AKİT MENÜ

Okur Postası

İran Bahane Dökülen Kan İslâm’ın!

Gazetemiz okurlarından Numan Ali Kahraman 'İran Bahane Dökülen Kan İslâm’ın!' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Haber Merkezi

Ortadoğu toprakları bugün yine barut kokusu ve feryatlarla sarsılıyor. Gazze’den Lübnan’a uzanan bu ateş hattında, her zamanki gibi en büyük bedeli masum siviller ve İslam coğrafyasının mazlum halkları ödüyor. Dün Irak’ta oynanan oyunun adı neyse bugün de aynı...

Bu coğrafyanın bir ferdi olarak, hakkı teslim etmek ve adaleti ayakta tutmak imanın bir gereğidir. Bu noktada, İsrail’in bölgedeki varlığını bir terör devleti olarak sürdürmesi, uluslararası hukuku hiçe sayarak yürüttüğü soykırım faaliyetleri ve sivil katliamları karşısında sessiz kalmak mümkün değildir. Ancak bu haklı öfke, bizi bölgedeki diğer faillerin, özellikle de İran rejiminin bir dönem Suriye’de sürdürdüğü kanlı siyasetini görmezden gelmeye de itmemelidir.

 

İsrail, uluslararası mahfillerde her cürmünü İran’ın bölgedeki gücünü izole etmek yalanıyla tevil etmektedir. Gazze’de, İran’da ve Lübnan hudutlarında dökülen kanın rengi, sadece bir devletin nüfuz mücâdelesiyle açıklanamaz. Orada can veren masumlar, coğrafyanın mazlum evlatlarıdır. İsrail’in “Arz-ı Mev’ud” hayalleriyle süslediği kanlı harita, sadece Tahran’ı değil, tüm İslam beldelerini birer birer yutmak gayesi taşımaktadır. Zulme rıza zulümdür, bu sebeple müslüman üst kimliğimizle, Filistinli kardeşlerimizin haysiyet mücadelesinde Siyonist zalimin karşısında durmak imânî bir mükellefiyettir. Siyonist rejimin asıl hedefi, İslâm’ın izzetini kırmak ve bölgeyi insansızlaştırılmış bir sömürge sahasına çevirmek olduğu bedihî bir hakikattir.

Lakin bu muvazenede hakkı teslim ederken, İran’ın hâkim zihniyetinin ve rejiminin işlediği cürümleri de “direniş” perdesi altında gizlemek adalete mugayirdir. Burada mühim olan husus şudur: İran halkı ile İran rejimi arasındaki o derin uçurumu tefrik etmek icap eder. İran rejiminin bugün Kudüs davasını bayraklaştırması, maalesef geçmişteki kanlı sicilini unutturmaya yetmemektedir. Zira unutulmamalıdır ki, “Kudüs’e giden yol Halep’ten geçer!” diyerek Suriye’de kendi Müslüman kardeşlerinin üzerine varil bombası yağdıran bir zihniyetin samimiyetini sorgulamak en doğal hakkımızdır. Irak’ta mezhepçi milisler eliyle dökülen Sünni kanı, Yemen’de körüklenen fitne ateşi ve İslam coğrafyasının kalbine ekilen nifak tohumları, bu rejimin “ümmet birliği” davasındaki samimiyetine gölge düşürmektedir. Kendi halkına hayatı zindan eden, lakin dışarıda “kurtarıcı” rolüne soyunan bir yapı, olsa olsa İsrail’e meşruiyet devşiren bir değirmene su taşımaktadır.
İsrail bir işgalci ve terör devletidir, bu hakikati hiçbir siyasî mülâhaza değiştiremez. Fakat İran rejimi de bu zulmü bir fırsat bilip İslâm beldelerini kendi ideolojik sahasına çevirme gayretinden de vazgeçmelidir. İran bahane; dökülen kan, ne sadece Şii’nin ne de sadece Sünni’nindir; dökülen kan İslâm’ın, sönen ocak Müslümanındır. Dolayısıyla, mezhep gözetmeden dün Suriye’deki mazlumlara işlenen zulme çıkıldığı gibi, bugün de İran’daki mazlumlara yapılan vahşi saldırıya karşı duruş sergilemek, insani-kimliksel bir zorunluluktur!

Yorumlara Git

Merkez Bankası müjdeyi verdi! Enflasyonun ateşi martta düştü!

Bolu Belediyesi soruşturmasında flaş gelişme: 3 şüpheli savcılığın itirazı üzerine tutuklandı

İran’ın ABD’nin ateşkes önerisine yanıtı belli oldu

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gündemimizde erken ya da ara seçim yer almıyor

Akaryakıtta sürpriz karar: Benzin ve motorine zam iptal edildi