AKİT MENÜ

Okur Postası

“Sorun muhalefetin gücü değil, özeleştirinin zayıflığı”

Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeyin yeni sloganlar, yeni kutuplaşmalar veya yeni düşmanlar üretmek olduğunu düşünmüyorum. Bana göre bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey samimi bir muhasebe kültürüdür.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

Mehmet Yiğit: Davranış Bilimleri Uzmanı | Eğitimci | Yazar

Uzun yıllardır Türkiye’de siyaseti, toplumsal dönüşümü ve insan davranışlarını takip eden biri olarak şunu görüyorum: Bizler eleştirmeyi seviyoruz ancak eleştirinin yönünü genellikle hep karşı tarafa çeviriyoruz.

Muhafazakârlar sekülerleri eleştiriyor, sekülerler muhafazakârları eleştiriyor, sağ solu suçluyor, sol sağı suçluyor. Fakat çok az insan dönüp kendi mahallesine bakıyor.

Oysa bir toplumun olgunluğu, rakiplerine yönelttiği eleştirilerle değil, kendi yanlışlarını görebilme cesaretiyle ölçülür.

Bugün hâlâ geçmiş dönemlerde dindarlara yapılan haksızlıkları konuşuyoruz ve bunları elbette unutmayacağız. İnançları nedeniyle dışlanan insanların yaşadıkları bu ülkenin hafızasında kalmalıdır. Ancak geçmişin mağduriyetlerini konuşurken bugünün hatalarını görmezden gelmek de başka bir yanlışı doğuruyor.

 

Benim dikkat çekmek istediğim nokta tam olarak budur.

Bugün kendisini muhafazakâr, dindar veya milliyetçi olarak tanımlayan çevrelerde de ciddi bir özeleştiri ihtiyacı bulunmaktadır.

Liyakat yerine sadakatin tercih edildiği yerlerde sorun vardır.

Torpilin normalleştiği yerlerde sorun vardır.

Kul hakkının siyasi aidiyetlere göre yorumlandığı yerlerde sorun vardır.

Dinî kavramların kişisel çıkarlar için kullanıldığı her yerde sorun vardır.

 

İnsanlar artık söylenen sözlerden çok yaşanan hayatlara bakıyor.

Gençler vaaz dinlemekten çok örnek görmek istiyor.

Bir gence dürüstlük anlatırken onun torpille yükselen insanları görmesi ciddi bir çelişkidir.

Bir gence adaleti anlatırken adalet konusunda oluşan soru işaretlerini giderememek ciddi bir problemdir.

Bir gence ahlakı anlatırken sosyal medyada sergilenen gösteriş kültürüne sessiz kalmak da başka bir problemdir.

Bu nedenle meseleyi sadece siyasi başarılarla değerlendiremeyiz.

 

Yollar yapılabilir.

Binalar yapılabilir.

Kurumlar kurulabilir.

Ancak bir toplumun gerçek başarısı karakterli insan yetiştirebilmesidir.

Bugün hepimizin dönüp şu soruyu sorması gerekiyor:

Çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakıyoruz?

 

Çünkü geleceği belirleyecek olan şey yalnızca ekonomik göstergeler değildir.

Aynı zamanda adalet duygusudur.

Güven duygusudur.

Ahlaki tutarlılıktır.

Toplumsal vicdandır.

Ben yıllardır aynı siyasi çizgi içerisinde bulunmuş, destek vermiş ve görüşlerini açıkça ifade etmiş bir insanım. Tam da bu nedenle eleştirinin dışarıdan değil içeriden gelmesinin daha değerli olduğuna inanıyorum.

 

Çünkü gerçek dostluk alkışlamak değil, gerektiğinde uyarmaktır.

Devlet yönetiminde de, siyasette de, sivil toplumda da yalnızca onaylayan insanlara değil; eksikleri görebilen, yanlışları ifade edebilen insanlara ihtiyaç vardır.
Kanaatimce Türkiye’nin önündeki en büyük meselelerden biri ekonomik ya da siyasi krizlerden önce hakikatle kurduğu ilişkinin zayıflamasıdır.
Hakikat, tarafların tekelinde değildir.

Adalet, sadece kendi grubumuz için istememiz gereken bir değer değildir.

Ve ahlak, yalnızca başkalarına tavsiye edilen bir kavram olarak kaldığında topluma yön verme gücünü kaybeder.

 

Bu yüzden bugün yapılması gereken şey yeni kavgalar üretmek değil; yeni bir vicdan dili geliştirmektir.

Önce kendimize karşı dürüst olmak zorundayız.

Çünkü kendisiyle yüzleşemeyen toplumlar, gelecekle de sağlıklı bir şekilde yüzleşemezler.

Yorumlara Git

Sözcü TV de gerçeği gördü! CHP'deki bölünme iktidar hesabını değiştirdi mi?

CHP'lilerin ikiyüzlülüğüne bakın! İBB'nin açtığı ilanı görenler pes dedi

İngiliz topa girdi ABD’nin hasarı çok büyük Boyaları döküldü

TBMM’nin bu haftaki gündemi belli oldu! Gözler CHP’de olacak

Türkiye büyüme rakamları belli oldu