde kalan yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun önemli bölümünün bulunabileceği yer. Grossi, 440,9 kilogramlık yüzde 60 stokun 200 kilogramdan biraz fazlasının İsfahan’daki tünel kompleksinde bulunduğunu ve bu malzemenin taşındığına dair açık işaret görülmediğini söyledi. Eğer bu değerlendirme doğruysa, İsfahan bugün İran dosyasının en stratejik düğüm noktasıdır. Ayrıca İsfahan yalnızca depolama açısından değil, nükleer yakıt çevrimi açısından da önem taşır. Nükleer programın ileri aşamalarında dönüşüm, işleme ve ilgili teknik altyapılar bu tip merkezlerle bağlantılıdır. Bu yüzden İsfahan’ın durumu, elde malzeme kaldı mı? sorusunun yanı sıra İran bu malzemeyi yeniden organize edebilir mi? sorusuyla da ilgilidir. Bugün uluslararası kaygının merkezi tam da budur. Ana zenginleştirme tesisleri vurulmuş olsa bile, kritik malzeme ve kalan altyapı farklı bir coğrafi çekirdekte yeniden toparlanabilir mi?
NÜKLEER RİSK ORTADAN KALKMADI
İran kısa vadede nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandırabilir mi?
- Kısa vadede, saldırı öncesindeki endüstriyel ölçekte kapasiteye hızla dönmesi zor görünüyor. Çünkü bilinen üç aktif zenginleştirme tesisi ağır hasar aldı ve Ajansın son değerlendirmeleri de bu tesislerde ciddi bozulma olduğunu gösteriyor. Bu nedenle yarın her şey eski hâline döner demek gerçekçi değil. Ama risk tamamen ortadan kalkmış değil. Asıl risk, büyük ve görünür tesisler yerine daha dar, daha gizli, daha yeraltına gömülü bir kapasitenin devreye alınmasıdır. IAEA raporu, İran’ın dördüncü ilan edilmiş zenginleştirme tesisine erişemediğini belirtiyor. Ayrıca Grossi ve E3 (Birleşik Krallık, Fransa, Almanya), Ajansın sahaya erişim olmadan bazı hareketleri yalnızca ticari uydu görüntüleri üzerinden izlemek zorunda kaldığını söyledi. Bu da bize şunu gösteriyor, İran’ın kısa vadede eski ölçeğe dönmesi zor, fakat daha sınırlı ve daha az görünür bir yeniden yapılanma ihtimali ciddiye alınmak zorunda.
Diplomasi yolları kapanmadı
Diplomasi için hâlâ gerçek bir pencere var mı, yoksa dosya tamamen askerî aşamaya mı geçti?
- Diplomasi zorlaştı ama kapanmadı. Grossi’nin IAEA’nın ABD ile İran arasında yeni bir nükleer anlaşma zemini oluşturmaya çalıştığını açıkladı. Bu çok önemli çünkü Ajans teknik bir kurum olmasına rağmen, kriz bu kadar derinleştiğinde doğrulama ile diplomasi fiilen iç içe geçiyor. Eğer denetim geri dönmeyecekse, uzun vadeli istikrar da kurulamaz. Ayrıca E3 ülkeleri 4 Mart’taki açıklamalarında İran’ı tam iş birliğine ve müzakereye çağırdı. Bu, Avrupa cephesinin de dosyayı yalnızca yaptırım veya askerî baskı üzerinden değil, yeniden doğrulama temelli diplomatik çerçeve üzerinden okumaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak burada zor nokta şu, taraflar arasında güven çok zayıf, saha hasarlı, denetim kopuk ve büyük güç rekabeti meseleyi daha da siyasallaştırıyor. Yani pencere var, ama çok dar ve kırılgan.
NÜKLEER KRİZLERDE EN TEHLİKELİ ŞEY DOĞRULANAMAYAN KAPASİTEDİR
Bugün en büyük risk nedir? İran’ın hemen bomba yapması mı, yoksa belirsizliğin büyümesi mi?
Bugün en yakın ve en somut risk bence belirsizliğin büyümesi. Çünkü nükleer krizlerde en tehlikeli şey bazen bilinen kapasite değil, doğrulanamayan kapasitedir. IAEA’nın sekiz aydan uzun süredir stoklara erişememesi, İran’ın dördüncü zenginleştirme tesisine ulaşılamaması ve kritik materyalin yerinin sahada doğrulanamaması, yanlış hesap riskini büyütüyor. Yanlış hesap, sadece nükleer yayılma riski değil, aynı zamanda yeni askerî müdahale ve bölgesel savaş riski de üretir.
İsrail’in nükleer programı doğrulanamıyor
İsrail dosyası neden kapalı kutu? IAEA açısından durum nedir?
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) açısından İsrail dosyasının “kapalı kutu” olarak görülmesinin temel nedeni, İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmamasıdır. NPT’ye taraf olan ülkeler, IAEA ile tam kapsamlı güvence anlaşması imzalar ve tüm nükleer faaliyetlerini uluslararası denetime açar. Ancak NPT dışında kalan ülkelerde denetim bu kadar geniş değildir. İsrail gibi NPT’ye taraf olmayan Hindistan ve Pakistan için denetimler yalnızca belirli tesisleri kapsayan anlaşmalarla sınırlıdır. Bu nedenle IAEA bu ülkelerin tüm nükleer programını doğrulayamaz. Bu sınırlı şeffaflık da İsrail’in nükleer statüsünün uluslararası kamuoyu açısından daha karanlık görünmesine ve bölgede sıkça dile getirilen çifte standart tartışmalarına yol açmaktadır.
Zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti belli değil
İTÜ Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam “Nükleer krizlerde en tehlikeli şey bazen bilinen kapasite değil, doğrulanamayan kapasitedir. IAEA’nın sekiz aydan uzun süredir stoklara erişememesi, İran’ın dördüncü zenginleştirme tesisine ulaşılamaması ve kritik materyalin yerinin sahada doğrulanamaması, yanlış hesap riskini büyütüyor. Yanlış hesap, sadece nükleer yayılma riski değil, aynı zamanda yeni askerî müdahale ve bölgesel savaş riski de üretir.” dedi