AKİT MENÜ

Okur Postası

Okul Kapısındaki Büyük Kırılma

Yıllardır görmezden geldiğimiz, haberlerde kınayarak, bizde olmayacağını düşünerek izlediğimiz ABD’deki henüz 13-15 yaşındaki çocukların kendi sınıf arkadaşlarını, öğretmenlerini canice öldürmesi olayları ne yazık ki Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşandı.

Haber Merkezi

Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer

Görmezden gelerek, yok sayarak ötelediğimiz, münferit olaylar gibi hafife aldığımız, her olaydan sonra faili, ailesini, çocuğun geçmişini konuşarak vicdanımızı soğutmaya çalıştığımız küçük küçük olaylar bir çığ gibi büyüyerek nihayet tüm ülkenin yüreğine ateşten bir kor gibi düştü.

Karşımızdaki tablo; bireylerden başlayarak aile, devlet ve toplum olarak hepimizin ihmalleri ile uzun süredir biriken sorunların oluşturduğu, her geçen gün altı boşaltılarak millî, manevi ve ahlaki değerlerimizin yerine ikame edilmeye çalışılan, aile ve toplum yapımızın bozulmasına neden olan, adına çağdaşlık denilerek adeta kutsanan anlayışın oluşturduğu yeni bir “suç mimarisi”dir.

 

“Okulun Rolünün Daralması”

Eskiden okul sadece eğitim değil, aynı zamanda karakter inşası alanıydı. Bugün ise okul: Müfredat baskısı ve yanlışları. Okullardaki sınav odaklı sistem, öğrenmeyi, merak, tartışma ve değer aktarımını ikinci plana iterek, test çözümleri ile ölçme değerlendirme merkezleri haline gelmiştir. Bu da karakter inşasını doğal olarak zayıflatıyor.

Sınırlı Psikolojik destek kapasitesi. Okullarda duygusal kriz alanları olan dijital dünya, akran zorbalığı ve kimlik arayışı gibi sorunlar için oluşturulan rehberlik servisleri çoğu yerde sayıca yetersiz, aynı zamanda özensiz faaliyet gösteriyor. Proaktif bir biçimde, sorun çıkmadan tespit yapan önleyici bir fonksiyon olarak çözüm üreten değil; reaktif olarak, sorun çıktıktan sonra müdahale eden bir anlayışla icra ediliyor.

Tartışmalı Öğretmen otoritesi. Eskiden geçerli olan “hiyerarşi temelli otorite ve saygı”nın yerine maalesef bugün, saygı ve otoritenin meşruiyetinin dönüşümü sağlanarak günümüze ve günümüz kuşağına uygun, sağlıklı bir “ilişki temelli otorite ve saygı” modeli konulamamıştır.

 

“Denetlenmeyen Dijital Dünya, Çocuklarımız İçin Mayın Tarlasıdır.”

Eskiden okul dış dünyadan korunaklı bir kaleydi. Okulun kapısından girince sokak dışarıda kalırdı. Ama bugün çocuğun cebindeki telefon, elindeki tablet, dünyanın bütün pisliğini, şiddetini ve yozlaşmışlığını okul koridorlarına, sınıfların ortasına taşıyor.

Sosyal medyada başlayan bir laf dalaşı, ertesi gün okulda bir kavga nedenine, akran zorbalığına dönüşüyor. Şiddet evlerimize, okullarımıza sessizce değil; videolardan, oyunlardan ve sosyal medyanın o acımasız tıklanma ve beğenilme şehvetinden beslenerek, bağıra bağıra geliyor.

 

“Değerler Erozyonu” ve “Mücadelesiz” Büyümek

Pek çoğumuz “Bizim yaşadığımız zorlukları onlar yaşamasın.” dedikçe aslında çocuklarımızı hayata karşı savunmasız bıraktık. Bu nedenle de çocuklarımızı korumak isterken sorumlulukla tanışmasını engellediğimizin farkına bile varmadık. Alın teri dökerek bir şeyi başarmanın tadını bilmeyen, hayatta “hayır” cevabını bir hakaret gibi gören bir nesil ile karşı karşıya kaldık. Özgüven verelim derken narsisizmi besledik.

Millî, manevi ve ahlaki değerleri “özgür birey yetiştirme” adına bir kenara ittik. Televizyon ve internetin karanlık köşelerinden gelen “sahte kahramanlar”, çocuklarımızın zihinlerini ve algılarını şekillendirdi.

Sabretmeyi, diyalog kurmayı, olayları manevi bir süzgeçten geçirmeyi öğrenmeyen çocuk; yaşadığı en ufak bir haksızlıkta çözümü şiddette buluyor. Biz çocuklara gerçek gücün iyi ve güzel karakterde olduğunu, sabrı, saygıyı, sevgiyi anlatmayı bıraktığımız için çocuklar tetiği çekerken kendini katil değil, ekranlarda elinde silahla adalet dağıtan bir kahraman gibi sunulan mafyatik bir figür sanıyor.

 

“Türkiye Bu Krizi Her Okul Kapısına Polis Dikerek Çözemez. Acil Olarak Bütüncül Bir Çocuk ve Gençlik Politikası Şarttır.”

Acilen yeni bir anlayış ile millî, manevi ve ahlaki değerlerimiz temelinde, modern dünyanın imkânları ve sorunlarını birlikte değerlendirerek; hukuktan eğitime, aileden dijital dünyaya kadar uzanan bir “toplumsal yapılanma” politikası belirlemeli, plan ve programlar hazırlamalı ve uygulamaya geçmeliyiz. Bunun için:
Kurumsal eşgüdüm: Okul, aile ve devlet arasında “erken uyarı sistemi” kurulmalıdır. Bir çocuğun bakışı mı değişti, içine mi kapandı? Bir öğretmenin “son zamanlarda içine kapandı” dediği bir öğrenci, aslında çoğu zaman ilk sinyali vermiştir. Bunu anında fark edip olay yaşanmadan müdahale edecek bir mekanizma devreye girmelidir.

Sorumluluk odaklı pedagoji: Başarının anahtarının ter dökmek olduğu, aileden başlayarak yeniden inşa edilmelidir.

Çocuklara sadece konfor değil, sorumluluk duygusu da verilmelidir. Çocuklarımıza materyalizmin, hayatın tek amacının zevk, sefa ve haz olduğunu empoze eden hedonizm ve hayali sınırsız özgürlük anlayışı yerine; hayata dair millî, manevi ve ahlaki değerlerimizden oluşan yol gösterici bir pusula vermeliyiz. Hukuki düzenlemeler: Ebeveynlerin gözetim yükümlülüğü, Türk Ceza Kanunu’nda da “ev içi ihmal” kapsamında daha somut ve caydırıcı yaptırımlara bağlanmalıdır.
Dünyada da bu tehlike yavaş yavaş fark edilmeye başlandı ve bu konuda yasal düzenlemeler ile yargı uygulamalarında anlayış ve yaklaşımlar değişiyor.
Devletin aileye müdahale ederek zorunlu ebeveynlik eğitimi vermesi, uymayan ailelere yaptırım uygulanması amacıyla yeni yasal düzenlemeler hazırlanıyor. “Ev içi ihmal” suç olarak kabul edilerek, çocuğun işlediği suçta anne-babanın “denetim yükümlüsü” olarak ihmali varsa caydırıcı yaptırımlar uygulanmasına dair yasalar çıkarılıyor. ABD’de bir okul saldırısında ilk kez anne ve baba, silahı çocuğun erişeceği yerde bıraktıkları ve çocuğun riskli olduğunu bildikleri hâlde önlem almadıkları için cezalandırıldılar.

 

Türk Ceza Kanunu Madde 233, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlalini cezalandırır. Ancak Urfa ve Maraş’taki olaylar bize bu maddelerin “yeni nesil suç mimarisi” karşısında yetersiz olduğunu bir kez daha göstermiştir. Eğer bir anne-baba evdeki silahı kilitlemiyorsa, çocuğun dijitaldeki suça eğilimini görüp sessiz kalıyorsa, burada artık sadece bir eğitim eksiği değil, “ihmal suretiyle icra” tartışılmalıdır. Hukukumuzda, temelde bir hukuki menfaatin zarar görmemesini veya belirli bir sonucun gerçekleşmesini taahhüt etme yükümlülüğü olarak tanımlanan “garantörlük” (güvence veren/güvenceci) müessesesi vardır. Hukukumuzdaki bu “garantörlük” kavramını, çocuk suçluluğu bağlamında ebeveynler için yeniden yorumlamak zorundayız.

Pek çok alanda olduğu gibi çocuk suçluluğu alanında da sorunların önlenmesi ve çözümlenmesi için bir an evvel gereken yapılmalıdır. Çünkü tek tek olayları ve failleri tartışmak vicdanlarımızı rahatlatabilir; ancak sorunu çözmek için sorunu oluşturan nedenleri tespit edip bu zemini düzenlemek geleceğimizi kurtarır.
Çünkü biz ihmallerimiz ile oluşan bu sorunun hukukla, değerlerle ve sevgiyle üstesinden gelmez isek, yarın başka bir okulun kapısında aynı ağıtları yakmaya devam ederiz. Çocuklarımızı sokağın, ekranın ve denetimsizliğin insafına bırakamayız. Onlara sadece bir telefon ya da tablet değil; bir karakter, bir vicdan ve güvenli bir gelecek borçluyuz.

Yorumlara Git

Ersan Şen’in Gülistan Doku paylaşımına tepki yağdı: Sen yok musun sen? Senin ciğerini bilirim ben!

ABD'nin "öncü heyeti" Pakistan'da!

Milli Eğitim Bakanlığında kritik "güvenlik" toplantısı

Trump: İran ile barış anlaşması imzalayacağız! Bunu da kabul etmezlerse artık iyi adam yok!

İyi Partili vekilden 20 yaşındaki gence racon! Bu nasıl milletvekili?