Aktüel
Evrim ve İslam Tartışmasına İki Farklı Bakış: Shoaib Ahmed Malik ve Selim Gürselgil
İslam dünyasının son iki asırdaki en çetin imtihanlarından biri olan evrim teorisi, Dr. Shoaib Ahmed Malik ve Selim Gürselgil’in çalışmalarıyla yeniden masaya yatırılıyor. Malik, Eş’ari kelâmı üzerinden modern bilimle bir "uzlaşı" zemini ararken; Gürselgil, Batı’nın mekanik tabiat tasavvuruna karşı İslam tasavvufunun "tekâmül" hakikatini ve "İbda Diyalektiği"ni bir başkaldırı olarak öne sürüyor.
İslam dünyasının son iki asırdaki en çetin imtihanlarından biri olan evrim teorisi, Dr. Shoaib Ahmed Malik ve Selim Gürselgil’in çalışmalarıyla yeniden masaya yatırılıyor. Malik, Eş’ari kelâmı üzerinden modern bilimle bir "uzlaşı" zemini ararken; Gürselgil, Batı’nın mekanik tabiat tasavvuruna karşı İslam tasavvufunun "tekâmül" hakikatini ve "İbda Diyalektiği"ni bir başkaldırı olarak öne sürüyor.
Modern bilimin materyalist bir dayatmayla insanlığa sunduğu evrim teorisi, İslam düşünce atlasında nasıl karşılık buluyor? Dr. Shoaib Ahmed Malik’in Gazzâlî ve Modern Evrim Paradigması ile Selim Gürselgil’in Yaratılmışların Tekâmülü adlı eserleri, bu kadim tartışmaya iki farklı ufuk çizgisi çiziyor. Biri savunma hattında kelâmî bir zırh kuşanırken, diğeri taarruz niteliğinde bir varlık muhasebesi yapıyor.
Malik’in Uzlaşmacı Kelâm Hattı
Dr. Shoaib Ahmed Malik, çalışmasında modern biyolojik verileri veri kabul eden bir strateji izliyor. Eş’ari kelâm geleneğinin, özellikle de İmam Gazzâlî’nin "mümkünlük" (contingency) ilkesini merkeze alan yazar, tabiatta "şans" veya "rastlantı" gibi görünen süreçlerin aslında İlahi kudretin bir tecellisi olduğunu savunuyor.
Malik’e göre, bilimin "metodolojik natüralizm" çerçevesinde olaylara doğaüstü atıf yapmadan yaklaşması, Allah’ı inkâr anlamına gelmiyor. Yazar, evrim mekanizmalarını "ikincil nedenler" olarak tanımlayıp, asıl failin Allah olduğunu hatırlatıyor. Ancak Malik’in bu "zararsızlaştırma" çabası, insan kökeni meselesinde "Hz. Adem İstisnacılığı" noktasına düğümleniyor; fosil kayıtlarını kabul ederken Hz. Adem’i bir "mucize" olarak bu sürecin dışında tutuyor.
Gürselgil: Mekanik Evrime Karşı Canlı Tekâmül
Selim Gürselgil ise meseleyi bir "uzlaşı" sorunu olarak değil, bir "idrak" davası olarak ele alıyor. Gürselgil’e göre Batı’nın evrim teorisi, İslam irfanındaki "tekâmül" hakikatinin ruhundan arındırılmış, mekanik bir karikatürüdür. Yazar, epistemolojik temelini Salih Mirzabeyoğlu’nun "İbda Diyalektiği" ve İslam tasavvufu üzerine inşa ederek, Darwinci "tabii ayıklanma" fikrinin hayatın muazzam şuurunu açıklayamayacağını vurguluyor.
Gürselgil, Henri Bergson’un "Hayat Hamlesi" kavramını İslami bir süzgeçten geçirerek, hayatın maddeye karşı direnen ve sürekli hürriyet arayan "İlahi bir cehd" olduğunu belirtiyor. Ona göre evrim bir "tekrar" ve "zorunluluk" iken; tekâmül, her an yeniden yaratılan (İbda) ve üst mertebelere dikey bir sıçrayış yapan "oluş" sırrıdır.
Varlık Tabakaları ve "Novum" Hakikati
Gürselgil’in eserindeki en dikkat çekici nokta, "Cemad, Nebat, Hayvan ve İnsan" şeklindeki ontolojik mertebelerdir. Yazara göre bu geçişler, Darwin’in iddia ettiği gibi yatay ve kesintisiz bir değişim değil; her basamakta yeni bir niteliğin (Novum) ortaya çıktığı, bir önceki halin olumsuzlandığı (nefyedildiği) dikey bir "devrim"dir. İnsan, "gelişmiş bir hayvan" değil, hayvanlığın aşıldığı yepyeni bir varlık ufku, yaratılışın mührüdür.
Savunmadan İnşaya
İki eser arasındaki temel fark, "mümkünlük" kavramına yüklenen anlamda gizli. Malik, "Allah bu mekanik süreci de dilerse yaratabilir" diyerek mevcut bilimsel paradigmayı yamarken; Gürselgil, "Hayat hür olduğu için bu dar mekaniğe sığmaz" diyerek Batı’nın determinist duvarlarını yıkıyor.
Neticede Malik’in eseri, Müslüman zihnine laboratuvarda analitik bir alan açan bir "sınır muhafızlığı" görevi görürken; Gürselgil’in çalışması, "nerede esere, nerede müessire bakacağını bilen" özgün bir İslami biyoloji görüşünün temellerini atıyor. Müslüman mütefekkirlerin bu çalışmaları, evrimi bir "iman krizi" olmaktan çıkarıp, eşyanın hakikatine dair derin bir tefekkür vesilesine dönüştürüyor.
BEŞİNCİ DEVRE