Okur Postası
Çağın Karanlığında Aydınlık Bir Gençlik Aranıyor
Gazetemiz okurlarından Mustafa Alp Çelebi 'Çağın Karanlığında Aydınlık Bir Gençlik Aranıyor' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Zamanı eriten, mekânı daraltan, insanı kendi kalbine yabancılaştıran bir asrın tam ortasındayız. Modern dünya; gökdelenleri yükseltirken ruhları çürüten, teknolojiyi parlatırken vicdanları karartan dev bir aldanış düzenine dönüşmüş durumda. İnsanlık ilerlediğini zannediyor; ama kalabalıklar içinde yalnızlaşan, aynaya baktığında kendine yabancılaşan bir nesil büyüyor.
İşte tam da bu yüzden, her zamankinden daha fazla, adını andığımızda yüreğimizin titrediği o Muazzez Varlık’a; Peygamber Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) muhtacız. Çağ, O’nun getirdiği rahmete, O’nun diriltici nefesine açtır!
Asırlar önce insanlığın vahşette sınır tanımadığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü o zifiri karanlık çağda; medeniyet, O’nun mübarek dudaklarından dökülen hakikatle yeniden doğdu. O, kupkuru çöllere yalnızca bir din değil; merhameti, vicdanı, insan olmanın şerefini getirdi.
Bugün bize “medeniyet” diye pazarlanan Batı düzeni ise; Afrika’nın kanıyla beslenen, mazlum coğrafyaların gözyaşıyla ayakta duran süslü bir vitrinden ibarettir. Cilalı salonlarda insan haklarından bahsedenler, aynı anda mazlum milletlerin üzerine ölüm yağdırmaktan geri durmuyor.
Öyleyse soralım:
Bugün Batı’nın cilalayıp önümüze koyduğu “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” neymiş ki? Asıl insanlık beyannamesi, asırlar evvel Arafat’ta yüz yirmi bin sahabenin huzurunda okunan Veda Hutbesi değil midir?
Canın, malın, namusun mukaddes olduğunu; siyahın beyaza, beyazın siyaha üstün olmadığını dünyaya ilk haykıran, âlemlere rahmet olarak gönderilen O Sultan’dır.
Şimdi dönüp bugünün gençliğine bakalım…
Bize dayatılan içi boşaltılmış gençlik masallarına karnımız tok! Sadece eğlenmeyi marifet sayan, ruhunu ekranlara kiraya veren, Batı’nın sahte yıldızlarının peşinde sürüklenen bir gençlik değil; davası olan, secdesi olan, derdi ümmet olan bir gençlik istiyoruz!
Çünkü gençlik; enerji değil istikamettir. Gençlik; heves değil mesuliyettir. Gençlik; nefsin oyuncağı olmak değil, hakikatin neferi olmaktır.
Necip Fazıl Kısakürek’in haykırdığı gibi:
“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!”
İşte biz böyle bir gençlik arıyoruz.
Bugünün genci, modernizmin sahte ışıkları altında eriyip gitmek yerine, Rahmet Peygamberi’nin izine yüz sürmelidir. Çünkü gençlik ancak O’nun ahlakıyla kuşandığında “Asım’ın nesli” olur; zamanı dize getiren bir nefer hâline gelir.
O’nun dizinin dibinde yetişen Hz. Ali’lerin, Mus’ab bin Umeyr’lerin izinden gitmeyen bir gençliğin sonu; uyuşturulmuş zihinlerin, kimliksiz kalabalıkların ve Batı’nın dipsiz karanlığının içinde kaybolmaktır.
Çağın tüm putlarını yıkacak olan güç, O Rahmet Peygamberi’nin sünnetine sarılmaktan geçer!
Genç adam! Doğrul ve silkelen!
Senin rotan Batı’dan esen çürümüş rüzgârlar değil, Medine’den yükselen o sönmez nurdur!
İnsanlık O’na muhtaçtır…
Gençlik ise O’nun izine hasrettir!