Aktüel
Hacılar dönmesin Guduse yürüsün
Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan 'Hacılar dönmesin Guduse yürüsün' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan'ın kaleme aldığı o yazı;
Malumunuz hac mevsimi. Biz de gündemi öyle yapalım istedik: hac, kurban ve Kudüs ilişkisi. Hatta şu anda hacılar dönmeye başladı. Biz de şöyle bir başlık atalım dedik:
“Hacılar dönmesin, Kudüs'e yürüsün.”
“Hacılar dönmeyin, Kudüs'e yürüyün.”
Peki, şu ana kadar pek Kudüs'le hac ilişkilendirilmiş değildir. Ama şu anda hem hac mevsimi hem de Kudüs, yıllardır gündemden düşmeyen, özellikle son birkaç yıldır çok yoğun bir şekilde gündemde olan bir mevzu. Ancak bunlar bağımsız değil. Hani nasıl kurbanla hac bağımsız değilse, bazı İslam kültüründen yoksun, Türkiyeli bazı medya ve güya aydın çevreler, “Bu sene de kurban hacca geldi.” veya “Hac kurbana geldi.” diye cahilce, tutumcu cehaletlerini açık eden yayınlar ve haberler yaptıkları gibi...
Yani kurbanla hac zaten aynı şeydir. Kurban, haccın bir parçasıdır bir yerde. Aynı zaman diliminde olan bir şeydir.
Hacca gidemeyenler de kurban ibadetini yapar ama işte kurban, Rabbe yaklaşma, Rabbe vefa vb. Bir taraftan da aynı mevsim, hac mevsimi. Hac da bir hüccettir.
Yani aslında bizim kendimizi ispatlamanın, rüştümüzü ispatlamanın, Rabbimize karşı saygımızı ispatlamanın; nihayetinde işte Arefe, farkındalık; İbrahim a.s.'ın sözünün kendine hatırlatılması, bunun farkına varması ve Allah'tan gelen evladı Allah'a adadığını hatırlaması ve o adağını gerçekleştirmeye kalkması; Allah'ın da aslında almak için değil, vermek için aldığı; zaten veriyor da tekrar daha çok vermek için alıyormuş gibi yaptığı bir durum. İşte çocuğunun, İsmail'in veya İshak'ın, Allah'a vaat edilmiş olması, adanmış olması ve bunun hatırlatılması. Hâlbuki Allah vermiş, zaten geri alacak değil ya; ama işte kurbandaki vefayı hissettirmesi, kulunun; Allah'ın hoşuna giden bu vefayı, kulun vefasını, saygısını, teslimiyetini görmesi... O zaman ne yapıyor? Daha çok veriyor.
İşte hayat vermiş ama fani. Sen bunu geri iade edersen, Rabbine vefa gösterirsen Allah bu fani hayatı ebedî yapıyor. Ebedî yapıyor; senden almıyor, gerekirse işte koç kurbanlarla onu telafi ettiriyor, sana sözünü tutturuyor. Senin bu güzel dönüşüne de çok daha alasıyla karşılık veriyor ve verdiği ikramı, hayatı ebedî kılıyor.
Yani ölümü öldürüyor adeta. Haccın ana felsefesi, kurbanın ana felsefesi nihayetinde bu mihvalde; hem de bu, Allah'a verdiği sözü tutmayı engelleyen, Allah'a vefayı, saygıyı, takvayı tuzaklayan şeytanları taşlamak. Arefe, farkındalık.
Sonra o şeytanları, irili ufaklı şeytanları, insî cinnî şeytanları taşlamak ve bu taşlamanın akabinde “Lâ” demek tabii ki; sonra “İllallah”, Rabbi tavaf etmek, Beytullah'ı tavaf etmek, Beytullah'a yüz sürmek, Allah'a yönünü dönmek vb. Kabaca hac budur.
Peki, bunun Kudüs'le ilintisi nedir derseniz; mesela nebilerden İbrahim Nebi, Kâbe'yi inşa etmeden önce, Kâbe'ye gitmeden önce, haccetmeden önce nereye uğradı? Kudüs'e uğradı.
Onun için şöyle bir cümle de söyledik: Yani nebiler hacdan önce isra etti; biz bari hacdan önce yapamadıysak sonra yapalım, dönmesin hacılar. Hacılar sanki her şey bitmiş gibi orada şeytan bile taşlamadan...
Farkındalık zaten yok; Arefe farkındalığı. Yani çok böylesi şeytan taşlama... Orada şeytanlar taşlattırıyorlar mı? Mesela insî şeytanları; Trump'ı, Netanyahu'yu, Arap emirlerini taşlattırıyorlar mı? Yani orada Filistin'in, Kudüs'ün ismini andırıyorlar mı? Yani oralardaki bu iş birlikçi şeytanlar, Suudi Siyoni, Siyoni Suud veya işte Suudi Amerika; bu şeytanlar taşlattırılıyor mu? Bu mümkün mü?
Yani orada hac olmuyor aslında. Ne tam manasıyla... Mesela Safa ile Merve arasında hervele var.
Hervele nedir? Müşriklere karşı bir gövde gösterisidir, eylemdir, eylemselliktir. Mesela orada Filistin konusuyla, Kudüs konusuyla veya bu küresel Siyoni, Tuğyani sömürüye karşı, emperyal sisteme karşı bir hervele, bir boy gösterisi, bir eylem, bir söylem, bir yürüyüş var mı? Ne mümkün? Buna müsaade ederler mi?
Öyleyse haccın nesi oluyor ki? Haccın nesi oluyor? Hiçbir şey gerçekleşmiyor.
Sonra ne yüzle gidip de tavaf edersin? Ne yüzle Kâbe'ye yüz sürersin yani? Ne yüzle? Daha şeytanları taşlamadan, Arefe farkındalığına varmadan... Yani ne yüzle kurbandan, Rabbe yakınlıktan, Rabbe saygıdan, Rabbe yaklaşmaktan bahsedersin? Bunlar mümkün değil.
Ve bunun yolu da, bakın, Kudüs'ten geçiyor aslında; bu bilinç, bu farkındalık Kudüs'ten geçiyor.
İbrahim Nebi, işte tevhidin atası, kurban ibadetinin veya hac ibadetinin önderi, rehberi... Nihayetinde hac, İbrahimî bir eylemdir; İbrahimî bir ibadettir. Kâbe, işte İbrahim Nebi'nin İsmail Nebi ile inşa ettiği Beytullah'tır.
Rabbe sundukları bir mescittir, teslimiyettir.
Peki, İbrahim Nebi oraya gitmeden önce Kudüs'e gitti değil mi? Urfa'dan, işte bu diyarlardan... “İbrahimî Yürüyüş” diye biz onun için İsra günlerinde, İsra gecelerinde Kudüs'e yürüyüş tertip ettik, bir eylemsellik ortaya koyduk. Çünkü bu, İbrahim Nebi'nin sünnetidir.
İbrahim Nebi, hacdan önce isra ettiği, yani Kudüs'e yürüdüğü için... İsra demek, Kudüs'e yürüyüş demek.
Peki, İbrahim Nebi yaptı da Muhammed Nebi yapmadı mı? Yapmaz olur mu? İbrahim Nebi'nin sünnetini Muhammed Nebi yapmaz olur mu? O da isra etti. Bakın, İsra Gecesi'nde Mekke'den Kudüs'e yürütüldü, öyle değil mi?
Yani o zor şartlarda, o günün Mekke müşriklerine rağmen, onların zorbalığına rağmen ve o günün iptidai şartlarında... Ama Allah, “Ol.” der, oldurur.
O günün teknolojisi buna el vermiyordu ama Allah bunu Resulüne, Nebisine bahşetti, ikram etti, mucize ikram etti ve o da Mekke'den Kudüs'e yürütüldü.
Bütün bu sünnetler bize neyi gösteriyor? Bakın, Hâtemi Nebi Muhammed Nebi aleyhisselam da daha haccetmeden önce Kudüs'e yürütüldü. Daha Mekke dönemindeyken, daha hac farz olmadan ve eski klasik tarzla bile Nebi aleyhisselama yaptırılmadan; işte Beytullah putlarla doldurulmuşken, kavmi putlarla, kavmi kahramanlarla, onların din adamlarının, devlet adamlarının heykelleriyle Kâbe doldurulmuşken orayı haccetmek layıkıyla nasıl mümkün olsun?
İşte onu yapmadan önce yine Hâtemi Nebi de, İbrahim Nebi de önce isra etti, Kudüs'e yürüdü.
Onun için biz dedik ki, diyoruz ki: Hacılar dönmesin. Yani önceki nebiler gibi, madem biz haccetmeden önce isra edemedik, Kudüs'e gidemedik, Kudüs'ü ziyaret edemedik, Kudüs'e yürüyemedik; İbrahim Nebi gibi Urfa'dan Kudüs'e yürüyemedik, Muhammed Nebi gibi Kâbe'den Kudüs'e yürüyemedik...
Tabii onları Allah yürüttü. Hâtemi Nebi aleyhisselamın yürüyüşü başka bir ikram, bir mucize ama İbrahim Nebi bizzat, yani ailesiyle beraber, fiziken yürüdü. Hem de kaç ülke geçerek: Türkiye, kısmen Irak, Suriye, Lübnan vb. Ta Filistin'e kadar.
Oradan da Mısır'a, Ürdün'e, Kâbe'ye, Arabistan'a...
Bunları yaptı İbrahim Nebi aleyhisselam; o yürüdü. Hâtemi Nebi de Kâbe'den Kudüs'e yürütüldü.
Öyleyse bize ne düşer? Bize aslında hac etmekten önce, aynen onların sünneti gibi, Kudüs'e yürümek düşer.
Kudüs'e yürümek düşer ama diyoruz ki şu anda hac mevsimindeyiz. İşte son iki üç yıldır da maalesef Kudüs daha sıkıntılı. Siyoni eşkıya, haydut, terörist, mafya, çete oraya çöreklenmiş durumda.
O zaman hiç olmazsa hacdan sonra dönmeyin. Memlekete ne yüzle döneceksin? Ne yaptın da dönüyorsun? Hac ibadetini mi yaptın? Bunun neresi hac ibadeti? Hangi farz yerine geldi? Hangi vacip yerine geldi?
Öyleyse hiç olmazsa bunu telafi adına Kudüs'e yürüyün.
Kudüs'e yürüyün. Hacılar... Yani orada şu anda iki milyona yakın hacı Kudüs'e yürüse, bu çok şey ifade eder.
Bakın, işte üç yüz beş yüz kişilik Sumud kafilesinden medet umuyoruz. Üç yüz beş yüz kişiyle... Bu iki milyon kişi Kudüs'e yürüse...
İşte Hâtemi Nebi aleyhisselam Medine'den Mekke'ye yürüdüğü gibi yürüse, bu olmaz mı? Bu güzel olmaz mı? Hoş olmaz mı? Hem de nasıl...
Bu yapılabilir. Hem bu hac tertipleyen özel şirketler veya Diyanet gibi resmî kurumlar bunu düşünsün hem de hacılar bunu talep etsinler. Bu taleplerini yükseltsinler.
Yani ağlamayan çocuğa emzik yok. Maalesef hak hukuk talep edilmeden kimseye verilmiyor.
Yani annesinin ak sütü gibi herkesin hakkı olan bu seyahat hakkı, ibadet hakkı, ziyaret hakkı maalesef gasp ediliyor.
Dolayısıyla taleplerin yükseltilmesi lazım.
Dolayısıyla hacılar dönmesin, Kudüs'e yürüsün. Hacılar dönmeyin, Kudüs'e yürüyün.
Nasıl nebiler hacdan önce Kudüs'e yürüdülerse siz bari hacdan sonra yürüyün ve şu anda Sumud'a veya Kara Yürüyüşü'ne destek verin ve oradaki şeriadaki İsa çilesine dur deyin. Gazze'deki Musa mücadelesini baltalayanlara dur deyin. Ve bunun bir parçası olun.
Ey hacılar! İşte o zaman gerçekten hac etmiş olursunuz. Gerçekten bu sizin bir hüccetiniz olur. Allah'tan yana, haktan ve hakikatten yana olduğunuzun bir hücceti, delili olur.
İşte hac odur. Hac hüccettir. Yani bizim haktan yana, hakikatten yana olduğumuzun, Allah'a saygı duyduğumuzun bir delili.
O haseple oraya gidilir; yılda bir, en azından imkânı olanlar, gücü yetenler vs.
Dolayısıyla bunun bir parçası olan önü, arkası, sağı, solu; Kudüs'ü, Mekke'yi, Medine'yi... Bu üçlü haramlar, harameyn, arz-ı mukaddesat, arz-ı mev'ud... Müminlere, Müslümanlara bu beldelerin hakkını vermek adına ve şeytanları taşlamak adına; Siyoni şeytanı, Evangelist Batı şeytanını, Haçlı-Siyoni şeytanı ve onlarla iş birlikçiliği eden Arap emirlerini taşlamak adına böyle bir Kudüs'e yürüyüş...
Ve orada hakikaten can çekişen, canhıraş bir şekilde mücadele veren; Musa mücadelesi veren, İsa mücadelesi veren, Muhammed Nebi mücadelesi veren; yani şu ümmetin yetimine bir ses olmak, hepsine takviye ve teşvik verebilmek adına:
“Hacılar dönmesin, Kudüs'e yürüsün.”
“Hacılar dönmeyin, Kudüs'e yürüyün.”
“Nebiler hacdan önce isra ettiler, Kudüs'e yürüdüler; siz hiç olmazsa hacdan sonra isra edin, Kudüs'e yürüyün.