Okur Postası
Küresel Sistemde Meşruiyet Boşluğu: Easton’dan Günümüze Bir Analiz
Henüz İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi iken dönemin önemli dergilerinden ‘’Değişim’’ dergisi için siyaset ve sosyal bilimci David Easton’ın “Sistem Analizi” teorisi üzerine bir yazı yazmıştım.
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer
Bugün, bu makaleyi yeniden ele almanın doğru bir zamanı olduğuna inanıyorum. Özellikle girdi, çıktı ve meşruiyet kavramlarını; küresel sistemdeki kırılmalar, dijital egemenlik tartışmaları ve artan çok kutuplu rekabet ışığında yeniden değerlendirmek gerekiyor.
David Easton’ın Sistem Analizi, bir devleti ya da Ulusal/Uluslararası herhangi bir siyasal yapıyı canlı bir organizmaya benzeterek açıklar. Easton’a göre siyaset; değerlerin otorite yoluyla dağıtılması sürecidir.
Bu süreci üç ana başlıkta
özetleyebiliriz:
1. Girdiler
Sisteme Gelen Yakıt
Siyasal sistem kendi kendine çalışmaz; dışarıdan (toplumdan) gelen verilere ihtiyaç duyar. İki tür girdi vardır:
Talepler: Halkın devletten istedikleridir. (Örneğin: Daha iyi eğitim, güvenlik, yol yapımı veya vergi indirimi.)
Destekler: Halkın sisteme olan bağlılığıdır. Vergi ödemek, oy kullanmak veya yasalara uymak sistemi ayakta tutan destektir.
2. Kara Kutu ve Çıktılar
Karar Mekanizması
Siyasal sistem kendisine gelen bu talepleri bir “kara kutu” içinde işler. Bu işlemler sonucunda somut ürünler ortaya koyar.
Kararlar ve Eylemler: Yeni yasalar, yönetmelikler, bütçe planları veya sosyal yardımlar birer “çıktı”dır. Eğer bu çıktılar toplumun taleplerini karşılıyorsa, sistem başarılı sayılır.
3. Geri Bildirim
Meşruiyet
Easton’ın teorisinin en kritik noktası burasıdır. Çıktılar topluma ulaştığında yeni bir durum oluşur.
Eğer halk çıkan kararlardan memnunsa, sisteme verdiği “desteği” artırır. Eğer kararlar adaletsiz bulunursa, destek azalır ve sistem krize girer.
Meşruiyet halkın, sistemin ürettiği kararlara (kendisine uymasa bile) “doğru ve kabul edilebilir” gözüyle bakmasıdır. Meşruiyet sağlandığında, devlet zor kullanmak yerine rıza ile yönetir.
Özetle David Easton’un Sistem Analizi teorisinin mantığı şudur:
Siyasal sistem, toplumdan gelen talepleri alır; bunları işleyip kararlara dönüştürür. Eğer bu kararlar toplumda adalet ve memnuniyet (geri bildirim) yaratırsa, sistem meşruiyet kazanır ve hayatta kalır. Eğer bu denge bozulursa, “kara kutu” yani sistem çöker. Bu dengeyi bir teraziye benzetirsek; bir kefede halkın beklentileri, diğer kefede ise devletin bu beklentilere verdiği adil cevaplar yer alır.
Günümüz Küresel Sisteminin Davit Easton’un Sistem Analizi teorisi ile değerlendirilmesi
Günümüzde siyasal sistemler, artık yalnızca ulusal sınırların “kara kutusu” içinde değil, hibrit tehditlerin ve sınır aşan dijital ağların kuşatması altında işlemektedir. Easton’ın ortaya koyduğu denge modeli, bugün yaşanan krizler ve belirsizlikler karşısında ciddi biçimde zorlanmaktadır.
Uluslararası Hukukun
“İşlevsizleşmesi”
Küresel Siyasal sistemin ürettiği kararlar ve eylemler, uluslararası hukuk bağlamında ciddi bir erozyon yaşamaktadır.
BM, Güvenlik Konseyi gibi yapıların, küresel taleplere adil ve hızlı “çıktılar” üretememesi, uluslararası sistemin meşruiyetini giderek ortadan kaldırmaktadır. Güçlünün hukukunun, hukukun gücünün yerine geçtiği bir vasatta; sistem dengeli bir yapı üretmekten ziyade, kronikleşmiş bir istikrarsızlık içinde işlemeye başlamıştır.
Irak ve Afganistan müdahaleleriyle başlayan süreç, Suriye ve Libya ile devam etmiştir. Bugün ise Gazze, İran ve Lübnan’da ABD ve İsrail’in Uluslararası Hukuk ve en temel İnsan Hakları İlkelerini hiçe sayan zulümleri ile tartışmalar doruk noktasına ulaşmıştır.
Ukrayna’da Uluslararası Hukuk ve İnsan Haklarını dilinden düşürmeyen Batı Merkezli Küresel Sistem, bahsi geçen diğer yerlere karşı kör ve sağır kesilmiştir.
Uluslararası hukukun emredici normları seçici bir şekilde uygulanmıştır. Bu ikircikli durum Easton’ın bahsettiği “yapısal meşruiyeti” yerle bir etmektedir. Adaletin evrensel bir değerden ziyade jeopolitik bir enstrümana dönüşmesi, küresel sistemi “organize bir zulüm nizamına” dönüştürmektedir.
Yeni Meşruiyet Kaynağı:
Stratejik Özerklik ve Adalet
Bugün Uluslararası düzeyde daha dengeli bir yapı için, devletlerin stratejik özerkliklerini güçlendirmeleri giderek daha önemli hale gelmektedir.
Artık mesele sadece ulusal merkez-çevre ilişkisi değil; küresel merkez (emperyalleşen hegemon güçler) ile çevre (yükselen güçler/Türkiye) arasındaki adalet arayışıdır. Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” sloganı bana göre Easton’ın sistem teorisindeki “çıktı adaletsizliğine” karşı küresel bir meşruiyet başkaldırısıdır.
Hukuki Güvenlikten
Jeopolitik Güvenliğe
Bireyin devletten beklediği “hukuki güvenlik”, bugün devletlerin uluslararası sistemden beklediği “jeopolitik ve ontolojik güvenlik” ile eşleşmektedir. Batı Merkezli Uluslararası Sistem, devletlerin egemenlik haklarını koruyan adil çıktılar üretmediğinden, devletler kendi sistemlerini korumak için “içe kapanma” veya “ittifak kaymaları” gibi seçeneklerle karşı karşıyadır.
Küresel Sistemin daha adil bir zemine oturtulması, artık kaçınılmaz bir zaruret haline gelmiştir. 1997’de ki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi; “Adalete dayanmayan bir hukuk sisteminin egemen olduğu yerde hukuk, güçlülerin güçsüzlere karşı kullandığı bir zulüm aracıdır.”
Bu tespit, bugün sadece yerel mahkemeler için değil, Lahey’deki Adalet Divanı’ndan BM kürsüsüne kadar her yer için geçerlidir.
Siyasal sistemlerin küresel ölçekte meşruiyet kazanması; dijital şeffaflık, liyakat esaslı küresel sistem ve çifte standarttan arındırılmış bir “çıktı mekanizması” ile mümkündür. Aksi takdirde dünya, Easton’ın öngördüğü sistem dengesini kaybederek, kurdun kuzuyu değil, sistemin kendi kendini imha ettiği bir kaosa sürüklenmektedir.