Gündem
İsrail’in yaptığı açık bir hukuk ihlali
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak isteyen filoya uluslararası sularda yapılan müdahalenin açık bir hukuk ihlali olduğunu belirterek, İsrail’in artık hiçbir uluslararası normu ve insani değeri dikkate almadığını söyledi.
İSRAİL HİÇBİR HUKUKİ DEĞER TANIMAYAN BAŞKA TÜRLÜ DÜNYA
İsrail’in son Sumud filosuna müdahalesi kendi kıyısına bin kilometre mesafede, Akdeniz’in ortasında gerçekleşti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fransız sözcü, buna “emsalsiz” diyor bu mesafedeki müdahale için. İsrail’in hukuk tanımazlığı her yeni durumda bir kez daha ortaya çıkıyor. Dolayısıyla İsrail’i konuşurken veya bir meselenin bir tarafında İsrail söz konusuysa hukuka uygunluk, makul davranış vesaire gibi bir şey beklemenin manası yok bu saatten sonra. Bir defa bunu bir yere not etmemiz lazım. Öbür taraftan uluslararası hukuk ve uluslararası kurumlar devreye girmeden İsrail’in herhangi bir şekilde hukuk sınırları içerisine girmesinin söz konusu olmadığını da anlamamız gerekiyor. Çünkü hukuka saygısı olmayan, vicdani değerleri sadece kendisi için talep eden veya hak gören bir yapıdan bahsediyoruz. Bir de dünya kamuoyu açısından da Türkiye’de de belki bir kesim için artık bu kadar zamandan sonra söz konusu olur mu o ayrı bir şey ama şunu özellikle İsrail ile ilgili meselelerde düşünme mihengi olarak bir yere koymamız lazım: Bir ülkeden, herhangi bir toplumdan az gelişmiş, çok gelişmiş, işte ileri geri fark etmez. Ortalama bir ülkeden bahsederken öyle ya da böyle bir hukuki bağlamının olduğunu, bir hukuki düzleminin olduğunu ve hukuka, uluslararası hukuk da dahil olmak üzere hukuka uygunluk gözettiğini biliriz ya da varsayarız. Çünkü devlet olmak böyle bir şeydir. Fakat İsrail söz konusu olduğunda; müesses, normal, rutin bir devlet anlayışının söz konusu olmadığını, hiçbir değer yargısının hukuki ya da vicdani değer yargısının olmadığını, kendilerine özgü bir başka türlü bir dünya kurduklarını bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla İsrail’in yapıp ettiklerini değerlendirirken de bu düzlemden bakmanın daha gerçekçi olacağı kanaatindeyim.
BEŞ ÜYENİN VETO HAKKI DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BM AMACINA UYGUN BİÇİMDE ÇALIŞAMAYACAK!
Bugünkü durumu nasıl değerlendirirsiniz İsrail ve bölge açısından?
İsrail 1948’den bu yana, ama akut dönemi konuşuyorsak 7 Ekim 2023’ten bu yana hiçbir uluslararası hukuku dikkate almadan, hiçbir insani değeri, hiçbir evrensel değeri dikkate almadan, hiçbir insan hakkını, bakın Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi diye bir beyanname vardır. Bütün Birleşmiş Milletler’in tarafı olan, Birleşmiş Milletler’e üye olan ülkelerin kabul ettiği ve gerçekten de, üzerinde çok çalışılmış, yani bizim de medeniyetimizin kodları açısından baktığınızda mülkiyet hakkının korunduğu, can emniyetinin korunduğu, seyahat hakkının korunduğu, efendim işte iletişim, haberleşme özgürlüğü gibi temel insan haklarının hepsinin orada dercedildiği, hepsinin bir garanti altına alındığı bir metin var. İsrail açısından İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde garanti altına alınan hiçbir hak korunmaya değer değildir. Bu kadar net. Şimdi bunu bir defa oturup Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, hani Cumhurbaşkanımız sürekli diyor ya, ben de her konuşmamda âcizane hatırlatmaya çalışıyorum. “Dünya beşten büyüktür” diye... BM Güvenlik Konseyi’ndeki beş üyenin veto hakkı devam ettiği sürece Birleşmiş Milletler amacına uygun bir biçimde çalışamayacak, kuruluş amacını ortaya koyamayacaktır.
BURADA ÇOK ESASLI BİR HUKUK İHLALİ VAR!
İsrail’in kıyılarına bu kadar uzakta filoya müdahale etmesi ne anlama geliyor?
İlk Sumud filosu hatırlarsanız 2025 Eylül’de denize açıldı ve İsrail maalesef yine çok hukuksuz bir biçimde Gazze sularına girmek üzereyken engelledi. Orada kendince şöyle bir savunma yaptı: “Dedi ki benim kara sularıma girmek üzere, ben dolayısıyla engelledim…” Ama burada, 12 Nisan’da İspanya Barcelona’dan yola çıkan, 26 Nisan’da da İtalya’nın Sirakuza Limanı’ndan Akdeniz’e açılan 65 tekneye İsrail sularına 965 kilometre kala Yunanistan yakınlarında İsrail müdahale etti. 965 kilometre uzaktaki, tamamen insani şartlarda yola çıkan, hiçbir savaşçı bu teçhizatı zaten söz konusu olmayan ve oradaki drama dikkat çekmeye çalışan, oraya insani yardım götürmeye çalışan bir filoya yaklaşık bin kilometre uzaklıkta müdahale etmenin hukuki gerekçesini birisi anlatsın. Yok çünkü. Dolayısıyla hiçbir haklı mazeret olmadan bin kilometre uzaklıktaki bir filoya hangi sebeple müdahale edersiniz? Biliyorsunuz otuzdan fazla ülkeden 350 civarında katılımcı var. Aralarında 31 Türk vatandaşımız var. Bizden de gönüllüler var. Toplamda 21 teknede 175 aktivist alıkonuldu. Dolayısıyla burada çok esaslı bir hukuk ihlali var, uluslararası hukuk ihlali var. Bir şeyi daha sizin aracılığınızla dikkat çekmek isterim. İsrail’in bu hukuksuz müdahalesi uluslararası sularda gerçekleşti. Uluslararası karasuları herkesin canının istediği gibi müdahale edebileceği değil, tam tersi hiç kimsenin müdahale edemeyeceği seyrüsefer serbestisi ilkesinin olduğu alanlar ki, bizim Dışişleri Bakanlığımız da yaptığı ilk açıklamada özellikle buna dikkat çekti. Herkesin seyrüsefer serbestisi ilkesi çerçevesinde hukuka uygun bir biçimde seyahat, denizde seyahat edebileceği alanlardır uluslararası karasuları. Dolayısıyla uluslararası sularda seyrüseferde olan bir gemiye, tekneye neyse bir deniz taşıtına müdahale etme hakkı kimsenin yoktur. Eğer kurallara uygun seyrediyorsa hiç kimsenin yoktur. Uluslararası hukuk açısından bir sorun teşkil ediyorsa onun mekanizmaları ayrıdır. İsrail gelip yaklaşık bin kilometre uzakta bir filoya müdahale edemez. Bu bakımdan da çok ciddi bir problemdir.
İSRAİL GEMİ İYİCE AZIYA ALMIŞ VAZİYETTE!
Peki başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşlar neden hâlâ sessiz?
Bakın ben her konuşmamda ifade ettim. Bir kez daha bu vesileyle yine söyleyeceğim. Uluslararası kuruluşlar, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere tam da bu tür zorbalıkları, bu tür kanun tanımazlıkları, bu tür uluslararası hukuka tehdit oluşturan hal ve hareketleri engellemek, önlemek, ortadan kaldırmak, sonuçları itibariyle mağdur olan taraflar varsa onların mağduriyetlerini tazmin ve telafi etmek için kurulmuş kuruluşlardır. Şimdi tam da bu şartlar altında devreye girmesi gereken, müdahale etmesi gereken, İsrail’in bu zorbalığını engellemesi gereken kuruluşlar bunlardır. Ama maalesef tam tersi. Bu sessizlik ve bu kuruluşlar içerisinde işte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içerisindeki kimi ülkelerin, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere cesaretlendirmesiyle İsrail gemi iyice azıya almış vaziyette. Ve 2023 Ekim’den beri, iki buçuk yıldır Gazzelilerin evleri yıkıldı, canlarından oldular. Hastaneleri, okulları, çocuk bahçeleri bombalandı. Dümdüz oldu. Yaklaşık bir buçuk milyon Gazzeli yerinden edildi. Terk etmek zorunda kaldı yaşadığı hattı. Dolayısıyla şu anda canlarından mallarından olan, demografik süreçte bir daha geri dönülemez bir biçimde bozulmaya çalışılan bir Gazze Şeridi’nden bahsediyoruz. Batı Şeria kısmı ayrıca biliyorsunuz maalesef sürekli insanlık dışı müdahaleye tabi oluyor. İsrail, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) personeli başta olmak üzere terörist diye öldürdüğü, görev yapmalarını engellediği, insani yardımların girişini engellediği pek çok ihlal yaşanıyor. Yani uluslararası hukukta yapılmaması gereken, yapılmaz denilen, yapıldığında yaptırımla karşılaşacağı söylenen ne varsa İsrail hepsini yaptı ve hiçbir yaptırımla karşılaşmıyor.
GEREKİRSE AMBARGOYA KADAR GİDİLMELİ
Bölge ülkeleri başta olmak üzere dünya ülkelerinin harekete geçmesi gerekiyor değil mi?
Hem bölge ülkeleri hem dünya ülkeleri ama özellikle uluslararası kurum ve kuruluşlar, örgütlü yapılar, Birleşmiş Milletler, BM Güvenlik Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu. Örgütlü yapı anlamındaki bütün kurum ve kuruluşlar İsrail’in hukuksuzluğunu kayıtlara geçirmek, İsrail’e dur demek, ambargo ise ambargo, ilişkileri askıya almaksa askıya almak. Somut adımlar atılmalı. Sadece kınamak değil. Çünkü sadece kınanarak bir yere varılamadığını görüyoruz. Bakın bir şeyi hatırlatmam gerekiyor burada yeri gelmişken. 7 Ekim 2023’ten hemen sonra biz Türkiye olarak İsrail mallarına bir boykot uyguladık, hala uyguluyoruz. Duyarlı vatandaşlarımız sağ olsunlar devam ediyorlar. Boykota ilk başladığımızda İsrailli yetkililer, “bu boykot bizim ticari hacmimizi etkiliyor” dediler. Bakın sadece boykot, vatandaşların alış veriş alışkanlıklarını değiştirmeleri bile İsrail’i rahatsız etti. Bu yüzden boykota devam edilmeli. Gerekirse ambargoya kadar gidilmeli. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Sıradan insanların alışveriş alışkanlıklarını değiştirmeleri bile İsrail’i etkiledi. Uluslararası kurum ve kuruluşların bu noktada örgütlü bir biçimde yapacakları çalışmalar, uygulayacakları siyasi, hukuki baskılar muhakkak ki sonuç verecektir.
Yarın bunun hesabı sorulacak
Peki onca ülke bunu göremiyor mu? Neden herkes sessiz kalıyor?
İsrail’in hukuksuzluklarına karşı çıkmak, “Aman ne büyük cesaret, ne büyük hakşinaslık” denilecek bir mesele olmaktan çıktı. O kadar açık bir hukuksuzluk var ki. Zaten hani bizim eskilerin tabiriyle “malumun ilamı gerekmez” derler. İsrail’in hukuksuzluklarını açıklamak, ifşa etmek, altını çizmek marifet olmaktan çıktı. İsrail’in bu hukuksuzluklarına sessiz kalmak, asıl dikkat çeken konu. Bakın İsrail’in hukuksuzluklarına sessiz kalanlar tarih önünde sorumlu olacaklar. Biraz önce sizin söylediğiniz gibi insanların zihninde de ne oldu ki, ne var ki hakkında bu kadar sessiz kalıyor istifhamını oluşturacaklar. Bu böyle devam edecek. Çünkü bakın dediğim gibi malumun ilamı gerekmez der bizim büyüklerimiz, eskiler. Yani her şey o kadar açık ki bunu bir daha bir daha söylemeye gerek yok. İsrail’in hukuksuzluğu çok açık. Bunu söylediğinde bir marifet değil. Ama sen sustuğunda tarih önünde hesap vereceksin. Sen sustuğunda tarih önünde sorumlu olacaksın. Hukuk önünde sorumlu olacaksın. Dolayısıyla herkes bu saatten sonra ülkeler, şahıslar, devlet yöneticileri, sivil toplum, insani yardım yapan kuruluşlar. Neyse, kimse, hepimiz fert fert. vicdanlarımız İsrail’in bu hukuksuzluğu karşısında Gazze’ye, Filistin’e uyguladığı soykırım, insanlık dışı muamele karşısında sustuğunuzda bunun aslında kayıtlara geçen bir durum olduğunu herkesin bilmesi lazım. Bu dönemde konuşmak evet kıymetli ama konuşmaktan daha önemlisi sustuğunuz zaman tarih sizi affetmeyecek.
İSRAİL’E EN ÇOK SESSİZ KALANLAR DARBE YİYECEKLER
İsrail yöneticileri hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararı da uygulanmıyor.
Uygulamıyorlar ve uygulamayacaklar zaten onu. Bunlar dünyanın başına bela. Biz Türkiye olarak milli mücadele yıllarımızdan başlayarak yüzyıl öncesinden başlayarak söylüyorum. Biz Türkiye olarak bu tür mücadeleleri hakkıyla yerine getirmiş bir toplumuz. Terörle mücadele de dahil olmak üzere. Ve hep şunu söyledik. Son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz hep şunu söyledi. Dedi ki “Bizim bölgemiz Orta Doğu ve Ön Asya da dahil olmak üzere bölgesel huzur, bölgesel barış, dünya barışına dönüşecek. Burada hepimiz huzurlu olmadan herhangi bir ülkenin huzurlu olması mümkün olmayacak” Dünyada da dünya barışı temin edilmeden “ben burada steril, böyle korunmuş kendi dünyamda yaşıyorum. Efendim gerisi yansın umurumda değil” şeklindeki bakış açısının doğru olmadığını, toplumları ve ülkeleri de bunun kurtarmayacağını çok veciz bir biçimde her seferinde ifade ettik. Biz başından beri hep şunu söylüyoruz Türkiye olarak. Diyoruz ki, “bölgemizde de dünyada da biz barışın tarafıyız. Biz huzurun tarafıyız. Biz sükûnun tarafıyız. Biz kaynakların adil bölüşülmesinin, her insan tekinin adil bir biçimde, insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşaması, kendi kaderini, kendi hakkını tayin etmesi gerektiğini savunan bir ülkeyiz” Dolayısıyla İsrail bugün bize dert değil, ya gitsin efendim Filistinlilerle kozlarını paylaşsın diye bakanlara bir gün dert olacak. Bunu bir defa herkes bir tarafa yazsın. Bu bir. Dert olmasa bile insan hakkı, insan hukuku çerçevesinde yaptıklarının kabul edilebilir bir şey değil. Ve nitekim 7 Ekim 2023’ten sonra dünya genelinde İsrail’e yönelik, Amerika başta olmak üzere, bakın Amerikan yönetimi İsrail’i destekliyor olabilir. Finansal anlamda, askeri mühimmat anlamında destekliyor ama Amerikan toplumunda İsrail’e destek çok yüksekti. Yüzde 60’lardan, 70’lerden yüzde 20’lere kadar düştü. Amerikan toplumu bir sembol toplumdur. O yüzden altını özellikle çiziyorum. Dünya genelinde dünyanın dört bir tarafında İsrail’e yönelik tepkiler çok ciddi anlamda yükselmeye başladı. Hatta şunu da kayıtlara geçirmek bakımından önemsiyorum. Amerika’nın toplumu içerisinde Amerika’daki birtakım tanınan Musevi vatandaşlar, işte Hollywood’daki sanatçılar vesaire İsrail’e tepki göstermeye başladılar. “Sizin yaptıklarınızın insanlıkla bağdaşır tarafı yok. Yahudilikle bağdaşır tarafı yok ve bizi zor durumda bırakıyorsunuz. Bizi utandırıyorsunuz” gibi ifadeleri ve tepkileri oldu. Çok önemli, çok tanınan isimlerden bahsediyorum. Dolayısıyla İsrail 2023 7 Ekim’den bu yana dünyada çok ciddi bir yalnızlaşmaya sürükleniyor. Ama öbür taraftan birtakım güçlü diyebileceğimiz ülkelerin destekleriyle bu hukuksuzluğu ve özellikle uluslararası kurumların sessizliği ya da etkisizliğiyle bu hukuksuzlukları sürdürmeye devam ediyor. İsrail dünyanın başına bela olmaya devam edecek. Korkarım, İsrail’e en çok sessiz kalanlar darbe yiyecekler.
BATI EPSTEİN DOSYALARI YÜZÜNDEN Mİ SESSİZ?
Epstein dosyaları ve benzeri yöntemlerle batılı ülkelerin yöneticilerine şantaj yaptıkları için mi batı dünyası İsrail’e sessiz?
Tabii o konuda bir yorum yapmak çok spekülatif olur. Veriler üzerinden değerlendirmek daha doğru olur. Epstein’in İsrail istihbaratıyla, Mossad’la çok yakın olduğu, işte Epstein’in en yakınındaki Maxwell’in Mossad’la çok yakın olduğu, babasının eski bir yayıncı olarak yine Mossad’a ve İsrail lobisine çok yakın olduğu anlatılıyor. Dolayısıyla Epstein’in o telaffuz etmek bile istemediğimiz insanlık dışı hal ve hareketlerinin ya da içinde olduğu durumların bu kapsamda nasıl bir etkisi var, o ayrı bir tartışma konusu. Ama Epstein dosyalarına gelene kadar zaten İsrail’in yaptığı rezillikler ortada. İsrail’in yaptığı hukuk dışılıkların, insanlığın selameti ve güvenliği açısından çok daha esaslı bir biçimde değerlendirilmesi ve konuşulması gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla Epstein benzeri bir dosyanın olmasına hiç gerek yok. İsrail’in zaten hukuksuzluğu çok ortada. Uluslararası hukuka aykırılığı çok ortada.