Dünya
Katil pes etti
Tarih, “İsrail laftan anlamaz, ancak güçten anlar” diyen merhum Başbakan Prof. Dr. Erbakan Hocayı bir defa daha haklı çıkardı. Siyonist İsrail ve işbirlikçi kuklası Amerika, İran’ın aktif direnişi karşısında diz çöktü ve İran ile anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Savaşın başlamasıyla birlikte İsrail’e füze ve kamikaze dron yağdıran, Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini yerle bir eden İran, hem sahada hem masada kazanarak, haydut devlet ABD ve İsrail’in ancak mücadele ile yola getirileceğini gösterdi.
İSRAİL TOKADIN FARKINDA DEĞİL
ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından gözler anlaşmanın uygulanma sürecine çevrilirken, mutabakat kapsamında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, ABD’nin uyguladığı ablukanın kaldırılması ve iki ülke arasında yaptırımlar ile nükleer program başta olmak üzere birçok başlığın ele alınacağı 60 günlük müzakere sürecinin başlatılması öngörülüyor. İsrail, Lübnan’a yönelik birkaç saldırı ve anlaşmanın kendilerini bağlamayacağı yönündeki açıklamalarla kuyruğu dik tutmaya çalışırken, Trump, “İsrail bunu yaptığımız için bize çok şükran duymalı. Zira İran’ın nükleer silahı olsaydı İsrail iki saat bile ayakta kalamazdı” diyerek, anlaşmanın zorunluluğunu ortaya koydu.
ERBAKAN HOCA HAKLI ÇIKTI
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, uluslararası ilişkilerde gücün ve caydırıcılığın hâlâ en belirleyici unsur olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. İran’ın savaş sürecinde sergilediği askerî kapasite ve kararlı direniş, ABD ve müttefiklerini diplomatik çözüm arayışına yöneltmiş; böylece yıllardır dile getirilen “İsrail ve onu destekleyen güçler ancak ciddi bir bedel ödediklerinde geri adım atarlar” tezini yeniden gündeme taşımıştır. Bu tablo, merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın sıkça vurguladığı ‘İsrail laftan değil, güçten anlar’ tespitinin uluslararası siyasetteki karşılığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Zira tarih göstermektedir ki, sahada maliyet üretebilen ve caydırıcılık sağlayabilen aktörler, müzakere masasında da daha güçlü ve avantajlı bir konuma ulaşmaktadır. İmzalanması beklenen mutabakat, yalnızca İran ile ABD arasında varılan bir uzlaşı değil, aynı zamanda bölgede uzun yıllardır sürdürülen baskı, tehdit ve sürekli çatışma stratejisinin de sınırlarına işaret eden stratejik bir gelişmedir. Bu süreç, askerî gücün yalnızca savaş kazanmak için değil, diplomatik sonuçlar üretmek ve siyasi denklemleri değiştirmek için de belirleyici bir araç olduğunu göstermiştir. Yaşananlar, uzun yıllardır ‘yenilmez askerî güç’ olarak sunulan İsrail’in bölgesel imajının da ciddi biçimde sorgulanmasına neden olmuştur.
ORTA DOĞU’DA YENİ DÖNEM
Mutabakatı Akit’e değerlendiren Güvenlik Uzmanı Salih Aydemir ise şunları söyledi: “ABD-İran anlaşması, yalnızca 108 günlük savaşın sonunu değil, aynı zamanda Orta doğu’da yeni bir güç dengesi döneminin başlangıcını temsil etme potansiyeli taşımaktadır. Bu savaşın kaybeden taraflarına bakacak olursak, birinci sırada İsrail’in yer aldığı açıktır. İsrail ile hareket eden ABD ve Körfez ülkeleri de bu sürecin önemli kaybedenleri arasında bulunmaktadır. Özellikle İsrail’in uzun yıllardır övündüğü Demir Kubbe sisteminin İran füzeleri karşısında aşılabildiğinin görülmesi ayrıca not edilmesi gereken bir gerçektir. ABD kamuoyu ise İran ve Suriye’deki başarısızlıklarına bir yenisini eklemiş, böylece Ortadoğu’da benzer girişimlere yeniden yönelmesi durumunda kendi kamuoyunu ikna etmek zorunda kalacağı bir döneme girmiştir.
SİYONİSTLER RAHAT DURMAYACAK
Peki, bu anlaşma ne getirecek? Soğuk Savaş’tan sonra şekillenen Orta doğu güvenliği dönüşüm sürecine girecektir. Küresel ekonomi ve enerji piyasaları yeniden şekillenecektir. Küresel ekonomide etkili olan Siyonist aileler ile şirketleri dünya ekonomisi üzerindeki etkilerinin azalacağı yönünde değerlendirmeler yapılabilecektir. Körfez ülkelerinin ABD’den umduğu savunma desteğini bulamaması nedeniyle bölgedeki askerî angajmanlar yeniden şekillenecek, ABD-Avrupa’nın rekabeti sorgulanacaktır. Orta doğu jeopolitiğinde ve jeostratejisinde Türkiye, Rusya, Çin, Türk Cumhuriyetleri ve Körfez ülkeleri arasında yeni bir dönemin kapıları sonuna kadar açılacaktır. İsrail’in bin yıllık düşmanlığı, Akdeniz, Afrika ve Kürtler ile Türkiye iç siyasetinde yeni oyunlar ve yeni stratejilerle karşımıza çıkmaya devam edecektir.”