Aktüel
Ali Hamaney’in Ölümüyle İran’da Velâyet-i Fakih Sistemi Sona Erdi
Yazar Sinan Tavukcu 'Netanyahu’nun ‘Ali Hamaney’in Ölümüyle İran’da Velâyet-i Fakih Sistemi Sona Erdi' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Sinan Tavukcu'nun kaleme aldığı o yazı;
9 Mart 2026’da İran yasalarına göre Veliy-i Fakih(Dini Rehber)’i seçmekle görevli Şii din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisi, seçime katılanların oy birliğiyle Mücteba Hameney’i İran İslam Cumhuriyeti'nin Üçüncü Dini Rehberi olarak seçtiklerini resmen açıkladı. Seçime 88 üyeli Uzmanlar Meclisi üyelerinden 59’unun katıldığı ve geri kalanının seçimden haberdar edilmediği medyaya yansıdı. Seçim için gerekli olan üçte iki çoğunluk sağlanmakla birlikte seçimin yapılış tarzı ve zamanlaması yangından mal kaçırma görüntüsü doğurdu.
Üçüncü Rehberin seçimi; Velâyet-i Fakih doktrinine sadık kalınıp kalınmayacağı, Velâyet-i Fakih sisteminin devam edip etmeyeceği ve İran İslam Cumhuriyeti’nin yoluna nasıl devam edeceği hakkında ipuçları veriyordu.
19 Mart 2024'te yayımlanan "Bir Sonraki Rehber Seçimine Hazırlık Açısından İran Seçimleri" başlıklı yazımızda, İran’da 1 Mart 2024’te 12. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ile birlikte yapılan İran liderini seçme, denetleme ve azletme yetkisine sahip 6. Dönem Uzmanlar Meclisi seçimleri değerlendirilmiş ve Uzmanlar Meclisi seçiminin Üçüncü Rehberin seçimindeki muhtemel rolüne dikkat çekilmişti.[i]
Söz konusu yazıda, iki adaydan birisinin seçileceği tahmin edilerek adayların mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney olacağı belirtilmişti. Müstakbel adaylardan Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi 19 Mayıs 2024'te -seçimden iki ay sonra- kuşkulu bir helikopter kazasında hayatını kaybetti. O sıralarda bu kazayı Rehber adaylarından birinin tasfiyesine yönelik rejim içi hesaplaşma olarak değerlendirenler de olmuştu.
Sonuç olarak Mücteba Hamaney, pek çok kişi şans vermese de, bize göre seçilme ihtimali en güçlü aday olarak yoluna devam etti ve Uzmanlar Meclisi, 28 Şubat günü ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden babası İkinci Rehber Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’i Rehber seçtiklerini ilan etti.
Veliy-i Fakih Seçim Sistemi Nasıl Kurgulandı?
Muhtemelen Üçüncü Rehber’in kim olacağı 1 Mart 2024 seçimlerinden önce müesses nizam tarafından belirlenmişti. İran anayasasına göre Rehberi seçecek 88 kişilik Uzmanlar Meclisi seçimine aday olacaklar 12 kişilik Anayasa Koruyucular Konseyi(AKK)’nin ön onayından geçtikten sonra aday olabiliyorlar. Bu seçici Konseyin 12 üyesinden fakih olan 6’sı dini lider tarafından atanmış, hukukçu olan diğer 6'sı da (kendisi de dini lider tarafından seçilmiş bulunan) yargı erki başkanı tarafından seçilmiş, sistem bütün yollar Ali Hamaney’e varacak şekilde dolambaçlı bir seçim mühendisliğiyle tasarlanmıştı. AKK, 1 Mart’ta seçilecek adayları müesses nizamın talimatına uygun davranacaklar arasından belirledi. Sonuç olarak Ali Hamaney, AKK eliyle oluşturulan Uzmanlar Meclisi vasıtasıyla kendisinden sonra gelecek Rehberi(oğlu Mücteba Hamaney) vasiyet etmeden dolaylı şekilde yine kendisi belirlemişti.
2024’teki yazımızda; "Hamaney’in yerine seçilecek üçüncü rehberin kim olacağını, Uzmanlar Meclisi’nde yeterince güç kazanmış bulunan Devrim Muhafızları’nın tercihi belirleyecektir. Devrim Muhafızları tabii olarak kontrol altında tutabilecekleri, sistem içindeki mevcut güç ve etkilerine zarar veremeyecek, arkasında herhangi bir desteği bulunmayan, kendileri ile çatışmayacak birisini Rehber yapmak isteyeceklerdir.
Muhtemel adaylar olarak şimdilik iki isim telaffuz ediliyor. Mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney. Ali Hamaney’in yargı erki başkanlığına atadığı İbrahim Reisi’nin daha sonra Cumhurbaşkanlığı’na getirilmesiyle devam eden yükseliş çizgisinin Rehberlik ile devam edeceği beklentisi yüksek.” tahmini yapılmıştı.
Ne var ki, İbrahim Reisi helikopter kazasında hayatını kaybederek yarıştan koptu.
Seçilecek Üçüncü Rehberin gücünün sınırlı olacağına ve Velâyet-i Fakih sisteminin mutlak güç odağına dönüşen Devrim Muhafızları’nın kontrolüne gireceğine yazımızda şöyle işaret edilmişti:
“Üçüncü Rehber seçimiyle, İran Anayasası’na göre peygamberleri ve 12 masum İmamı temsil etmekte olan Veliy-i Emr-i Müminin fiilen Devrim Muhafızları’na karşı sorumlu bir makama dönüşebilecektir."
Üçüncü Rehber seçilen 56 yaşındaki Mücteba Hamaney’in 17 yaşından beri Devrim Rehberliği Ofisi ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) başta olmak üzere, güvenlik kurumlarıyla özel bağlantıları olduğu biliniyor. İlişkileri, Rehberlik makamı ile Devrim Muhafızları arasındaki iletişimde de önemli rol oynadı.
İran’da 2018’den sonra kamuda görev yapanlar “Devrim’e sadık olanlar ve olmayanlar” olarak fişlendiler, Devrim Muhafızları’na mesafeli olanlar devrime sadık olmadıkları gerekçesiyle tasfiye edildiler. Rehber Ali Hamaney’in döneminde Devrim Muhafızları, kendisine bağlı kadroları atamalar yoluyla yasama, yürütme erki ve seçici kurul üyeliklerine getirerek müesses nizamın gerçek sahibi haline geldi.
9 Mart 2026’da Rehberliği ilan edildikten sonra Mücteba Hamaney’in babasının hayatını kaybettiği saldırıda kendisinin de ciddi şekilde yaralanmış olduğu duyuruldu. Bu durum, Devrim Muhafızlarının kontrolüne geçmiş bulunan müesses nizamın devamı için Mücteba Hamaney’in Rehber olarak önceden tercih edildiğini açıkça göstermekteydi.
Bahse konu yazımızda, “Bir yandan ambargolar sebebiyle devam eden ekonomik sıkıntılar, iç huzursuzluklar, sisteme güvenin kaybolması, ülkenin etnik bölünme korkusu, muhaliflerin siyaset ve bürokrasiden dışlanması, İran Devleti’nde zaten var olan güvenlikçi yönetimin daha da güçleneceğini, özgürlük alanlarının ise gittikçe sınırlanacağını gösteriyor." tahmininde bulunulmuştu.
28 Şubat’ta başlatılan ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları karşısında, Devrim Muhafızları’nın rolünün genişlediği ve mutlak otorite haline geldiği görülmektedir. Mücteba Hamaney'in Veliy-i Fakihliği döneminde Devrim Muhafızlarının sistem içindeki rolünün dahada artacağı, sembolik Cumhurbaşkanlığı makamı gibi Ruhani liderliğin de güç odağı karşısında sembolik hale geleceği beklenmektedir.
Velâyet-i Fakih Sistemi Üzerinde Teolojik Tartışmalar Yoğunlaşacak
Şii inancına göre Beklenen Mehdi’nin naibi olmak üzere tasarlanan Velâyet-i Fakih sistemi gelinen noktada, Veliy-i Fakih’in Devrim Muhafızlarının naibi olacağı bir modele doğru evrilmektedir. Bu dönüşüm Şii dünyada çok ciddi teolojik tartışmaları beraberinde getirecektir.
İran İslam Cumhuriyeti’nin “teokratik otoriterizm” olarak da adlandırılan Velâyet-i Fakih doktrinine dayalı kendine özgü devlet modelinde siyasi otoritenin kaynağı Şii Caferi fıkhıdır ve otorite, beklenen Mehdi’nin gaybeti esnasında onun naibi olarak kabul edilen ve Uzmanlar Meclisi tarafından kayd-ı hayat şartı ile seçilen ruhani liderlik (Veliy-i Fakih/Rehber) eliyle kullanılmaktadır.
Ayetullah Humeyni tarafından geliştirilen Velâyet-i Fakih doktrini İran anayasasında kurumsallaştırılmış olup “Veliy-i Fakih”; Peygamberleri ve 12 masum İmamı temsil etmektedir. Yasama, yürütme ve yargı da dâhil olmak üzere bütün erklerin üstünde yer alan Rehberlik, devletin en üst düzey makamıdır. Veliy-i Emr-i Müminin olarak, kayıp imam zamanında, sadece İslâm Cumhuriyeti’nin değil bütün ümmetin dini lideri ve yöneticisidir.
Velâyet-i Fakih doktrinine başından beri Şii ulemanın ciddi itirazları olmuştur. 11’inci yüzyıldan itibaren Necef’te kurumsallaşan Şii ilim çevreleri Mehdi zuhur etmeden bir Şii Devleti kurmayı caiz görmemiş, Şii devletin ancak masum imamlarca kurulup idare edilebileceği inancından hareketle Mehdinin naibi rolünü üstlenecek bir devlet fikrini batıl kabul ederek devlet kurma çabalarından uzak durmuş hatta böyle bir devleti Tağutî ilân etmiştir. Devlet kurmak yerine, Ayetullah el-Uzmâ olarak isimlendirilen Şii taklid mercilerine havzanın içinden ve dışından tüm Şiilerin taklid yoluyla bağlanması farz olarak ilan edilmiş, yüzyıllar boyu bir devlete gerek duyulmadan bu sistem yürütülmüştür.
İlk defa 19. yüzyılda İran'da Şii mercii Ahmed Neraki tarafından dillendirilen Velâyet-i Fakih kavramı 1965 yılından sonra Ruhullah Humeyni tarafından geliştirildi ve bir doktrine dönüştürüldü, 1970'te Velâyet-i Fakih görüşleri 'Hükümeti İslami' (İslam Yönetimi) olarak kitaplaştırılarak Necef'te basıldı.
İran İslam Devrimi’nin ardından 1 Nisan 1979 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. 3 Aralık 1979 tarihinde referandumla onaylanan Anayasanın 5, 109 ve 110. maddeleri ile Velâyet-i Fakih sistemi kabul edildi ve Humeyni’nin Rehberlik makamını temsil edeceği belirlendi.
Bu doktrine, Mehdi'nin makamını işgal edeceği gerekçesiyle dönemin birçok taklid mercii (Ayetullah el-Uzmâ Hûî, Ayetullah el-Uzmâ Şeriatmedarî, Ayetullah el-Uzmâ Munteziri gibi) karşı çıktı.
1980 yılından itibaren kurumsallaşamaya başlayan Velâyet-i Fakih sisteminde Veliy-i Fakih’in mutlak yetkisine dayanan bu otoriter devlet modeli Rehberlik-Mercilik çatışmasına sebep oldu. Sisteme en büyük teorik itirazlardan birisi Muhammed Şirazi’den geldi. Tek bir mercinin bu makamda bulunmasının diktatörlüğe yol açtığını ve Şia'daki çoklu mercilik sistemine aykırı olduğunu savunarak Velâyet-i Fukaha (Fakihlerin Velayeti) teorisini savundu.
Mercilik kurumunun ve dinî havzaların geleneksel olarak devletten özerkliğini savunan ve devlet düzenine entegre edilmesine karşı çıkan Merciler ve Ayetullahlar, farklı Şii fıkıh anlayışına sahip olanlar yeni devlete tehdit olarak kabul edilerek cezalandırıldılar, susturuldular ve dışlandılar.
Necef Havzası’nın Taklid Merci'i Ayetullah Seyyid Ali Hüseyni Sistani’nin İran devlet yapısı için söylediği "Muhammed Beheşti anayasayı öyle bir şekilde hazırladı ki taklit mercilerine sadece gusül ve abdest konuları kaldı. Gerisi devlete bırakıldı." sözleri, İran’daki Rehber-Müçtehid ilişkilerini net biçimde özetlemiştir.
Ayetullah Humeyni, İran-Irak Savaşı (1980-1988) 'nın sağladığı atmosfer sayesinde muhalefeti bastırdı, Kum ulemasını sinik hale getirdi, talebelerini kritik makamlara (Ali Hamaney cumhurbaşkanı, Haşimi Rafsancani meclis başkanı) getirerek yeni rejime hâkim oldu. Böylece doğrudan devleti, iç ve dış siyaseti yönetmeye başlayarak kendi Velâyet-i Fakih teorisini uygulama imkânına kavuştu.
Gerek Birinci Rehber Ruhullah Humeyni gerekse 1989’dan itibaren İkinci Rehber olarak seçilen Ali Hamaney, Anayasa Koruyucular Konseyi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi gibi devlete paralel ve seçilmemiş kurumlar aracılığıyla devlet üzerinde mutlak otorite sağladılar ve Rehber’e sadık olmayanlara kapalı bir sistem inşa ettiler. Devrim Muhafızları Ordusu, Besic Milis Gücü ve İstihbarat Bakanlığı ile Devrim Mahkemeleri sert ve şiddetli uygulamaları ile Rehberlerin gücünü sahaya yansıttılar.
Sistem uygulanırken doktrinden sapmalar da oldu. Bunlardan en önemlisi, Rehberlik makamına gelecek birinin taklid mercii/Ayetullah el-Uzmâ olması şartının 1989'da Humeyni’nin talimatıyla Anayasa’dan kaldırılmasıydı. Yaşlı ve hasta olan Humeyni, kendisinden sonra talebesi Ali Hamaney'in Rehber olma yolunu açmak üzere bu değişikliği yaptırmıştı, çünkü Hamaney taklid merciliği bir yana henüz Ayetullahlık makamında bile değildi.
Humeyni’nin ölümüyle 1989 yılında İkinci Rehber olarak seçilen Ali Hamaney’in Humeyni gibi geniş kabul gören bir karizması ve dini otoritesi bulunmuyordu. Hamaney, söz konusu zayıflığını ve eksikliğini Devrim Muhafızları’na dayanarak telafi etti, Devrim Muhafızları ile karşılıklı birbirini besleyen bir koalisyon oluşturdu.
Rehber-Devrim Muhafızları koalisyonu sayesinde ekonominin büyük bir kısmı, Devrim Muhafızları Ordusu ve onun bağlı şirketler konsorsiyumu (Khatam al-Anbiya gibi) ve dini vakıfların (Bonyad‘lar) kontrolüne geçti. Yönetimi kontrol edenlerin yaygın yolsuzlukları ve sosyal eşitsizlik sebebiyle sistem inandırıcılığını yitirdi. Süreç içerisinde adaletsiz uygulamalara, yoksulluğa, işsizliğe yönelik haklı şikayette bulunan ve protestolara katılanlar hainlikle, devlet düşmanlığıyla, dış güçlerin ajanı olmakla suçlandı; basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü talepleri fitne olarak Devrim Muhafızları ve milis güçlerin müdahalesiyle bastırıldı.
Sonuç
Bize göre, 3 Aralık 1979 - 28 Şubat 2026 arasında, Birinci Rehber Ruhullah Humeyni(1979-1989) ve İkinci Rehber Ali Hamaney (1989-2026) önderliğinde yürütülen 46 yıllık Velâyet-i Fakih dönemi fiilen sona ermiştir. Üçüncü Veliy-i Fakih seçilen Mücteba Hamaney dönemi muhtemelen, ruhani liderliğin güç odağına teslim olduğu, Rehberin Devrim Muhafızlarının vesayeti altında vazife icra edeceği bir dönem olacaktır.
ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı sona erdikten bir süre sonra başta Kum olmak üzere Şii ilim havzalarında, gerek içeride toplumu yönetmede gerekse dış politikada başarısız olan 46 yıllık Velâyet-i Fakih dönemi derin eleştirilere ve sorgulamalara maruz kalacaktır.
İran halkı arasında Veliy-i Fakih’in otoritesine itaat zaten son derece düşük seviyelere inmiştir. Veliy-i Fakih Ali Hamaney’in, seçimlere katılma şartlarına haiz kişilerin oy kullanmasının şer'i, İslami ve ilahi bir görev olduğuna, oy kullanmanın farz-ı ayn (herkesin yerine getirmesi gereken farz) olduğuna, sandığa boş oy pusulası atılmasının haram olduğuna dair fetvalarına rağmen 1 Mart 2024’te yapılan genel seçime katılım yüzde 41 düzeyinde gerçekleşmiş, halkın yüzde 60’ı Rehber’in fetvalarını umursamamıştır. Gerek bu seçimde gerekse aynı yıl 7 Temmuz ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların yarısından fazlasının reforumcu adaylara verilmesiyle rehbere olan güvenin ve bağlılığın ülke çapında yüzde 20’lere düştüğü ortaya çıkmıştır.
Halbuki, İslamî Cumhuriyet’e geçişin oylandığı Mart 1979 referandumuna katılım yüzde 89 olarak gerçekleşmiş ve yüzde 98,2’sinin evet oyuyla kabul edilmişti. Bugün rejime olan destek azalması “adâleti hâkim kılmak” iddiası ile yönetimi ele alan 46 yıllık Velâyet-i Fakih döneminde sergilenen adil olmayan ve düzelme umudu da vermeyen kötü yönetimdir.
Öyle görülüyor ki, Humeyni-Hamaney rehberliğinin tasfiye etmeye çalıştığı 900 yıllık geleneksel Merciyet kurumu ile 46 yıllık İran İslam Cumhuriyeti teolojik bir hesaplaşma yaşayacak ve Merciyet kurumu yeniden canlanma imkânını bulabilecektir.
İran Anayasasına göre Rehber sadece İslâm Cumhuriyeti’nin değil bütün ümmetin dini lideri ve yöneticisidir. Ancak Velâyet-i Fakih kurumu, sergilediği katı mezhepçi kimlikle bu iddiasını yok etmiştir. Doğrudan Rehber’e bağlı Devrim Muhafızları, Sünni dünyaya devrim ihraç etmeye girişmiş, kurduğu “Direniş Ekseni” ile Lübnan, Irak, Suriye, Yemen başta olmak üzere pek çok ülkede kanlı çatışmalara sebebiyet vermesine rağmen başarılı olamamıştır. Yeni dönemde, Velâyet-i Fakih kurumunun aşınması ve Rehberin ruhani otoritesini güç odakları ile paylaşması, İran dışındaki ülkelerde yaşayan Şiilerin de Velâyet-i Fakih'e olan bağlılıklarının azalmasına yol açacak, “Direniş Ekseni” yorgunu Şiilerin gerek Kum gerekse Necef havzalarındaki taklid mercilerine yönelişini hızlandıracaktır. Bunun sonucu olarak, İran'ın Velâyet-i Fakih kurumu üzerinden bölge ülkeleri üzerinde kurduğu stratejik avantajlar da hızla kaybolacaktır.
İçinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik krizlere eklenecek dini hesaplaşma göz önüne alındığında İran’ı zor günler beklemektedir. Devrim Muhafızlarının güç politikaları ile İran’ı istikrara kavuşturması mümkün görünmemektedir.