AKİT MENÜ

Gündem

Kıbrıs’ta son sözü Türkiye söyler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’deki grup toplantısında Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’a ilişkin yaptığı açıklamalarda bölgedeki gelişmelere dikkat çekerek, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarına yönelik herhangi bir girişime “çok net ve sert” şekilde karşılık verileceği mesajını verdi. Erdoğan, Doğu Akdeniz’de gerilimi artırabilecek adımlara karşı uyarıda bulunarak, bölgede “fitne” olarak nitelendirdiği girişimlerin yakından takip edildiğini ifade etti. Açıklamaların ardından eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük haklarının uluslararası anlaşmalardan doğduğunu hatırlatarak Ankara’nın yalnızca Kıbrıs Türkleri değil, adadaki anayasal düzen açısından da sorumluluk taşıdığını vurguladı. KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ise Erdoğan’ın mesajlarını destekleyerek diplomatik süreçlerin Kıbrıs Türk halkının haklarını dışlamayacak şekilde yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

Sebahattin Ayan  İstanbul

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında yaptığı konuşmada Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesine ilişkin önemli mesajlar verdi. Erdoğan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail ile birlikte Doğu Akdeniz’de çeşitli iş birlikleri içinde hareket ettiğine dikkat çekerek, bölgede gerilimi artıracak adımlara karşı uyarıda bulundu. “Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta fitne ateşlerinin yakılması girişimlerini görüyor ve takip ediyoruz. Kimse macera aramasın” ifadelerini kullanan Erdoğan, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının hedef alınması halinde karşılığının net olacağını vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kast edilirse bilinmesini isterim ki cevabımız çok net olur, çok da sert olur” dedi

 

ŞENTOP’TAN RUMLAR İÇİN UYARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda yaptığı sert uyarıların ardından, TBMM eski Başkanı Mustafa Şentop’tan dikkat çeken bir değerlendirme geldi. Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki garantörlük haklarına vurgu yapan Şentop, Ankara’nın yalnızca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin değil, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde adanın tamamının güvenliği ve anayasal düzeni konusunda sorumluluk taşıdığını belirtti. Son dönemde İsrail ve çeşitli bölgesel aktörlerle iş birliğini artırarak Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandıran Rum yönetimine mesaj veren Şentop, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve yetkilerinin göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. Uzmanlar da Türkiye’nin garantör sıfatının yalnızca Kıbrıs Türklerini değil, adadaki anayasal düzeni ve güvenliği kapsadığına dikkat çekerek, Ankara’nın gerektiğinde adanın tamamına yönelik müdahale hakkına sahip olduğunu teyit etti.

 

CEVABIMIZ ÇOK NET VE SERT OLUR

Öte yandan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Doğu Akdeniz ve Kıbrıs" ile ilgili yaptığı açıklamalara destek verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Doğu Akdeniz ve Kıbrıs" konularında yaptığı "Eğer Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkünün hak ve hukukuna kast edilirse bilinmesini isterim ki cevabımız çok net olur, çok da sert olur." şeklindeki açıklamasını değerlendiren Erhürman, "Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yöndeki açıklaması çok yerindedir." diye konuştu. Erhürman, diplomasiyi Kıbrıs Türk halkının lehine kullanmak üzere Antalya Diplomasi Forumu ve Kazakistan'daki Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) toplantılarına katıldıklarına dikkati çekerek, "Güvenlik, enerji, deniz yetki alanları başlıklarında, Kıbrıs Türk halkını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni dışlama, dışarıda bırakmaya yönelik hiçbir hamle sonuca ulaşamaz." ifadesini kullandı. Kıbrıs meselesinde Türkiye ile devamlı istişare içinde olduklarını belirten Erhürman, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs konusundaki çözüm iradesinin yüksek olduğunu vurguladı.

 

TÜRKİYE’Yİ DIŞLAMAK İSTEYEN KIBRIS’I HEDEF ALIYOR

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’a ilişkin yapılan açıklamaları değerlendirdi. Yaycı, Erdoğan’ın “Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz. Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur” sözlerini son derece önemli ve zamanlaması açısından yerinde bir mesaj olarak nitelendirdi. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin yalnızca bölgesel bir ihtilaf olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Yaycı, “Mesele, Türkiye’nin milli güvenliği, Mavi Vatan’daki hak ve menfaatleri, enerji güvenliği ve Türk milletinin geleceğiyle doğrudan ilgilidir. Yıllardır söylüyorum: Kıbrıs bir ada meselesi değildir. Kıbrıs, Anadolu’nun güneyden savunma hattıdır. Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in kilididir. Kıbrıs, Mavi Vatan’ın merkezidir. Kıbrıs’a hâkim olan Doğu Akdeniz’e hâkim olur. Doğu Akdeniz’e hâkim olan ise bölgenin enerji, ticaret ve güvenlik denklemlerinde belirleyici konuma gelir. Bugün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ABD, İsrail ve bazı Avrupa devletleri tarafından hızla silahlandırılması, adanın yabancı askeri unsurlara açılması ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya yönelik ittifakların oluşturulması tesadüf değildir. Özellikle İsrail’in son yıllarda Güney Kıbrıs ile geliştirdiği askeri ve istihbari iş birliği dikkatle takip edilmelidir. Gazze’de yaşananlar, Suriye’deki gelişmeler, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınaklanmalar ve Güney Kıbrıs’ın bir ileri karakol hâline getirilmesi birlikte değerlendirildiğinde ortaya son derece dikkat çekici bir tablo çıkmaktadır. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak isteyenler önce Kıbrıs’ı hedef almaktadır” ifadelerini kullandı.

 

BU AÇIKLAMALAR BARIŞIN VE CAYDIRICILIĞIN ÇAĞRISIDIR

Mustafa Şentop’un Kıbrıs’taki Türkiye’nin garantörlük haklarına ilişkin açıklamalarına da atıfta bulunan Yaycı, “Türkiye’nin garantörlüğünün uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan meşru bir hak olduğunu ve bölgedeki barış ve güvenliğin temel unsurlarından biri olduğunu belirtti. Yaycı, Türkiye’nin garantörlüğü uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan meşru ve hukuki bir haktır. Dahası, Türkiye yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin değil, adadaki barış ve istikrarın da en büyük teminatıdır. 1974 Barış Harekâtı bunun en açık ispatıdır. Türkiye müdahale etmeseydi Kıbrıs Türk halkı büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktı. Bugün de benzer bir kararlılık devam etmektedir. Cumhurbaşkanımızın açıklamalarını bu çerçevede okumak gerekir. Bu açıklamalar bir savaş çağrısı değildir. Bu açıklamalar barışın ancak güçlü bir caydırıcılıkla korunabileceğinin ilanıdır. Türkiye kimsenin toprağında gözü olan bir devlet değildir. Ancak Türkiye’nin hak ve menfaatlerine, Kıbrıs Türk halkının güvenliğine ve Mavi Vatan’daki egemenlik haklarına yönelik herhangi bir girişim karşısında da sessiz kalması düşünülemez. Herkes şunu açıkça bilmelidir: Kıbrıs Türk halkının güvenliği Türkiye için pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin garantörlüğü tartışmaya açık değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’taki varlığı tartışmaya açık değildir. Mavi Vatan’daki haklarımız tartışmaya açık değildir. Ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin olmadığı hiçbir denklem kurulamaz. Türkiye’nin onay vermediği hiçbir Kıbrıs düzeni sürdürülebilir değildir. Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve Kıbrıs’ta Türk varlığı, Türkiye için bir dış politika meselesi değil, doğrudan milli güvenlik meselesidir” şeklinde konuştu.

 

Fransa’nın Doğu Akdeniz politikasını Avrupa güvenliği ve bölgesel nüfuz çerçevesinde ele almak gerektiğini belirterek, Paris yönetiminin son yıllarda bölgede daha görünür bir askeri ve diplomatik varlık oluşturma eğiliminde olduğunu ifade eden Prof. Dr. İsmail Şahin ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA) aracılığıyla Fransız ordusunun adaya daimî olarak yerleşmesi hedeflenmekte; bu kapsamda Mari Deniz Üssü ve Andreas Papandreu askeri üssü gibi stratejik noktaların kullanılması planlanmaktadır. Paris yönetimi bu adımları resmen “insani yardımlar” ve “Avrupa'nın güvenliğini koruma” gerekçeleriyle savunsa da uzmanlar, Fransa’nın Yunanistan ve GKRY’yi kullanarak Türkiye’nin bölgedeki ve özellikle Afrika’daki varlık kurma çabalarının önüne geçmeyi hesapladığını belirtmektedir. Ayrıca bu süreçte Fransa, GKRY’nin savunma ihtiyaçlarının %85'ini karşılamayı hedefleyerek kendi silah şirketleri için bölgede milyarlarca euroluk önemli bir pazar oluşturmaktadır. Fransa’nın Kıbrıs ve Doğu Akdeniz siyaseti, bölgedeki hassas dengeleri bozarak gerilimi tırmandıran ve Türkiye’nin stratejik çıkarlarını hedef alan bir kaos hamiliğidir. Paris yönetimi, “insani yardım” ve “Avrupa’nın güvenliği” gibi gerekçeleri gerçek niyetlerini gizlemek için bir “maske” olarak kullanmaktadır. Asıl amacı, Suriye ve Lübnan gibi eski sömürge topraklarında yeniden askeri etkinlik kurmak olduğu söylenebilir. Yunanistan ve Rum Yönetimi’ni kendi çıkarları doğrultusunda birer “maşa” gibi kullanan Fransa, bu yolla hem Türkiye’nin Afrika’daki nüfuzunu kırmayı hedeflemekte hem de kendi silah şirketlerine milyarlarca euroluk bir pazar oluşturmaktadır. Garanti Anlaşması’nı ve Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik haklarını açıkça ihlal eden bu tek taraflı adımlar, adadaki güven ortamını derin bir şekilde sarsan samimiyetsiz ve provokatif girişimler olarak görülebilir. Ayrıca Rum tarafının bu tür eylemleri adadaki müzakere çabalarını baltalayıp zayıflattığı gibi adada iki devletli çözüm modelinin ne kadar doğru ve gerçekçi bir karar olduğunu teyit etmektedir” dedi.

 

BÖLGEDEKİ İSTİKRAR İÇİN TAVİZSİZ DURUŞ

Cumhurbaşkanı recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının bölgedeki istikrarın korunması açısından önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Şahin, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusundaki uyarıları, bölgede Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün haklarını yok sayan provokatif girişimlere karşı atılmış son derece yerinde ve kararlı bir adımdır. Erdoğan’ın “cevabımız çok net ve sert olur” yönündeki duruşu ulusal çıkarların ve bölge istikrarının korunması bakımından hayati bir önem taşımaktadır. Bölgedeki “fitne ateşine” ve “siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılan” macera arayışlarına karşı sergilediği bu tavizsiz tutum, adada kurulmak istenen oldu bittilerin ve Türkiye’yi çevreleme çabalarının karşılıksız kalmayacağının en somut göstergesidir. Fransa’nın bulanık suda balık avlama siyaseti ancak ve ancak Rum yönetimine zarar vererek onun siyasi manevra alanını daraltır. Fransa için ana hedef İsrail, GKRY ve Yunanistan iş birliğiyle Türkiye’yi Orta Doğu ve Afrika’dan uzak tutmaktır. Fakat böyle bir stratejinin tüm kolonları zayıf ve bir kadar da çürüktür” ifadelerini kullandı.

Yorumlara Git

Murat Karayılan köşeye sıkıştı, kıvırdı! Kanlı şebeke devlete şart koşmaya kalktı!

‘Gel bakalım Muharrem’den ‘Yolsuz Ekrem’e ziyaret: Haberin var mı taş duvar?

Bakan Kurum duyurdu: İstanbul'da dönüşüm 1 milyona ulaştı

Kalibaf siyonist çeteye ve hamisine rest çekti! Hem sahada hem masada biz kazandık

Aziz Yıldırım İsmail Kartal’a baskı mı yaptı? Ersun Yanal neler anlattı neler