AKİT MENÜ

Siyaset

Dünden bugüne 'CHP ve Zihniyetinin' Mutlak Butlanları!

Ahmet Ziya İbrahimoğlu Haber Mirat'ta hazırladı: Deveye “Boynun eğri” demişler. O da cevap vermiş: “Benim nerem doğru ki?” CHP zihniyetinin bir asırlık tarihine bakıldığında, insanın zihninde ilk yankılanan cümle belki de budur.

Haber Merkezi

Ahmet Ziya İbrahimoğlu Haber Mirat'ta hazırladı: Deveye “Boynun eğri” demişler.
O da cevap vermiş: “Benim nerem doğru ki?”
CHP zihniyetinin bir asırlık tarihine bakıldığında, insanın zihninde ilk yankılanan cümle belki de budur.

Çünkü mesele artık yalnızca bir parti meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele; bir milletin diniyle, diliyle, tarih hafızasıyla, ilim mirasıyla ve medeniyet kökleriyle hesaplaşmayı “ilerleme” ve “devrim” diye sunan bir anlayışın muhasebesidir.
Cumhuriyet tarihi boyunca “millet iradesi” en çok bu kadroların dilinde dolaşmıştır. Ne var ki milletin ruh kökünü ilgilendiren en büyük kararlar, yine bu kadrolar tarafından millete sorulmadan alınmıştır.

Saltanat kaldırıldı…
Hilafet ilga edildi…
Medreseler tasfiye edildi…
Harfler değiştirildi…

Bir milletin bin yıllık hafızasını derinden etkileyen bu köklü kırılmaların hiçbirinde milletin doğrudan iradesine müracaat edilmemiştir.
Üstelik bütün bunlar yapılırken kullanılan dil hep aynıydı: “Millet adına…”, “Halk için…”, “Asrın icapları gereği…”
Fakat milletin kendisi çoğu zaman sadece seyirci konumunda bırakılmıştır.
Bugün CHP içinde yaşanan kurultay krizleri, delegelerin iradesinin para, makam ve menfaat ilişkileriyle sakatlandığı iddiaları, aslında yeni bir manzara değildir. Bu zihniyetin tarihinde “irade”, çoğunlukla milletin değil; dar kadroların, kapalı toplantıların ve yönlendirilmiş kararların adı olmuştur.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun devrildiği kurultayın mahkeme koridorlarına taşınması, yalnız bugünkü teşkilat yapısındaki çürümenin değil, geçmişten bugüne taşınan meşruiyet probleminin de bir dışavurumudur.
Çünkü bir hareketin karakteri, en çok kurucu hamlelerinde gizlidir.
Bugün artık şu sorular açıkça sorulmaktadır:
Millet adına konuştuğunu iddia eden bir kadro, milletin tarihî ve dinî varlığını ilgilendiren en büyük tasarrufları, milletin açık rızasını almadan hangi hakla gerçekleştirmiştir?
Bir Meclis, yeter sayı tartışmaları altında aldığı kararlarla bin yıllık kurumları ortadan kaldırabilir mi?
Usûl tartışmalıysa meşruiyet ayakta kalabilir mi?
Ve en önemlisi: “Egemenlik milletindir” diyenler, millete neden hiç söz hakkı tanımamıştır?
İşte asıl mesele burada başlamaktadır.

Hukuk ilminde bazı işlemler vardır ki yalnızca “hatalı” sayılmazlar. Onlar, kuruluşlarındaki sakatlık nedeniyle doğdukları andan itibaren “mutlak butlanla malul” yahut “yok hükmünde” kabul edilirler.
Bugün Türkiye’de yalnız siyasî tercihler değil, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki bazı tasarrufların hukukî meşruiyeti de yeniden tartışılmaktadır. Bir asır boyunca tartışılması tabu kabul edilen meseleler, artık milletin vicdanında yeniden muhakeme edilmektedir.

CHP Zihniyetinin “Mutlak Butlan” Sicili

1- Saltanatın İlgası (1 Kasım 1922)
Saltanatın kaldırılması görüşmeleri sırasında Meclis’te yeter sayı tartışmaları yaşanmış; ilk oturumda karar alınamamıştı.[^1] Dönemin mebus sayısı, toplantıya katılanlar ve karar nisabı incelendiğinde usûl bakımından ciddi ihtilafların bulunduğu görülmektedir.[^2]
Osmanlı Devleti’nin asırlık hukukî şahsiyeti, milletin doğrudan iradesine başvurulmaksızın tasfiye edilmiş; tarihî devlet nizamı bir meclis oturumunda sona erdirilmiştir.
Hâlâ şu sualin ikna edici cevabı verilememiştir:
Millet adına hareket ettiği söylenen bir Meclis, milletin tarihî ve siyasî varlığını temsil eden bir kurumu, milletin açık rızasını almadan ortadan kaldırabilir miydi?

2- Hilafetin İlgası (3 Mart 1924)
Hilafetin kaldırılması, yalnız siyasî bir karar değil; ümmetin asırlık meşruiyet merkezine vurulan tarihî bir darbedir.
TBMM Zabıt Cerideleri incelendiğinde; müzakere nisabı, oylama usûlü ve kararın ilan tarzı bakımından ciddi usûl eksiklikleri göze çarpmaktadır.[^3] Bazı mebuslar salonda bulunmadığı hâlde kararın “oybirliğiyle kabul edildiği” ifade edilmiştir.[^4]
Üstelik aynı metinde şu çelişkili ibare yer almaktadır:
“Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan ilga edilmiştir.”[^5]
Bünyede mevcut olduğu kabul edilen bir makamın aynı anda tamamen ilga edildiğinin söylenmesi, ağır bir tenakuz teşkil etmektedir. Bu sebeple bazı hukukçular, hilafetin ilgasını “mutlak butlanla malul işlem” yahut “yok hükmünde karar” olarak değerlendirmektedir.[^6]

3- Medreselerin Tasfiyesi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu – 3 Mart 1924)
Aynı gün çıkarılan 430 sayılı kanunla medreseler fiilen tasfiye edildi.[^7]
Böylece yalnız eğitim sistemi değil, bin yıllık ilim zinciri de koparılmıştır. Medrese, yalnızca ders okutulan bir mekân değil; milletin hafızasını, din anlayışını, hukuk telakkisini, ahlak ölçüsünü ve ilim silsilesini asırlardır taşıyan ana damardı.
Yeni rejim, milletin hafızasını taşıyan bu köklü yapıları yaşatmak yerine tasfiye etmeyi tercih etmiş; bir medeniyetin ilim ocakları kapatılırken millete bunun hesabı sorulmamıştır.

4- Harf İnkılabı (1 Kasım 1928)
Bir milletin hafızasını susturmanın en kestirme yolu, onun yazısını değiştirmektir.
Harf İnkılabı ile yalnızca alfabe değişmemiş; milletin geçmişle bağı da kökten koparılmıştır.[^8] Bir gecede milyonlarca insan kendi tarihine yabancı hâle getirilmiş, dedelerinin mezar taşlarını okuyamayan nesiller yetiştirilmiştir. Kütüphaneler susmuş, arşivler millet için yabancılaşmış, Kur’an harfleri “eski” ilan edilerek bin yıllık ilim mirası fiilen sürgüne gönderilmiştir.[^9]
Bütün bunlar milletin reyine müracaat edilmeden, devlet kudretiyle gerçekleştirilmiştir.
“Egemenlik Milletindir” Dediler; Millete Hiç Sormadılar
En dikkat çekici husus şudur:
Cumhuriyet tarihi boyunca en çok tekrar edilen cümle “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” olurken, milletin ruh kökünü ilgilendiren en kritik kararların hiçbirinde millete sorulmamıştır.
Saltanatın ilgası…
Hilafetin kaldırılması…
Medreselerin tasfiyesi…
Harf inkılabı…
Hiçbirinde doğrudan millet iradesi aranmamıştır. Millet adına konuştuklarını söyleyenler, millete konuşma hakkı tanımamışlardır.
Bu sebeple bugün hâlâ “kurucu irade”, “meşruiyet”, “nisap”, “yetki” ve “mutlak butlan” tartışmaları devam etmektedir.[^10]
Ayasofya kararı göstermiştir ki hukuk, bazen yalnız bugünü değil geçmişi de muhakeme edebilir.[^11]

CHP’nin Kurtuluş Reçetesi: Of’lu Danışmanın Sihirli Formülü
Fakat görünen o ki CHP nihayet önemli bir hakikati fark etmeye başlamıştır: Bu milletle kavga ederek iktidar olunmaz.
Rivayete göre Of’lu bir danışman, partiyi kurtaracak tarihî protokolü hazırlamıştır. Şayet bu reçete uygulanırsa CHP yalnız seçim kazanmayacak, belki de İslam dünyasının yeni bir diriliş umudu hâline gelecektir.

 

Protokolün başlıca maddeleri şöyledir:

CHP, ilk Meclis ruhuna ve milletle beraber hareket etme iddiasına samimiyetle dönecek.
Latin alfabesi yanında Kur’an harfleri okullarda ikinci mecburi alfabe olarak okutulacak.
İslam dünyasının birlik fikri ciddiyetle ele alınacak.
Milletin inancı ve değerleriyle çatışan kanunlar yeniden gözden geçirilecek.
Temsil sistemi mahalle ve köy temsilcilerine dayalı, hileye kapalı iki dereceli bir yapıya dönüştürülecek.
Halk, seçtiklerini denetleyebilecek ve 2/3 çoğunlukla geri çağırabilecek.
“Cumhursuz Cumhuriyet” anlayışı terk edilerek gerçekten halk merkezli, milletin değerlerine saygılı bir siyaset benimsenecek.
Belki o zaman CHP ilk defa Anadolu’ya tepeden değil, Anadolu’nun içinden bakmayı öğrenecek. Belki ilk defa milletin dinini “engel” değil, milletin bizzat kendisi olarak görecek.

 

Sonuç

CHP’nin asıl meselesi seçim kaybetmek değildir. Asıl mesele; milletin tarih hafızası, dinî aidiyeti, medeniyet kökleri ve ruh dünyasıyla uzun yıllar boyunca kavgalı bir çizgi takip etmiş olmasıdır.
Bir milletin yazısını değiştirerek, ilim ocaklarını susturarak, dinî hafızasını tasfiye ederek ve geçmişini “yük” ilan ederek kalıcı meşruiyet kurulamaz.
Çünkü millet bazen susar… Ama unutmaz.
Propaganda dağılır, sloganlar eskir, resmî tarih yıpranır. Fakat hakikat yaşamaya devam eder.
Bugün cumhuriyetin kuruluş dönemindeki bazı tasarrufların hukukî zemini yeniden tartışılmaktadır. Çünkü mutlak butlanla malul işlemler, üzerinden yüz yıl geçse bile vicdanlarda tartışılmaya devam eder.
Tarihin garip bir huyu vardır: Bazen bir devrin “inkılap” diye alkışladığı şeyler, başka bir devirde “dayatma” olarak anılır. Susturulan hakikatler ise en güçlü sloganlardan daha uzun ömürlü olur.
Netice itibariyle: Milletin ruh köküyle kavga eden hiçbir anlayış, uzun vadede tam manasıyla huzur bulamaz. Çünkü meşruiyet yalnız kuvvete değil, vicdana da dayanır. Vicdan ise er ya da geç hakikatin tarafına döner.
Görelim Mevlâ neyler;
Neylerse güzel eyler.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

NOT:
Yukarıdaki Yazımı Okuyanlar Şu Yazımı da Okumaları İsabetli ve Faydalı Olur: ????https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/chpye-secim-kazanmayi-garanti-eden-ve-iktidara-yuruyusun-onunu-acan-protokol/

Dipnotlar
[^1]: TBMM Zabıt Ceridesi, 30 Ekim–1 Kasım 1922 oturumları.
[^2]: Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, İstanbul, 1942, s. 118.
[^3]: TBMM Zabıt Ceridesi, 3 Mart 1924, s. 112–115.
[^4]: Sıddık Sami Onar, İdare Hukuku Dersleri, İstanbul, 1958, s. 134.
[^5]: TBMM Zabıt Ceridesi, 3 Mart 1924, ilgili kanun metni.
[^6]: Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, 2020, s. 198–201.
[^7]: 430 Sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 3 Mart 1924.
[^8]: Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, çev. Metin Kıratlı, Ankara, 1993, s. 276–281.
[^9]: Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi, İstanbul, 1991, s. 145–148.
[^10]: Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Bursa, 2018, s. 423 vd.
[^11]: Danıştay 10. Dairesi, E. 2016/16015, K. 2020/2595, Ayasofya Kararı Gerekçesi.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

Yorumlara Git

CHP’li belediye başkanı görevden uzaklaştırıldı

Bakan Çiftçi, takdir topluyor...Uygurlu Annenin Çığlığına Duyarsız Kalmadı!

Randevu alındı! CHP’den İçişleri Bakanlığı kararı

Genel Merkez’de arbede! Kılıçdaroğlu cephesinden yeni açıklama

Uluslararası Telly Ödülleri'nde önemli bir başarıya imza attı TRT World 2’si altın 12 ödül kazandı