AKİT MENÜ

Okur Postası

Batı ve Doğu tarihinin sayfalarındaki Türk'ün seçkin karakter algısı

Gazetemiz okurlarından Prof. Dr. Beyhan Asma 'Batı ve Doğu tarihinin sayfalarındaki Türk'ün seçkin karakter algısı' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Haber Merkezi

Türklerden başka dünya tarihinde geniş coğrafya ve kıtalara yayılan ve dünya tarihine etki eden bir millet yoktur. Bir millet tarihini öğrenmez ve tarihine sahip çıkmazsa yok olmaya mahkumdur. Türklerin tarihi serüvenini ve yabancı milletler üzerlerinde bıraktıkları etkileri yine tarihe iz bırakmış yabancıların ağzından okumak daha etkileyicidir. Kutadgu- Bilig’de Türk töresi dört ana prensip etrafında toplanmıştır. Bunlar: Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık ve Hoşgör’üdür. Hoşgörü, müsamaha, yabancı itikatlara saygı, Türklerin karakter yapısında vardır. Tarihin hiçbir döneminde sömürgeci bir anlayışta bulunmamışlardır.

İbn Battuta seyahatnamesinde Diyar-ı Rum olarak ifade ettiği Anadolu coğrafyasına ayak bastığı Alanya’dan itibaren bolluk ve bereketten bahsetmekte ve bunu “Bolluk ve bereket Şam diyarında, sevgi ve merhamet ise Rum’da” diyerek ifade etmektedir. Eserinde Anadolu coğrafyasında yaşayan Türklerden gördüğü ilgiyi ve cömertliği sıklıkla vurgulamaktadır. İtalyan kökenli Dominik Papazı Croce’nin, doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile 13 yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde İslam alemini dolaştığını ve Türk topraklarında gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp: “Müslüman Türkler vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta hayır işlemek için Hristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın alırlar. Ve sevaplarını ölmüş ana ve babalarının ruhlarına bağışlarlar. Köpeklerin doyurulmaları için mal varlıklarından pay ayırırlar” demiştir.

 

16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından ötürü Katolik Avrupa tarafından kendisine “Hristiyanlığın Şövalyesi” unvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın ölüm döşeğinde, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde: “Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız. Asla Rus’a yanaşmayın. Haindir sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler” demiştir. İstanbul’da uzun yıllar kalmış batılı bir tarihçi olan Ubucini’nin şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra hatıratında: “Bir kaide olarak, Ermeni’ye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudi’ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz” yazmıştır.
Osmanlı toplum yapısı uzmanı olan profesör Hutterroht: “Osmanlı Devleti geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayından mükemmel şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu? Sırrını çözebilmiş değilim. 16. Asırda Filistin’in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki, hayret içinde kaldım. Osmanlı üç yıl sonra bir köyden geçecek bir birliğin öğle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı Devleti, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır.” demiştir. Rus general Çirnayev’in Bulgaristan’dan Çar’a gönderdiği gizli raporda:

 

“Türklerle başa çıkamıyoruz. Türklerin yaşayan hatıralarından çekiniyoruz. Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan korkuyorlar. Yalnız Türkleri değil onların tarihlerini de yenmek lazım. Onlarda herhalde sihirbaz zekası var. Bir değil, birkaç istila bile, onların iliklerine işleyen gizli üstünlüklerini yıkmaya kâfi gelmeyecektir” demiştir. Campanella 17. yy’da La Citta Del Sole (Güneş Ülkesi) adlı ünlü eserinde: “Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti hiç olmasa yarın böyle bir ülkenin olacağını bana zannettiriyor. Mademki düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke niçin vücut bulmasın.” demiştir. İngiliz hariciye nazırı Gey’in Sultan II. Abdülhamid’in vefatını öğrendiği zaman: “Ne büyük kayıp. Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti” demiştir.

 

General Hamilton: “Dünyada, Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz. Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur.” demiştir. İbni Haldun “Bütün milletler içinde cesaret ve şecaatte Türklerden daha ileride olan ve büyük amaçları elde etmek uğrunda daha ileri gidebilen bir millet yoktur. Allah’u Teâlâ onları Arslan suretinde yaratmıştır. Türk bağı çözüldükten sonra askere başbuğ olmak veya perdedarlık etmek veya bir topluma emir vermek ve yasak koymaktan başka bir işe razı olmaz. Bütün kavimler arasında kahramanlık ve cesaret bakımından Türklerden üstün büyük hedeflere ulaşmak için Türklerden daha dirayetli hiçbir millet yoktur. Cenabı Hak onları aslan sıfatından yarattı. Onlar, Bozkırlara, otsuz ocaksız çöllere de alışıktırlar. Zaruret halinde pek aza kanaat getirerek gün geçirecek derecede dayanıklıdırlar. Göbeği kesildiği andan itibaren Türk, askerin başbuğu, bölgenin amiri olmaktan ve kendini zahmetli duruma sokmaktan başka bir şey düşünmez.”

 

Tarihe iz bırakmış yabancı kişilerin Türkler hakkındaki sözleri genel olarak incelendiğinde, Türklerin millî değerlere daha çok önem verdiğini söyleyebiliriz. Bu değerlerin başında özgürlük, vatanseverlik ve milliyetçilik gelmektedir.

Türklerin özgürlüğüne düşkün olması tarih sayfalarında her zaman yerini almıştır. Nitekim Albert Einstein ‘Türk askeri cesurdur. Vatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden canını feda eder.’ sözüyle aslında Türklerin yaşam felsefesini ortaya koymuştur. Türkler gerekirse vatan için ölmeyi her zaman göze alan bir ulustur. Vatan söz konusu oldu mu Türkler gerisi teferruattır, sözüyle hareket ederek bunu çok kez diğer milletlere ispatlamıştır. Ziya Gökalp’in şu sözü de Türkler’in vatan sevgisini çok iyi açıklamaktadır.

 

Vatan; uğruna hayatlar feda edilen kutsal, bir ülke demektir, bu kutsallık başka bir kutsallıktan beslenir, o da millettir. Yine Türklere has değerlerin başında dinî değerler yer almaktadır. Değerlerin dinden beslendiğini ve Türkler’in inançlı insanlar olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu durumun çok alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Misafirperverlik, sadakat, cesaret, onur, fedakârlık, asalet, namus, inanç, sabır, vefa ve merhamet gibi değerleri Türkler bünyesinde her zaman bulundurmuştur. Türklerde bulunan evrensel değerler ise; hoşgörü, yardımseverlik, saygı, dürüstlük, adalet, güven ve çalışkanlık gibi değerler yer almaktadır. Türkler tarih boyunca bu değerleri benimsemekle beraber düşmanına bile hoşgörüyle yaklaşarak adeta tüm uluslara örnek olmuştur. Türk’ü Türk yapan anlamın da bu özellikleri olduğunu söyleyebiliriz.

Yorumlara Git

Galatasaray taraftarından çirkin saldırı! Sporun birleştirici ruhuna gölge düştü

Kontrol altına alınmıştı, yeniden alevlendi! Beykoz’da orman yangınına müdahale sürüyor

Tarihi düşmanlıktan kalıcı barışa! Azerbaycan ve Ermenistan liderlerine uluslararası takdir

ABD'deki saldırı sonrası gözler ziyaretteydi! Buckingham Sarayı’ndan Kral Charles açıklaması

Erdoğan'dan Trump'a "geçmiş olsun" telefonu: Washington'daki saldırı sonrası liderler görüştü!