Gündem
Mine Kırıkkanat’ın milleti aşağılayan "Etobur İslamistan" yazısı yeniden gündemde: "Kılıç artığı" skandalı hafızaları tazeledi
Geçmişte halkın yaşam tarzını ve fiziksel özelliklerini ağır ifadelerle hedef alan Mine Kırıkkanat, son dönemde siyasi isimlere yönelik kullandığı ayrıştırıcı dil ile yeniden tartışmaların odağına yerleşti. Kırıkkanat’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı "kılıç artığı" ifadesi toplumun büyük kesiminden tepki toplarken, bu nefret dili yazarın geçmişte Türk milletini aşağıladığı ibretlik köşe yazılarını da tekrar gündeme getirdi.
"Etobur İslamistan" ve halka yönelik "yamyam" benzetmesi
Kırıkkanat, yıllar önce kaleme aldığı bir yazısında İstanbul sahillerinde piknik yapan vatandaşları "kara halkımız" diyerek küçümsemiş, halkın dinlenme alışkanlıklarını "yamyamlık" ve "Etobur İslamistan" gibi galiz ifadelerle tanımlamıştı. Havalimanından şehre girdiği andan itibaren vatandaşı bir "güruh" olarak resmeden yazar, toplumun bir kesimini inançları ve sosyo-ekonomik durumları üzerinden açıkça hedef almıştı.
Vatandaşa fiziksel aşağılama: "Kısa bacaklı, kıllı..."
Yazının en çarpıcı bölümlerini ise vatandaşların dış görünüşüne yönelik sergilenen antropolojik saldırılar oluşturuyordu. Kırıkkanat, kendi halkını şu ifadelerle aşağılamıştı:
"Zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!"
Kendi insanını estetik bulmadığı için canavarlaştıran bu üstenci bakış, Kırıkkanat’ın kaleminde "modernlik" maskesi altında sunulsa da, satır aralarındaki sınıfsal kibir okuyucuların gözünden kaçmamıştı.
"Kılıç artığı" hakareti bardağı taşıran son damla oldu
Kırıkkanat’ın halka ve değerlerine yönelik bu sistematik öfkesi, geçtiğimiz süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı "kılıç artığı" nitelemesiyle yeni bir boyut kazandı. Tarihsel olarak ağır bir anlam taşıyan ve bir kesimi ötekileştiren bu ifade, kamuoyunda "yazarın genetikleşmiş nefret dilinin dışa vurumu" olarak yorumlandı. Siyasi eleştiri sınırlarını aşarak doğrudan kökene ve kimliğe yönelik yapılan bu saldırı, Kırıkkanat’ın "mangal yapan halk" yazısındaki dışlayıcı zihniyetin bir devamı olarak değerlendirildi.
"Uygarlık" maskesi altında sınıf kini
Yazısına Atatürk Havalimanı üzerinden Batılı bir modernite övgüsüyle başlayan Kırıkkanat, havalimanından şehre girdiği andan itibaren kendi halkına karşı adeta savaş açıyor. Sahil yolundaki yeşil alanlarda dinlenen vatandaşları "kara halkımız" olarak niteleyen yazar, halkın dinlenme ve eğlenme biçimlerini "uygarlık dışı" bir tablo gibi resmetti.
Kırıkkanat’ın analizinde, halkın bir araya gelip yemek yemesini "Etobur İslamistan" ve "yamyamlık" gibi galiz ifadelerle tanımlaması, toplumsal kutuplaşmanın en keskin örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Vatandaşa antropolojik aşağılama
Yazının en çok tepki çeken bölümlerinden birini, vatandaşların dış görünüşüne yönelik sergilenen hakaretler oluşturuyor. Halkı estetik bir kalıba sokmaya çalışan Kırıkkanat, sahil kenarındaki insanları şu sözlerle hedef aldı:
"Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler... bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!"
İnsanları fiziksel özellikleri üzerinden canavarlaştıran bu yaklaşım, yazının yayınlandığı dönemde sadece dindar kesimin değil, toplumun her kesiminden vicdan sahibi insanların tepkisini çekmişti.
"Varoşlar işgal etti" hezeyanı
Kırıkkanat, yazısının devamında Anadolu Yakası’ndaki plaj düzenlemelerine değinirken, semtler arası sınıfsal uçurumu körükleyen ifadeler kullandı. "Ümraniye plaja indi" diyerek belli bir bölgede yaşayan insanları potansiyel bir "işgalci" gibi gösteren yazar, kamusal alanların sadece belli bir zümreye ait olması gerektiğini savundu. Tesettürlü kadınları ve ailelerini hedef alan bu dışlayıcı dil, "Cote d'Azur" hayaliyle kendi memleketinin gerçeğine düşmanlık besleyen bir zihniyetin yansıması olarak yorumlandı.
Analiz: Değişmeyen bir dışlama geleneği
Kırıkkanat’ın gerek sahil yolundaki vatandaşa yönelik "Ümraniye plaja indi" şeklindeki sınıfsal nefreti, gerekse siyasi figürlere yönelik kullandığı dışlayıcı dil, aynı kökten besleniyor. Milletin bir kesimini "varoş", "işgalci" veya "artık" olarak gören bu yaklaşım, Türk basın tarihindeki en sert elitist ve halktan kopuk örneklerden biri olarak kabul ediliyor. Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretlerin ardından gündeme gelen bu eski yazılar, bir yazarın kendi toplumuna ne denli yabancılaşabileceğinin ibretlik bir kanıtı olarak arşivlerdeki yerini koruyor.